VANCOUVER'DE BAHAR
 

Vancouver'liler Yaza Doyamadı

Yazı ve fotoğraflar: Bahar Çınarlı
Neredeyse, "Sana bir tepeden baktım aziz Vancouver, görmedim sevmediğim gezmediğim hiç bir yer" dedirtecek. Peki İstanbul'dan eksikleri ne? En önemli eksikliği çok genç bir şehir olması nedeniyle, İstanbul'daki binlerce yıllık kültür birikiminin yüzde birinin bile olmaması..

"Karpuz kabuğu düşmeden denize girilmez" sözü Vancouver düşünülünce komik oluyor. Öncelikle öyle Türkiye'deki gibi buram buram sımsıcak yazlar hiç olmuyor burada; zaten karpuzun da mevsimi yok, her meyve her mevsimde var; üstelik de kabuklarının denizde yüzmesi gibi bir şey bu medeni şehirde düşünülemez… Beni tümden düşündürdü ve güldürdü bu söyleyişi hatırlamak..

Vancouver'ı nasıl tarif etmeli? İstanbul'un yüzyıl önceki güzelliğinde, yemyeşil, bol sahilli, bol denizli, çok kalabalık olmayan, nezih ve medeni bir şehir. Yani neredeyse, "Sana bir tepeden baktım aziz Vancouver, görmedim sevmediğim gezmediğim hiç bir yer" dedirtecek. Peki İstanbul'dan eksikleri ne? En önemli eksikliği çok genç bir şehir olması nedeniyle, İstanbul'daki binlerce yıllık kültür birikiminin yüzde birinin bile olmaması.. Tabii ben eski İstanbul ile kıyaslıyorum, şu andaki İstanbul'daki acı değişikliklerden uzak durarak. Burada yaşayanların günlük hayatlarını doğrudan etkileyen bir farklılık da iklimi.. Vancouver ılıman iklimiyle Kanada'nın tüm kalanından da farklı. Oniki ay boyunca neredeyse tek iklim var. Hava sıcaklığı genelde 5-30 derece arasında oynuyor. Büyük olasılıkla da 15 civarında seyrediyor. Yani yazla kış arasında pek bir fark yok. Şehir kuzey yağmur ormanları arasında kurulmuş olduğu için yılın 9 ayı hava bulutlu ve yağmurlu; ama soğuk değil. Yıllar önce Türkiye'den gelen bir misafirimi evde bırakıp işe gitmiştim. Akşam döndüğümde nereleri gezdiğini sormuştum, cevabı "Çıkmadım, yağmurun dinmesini bekledim" olmuştu. Hâlâ gülerek anlatırım. Vancouver'lılar bilir, yağmurun dinmesini beklerlerse hayatta hiç bir şey yapamayacaklarını.. Geçen Kasımda hava mevsim rekorlarını kırmıştı neredeyse; 58 gün aralıksız bulutluydu. Üç aylık yazlarında ise güneş kendini gösterir. Bulutların arasından sihir gibi muhteşem bir belde belirir. Tüm bulutlar, yağmurlar unutulur, şehre tapılır. Gün batımlarında insanın tekrar şiir yazası gelir. Pratik bir not olarak ekliyorum; güneş için en garantili ay Ağustos'dur. Türkiye'den misafiri gelecekleri hep Ağustos'a ikna ettirmeye çalışırım, ama nafile.. Genellikle Ağustos Türkiye'de de en revaçta olan ay olduğu için çoğunlukla misafirler buraya yaz harici bir mevsimde gelir -Türkiye'nin tadı kaçınca- ve burada da maalesef yağmurdan bunalıp eve tıkılırlar, dönecekleri günü saymaya başlarlar.

Evet, ne diyordum; 3 aylık yarım buçuk bir yazımız olunca Vancouver'lılar ne zaman güneşi görseler neredeyse anadan üryan plajlara, havuzlara, mesire yerlerine akın ederler. Yosunlarını çözmek için.. Ben burada anladım neden o turistlerin Türkiye'ye Nisan gibi bir ayda gelmelerine rağmen bikini ile dolanmalarını.. Çünkü güneşe hasretler..

Çoğunluk Türk göçmen özellikle ilk yıllarında bu yarım buçuk yazlar nedeniyle bocalar. Okyanus "soğuk"tur, havuzlar "pis"tir, en önemlisi, "karpuz kabuğu henüz denize düşmemiştir".. Onun yerine Çeşme'de, Bodrum'da girilecek olunan mavi sıcak denizlerin hayalleri kurulur..

Bu yılki yazdan Kanadalılar da şikâyetçi.. "Geliyor, tamam geldi artık" falan derken, bir de bakıyoruz ki sezon bitmek üzere.. Ekteki fotoğraflar giderek bulutlanan havaya rağmen yazın keyfini çıkarmaya andetmiş Vancouver'lıları gösteriyor.

Ağustos 2008

Yazarın Önceki Yazıları:
Vankuver'de Türk Sinema Günleri Başladı
Bu Vancouver'den Latif Geçti!
1. Vancouver Türk Şiir Günü

l