VANCOUVER'DE BAHAR


1. Vancouver Türk Şiiri Günü

"İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı."

Orhan Veli Kanık

Rime Lokantasında düzenlenen 1 Vankuver Türk Şiir Günü'ne katılım yoğun oldu. Fotoğraf: H. Burak Çavka

Bahar Çınarlı / VANKUVER

British Columbia'daki ilk Türk şiir etkinliği, 4 Mart günü Türklerin yoğun katılımıyla Vancouver'da gerçekleştirildi. Tiyatral özellikler de taşıyan bu gösteride, tüm şiirler canlı müzik eşliğinde okundu. Aynı zamanda, güftesi şiirlerden oluşan ve halkımızın beğenisini kazanmış bazı şarkılar da söylendi. İzleyiciler zaman zaman söylenen şarkılara severek katıldılar. Bu şiir dinletisinin, bu şekliyle yalnızca Vancouver'da değil, Kanada'da bir ilk olduğu düşünülüyor. Üç ay süren yoğun bir prova dönemi ve ateşli tartışmalardan sonra, göz kamaştırıcı bir şiir dinletisinin ortaya çıktığı rahatlıkla söylenebilir. Bu gösterinin en önemli özelliklerinden biri, gösteriyi sunan şiir ekibinin, Vancouver'da yaşayan çok çeşitli meslek gruplarına ait amatörlerden oluşmasıydı. Ancak, ortaya çıkan performans, değme profesyonellere taş çıkartacak düzeydeydi. Turkish Canadian Society ve UBC Turkish Student Society çatısı altında gerçekleştirilen bu gösterinin tam anlamıyla bir ekip çalışması olması, Vancouver'da yaşayan tüm Türk topluluğunu sevindirmiş ve umutlandırmıştır.

Şiir gününde yer alan şairler, 1980 öncesi, modern Türk şiirinin büyük ustaları arasından seçildi. Şiir gününde şiirleri okunan şairlerin sayısı, Simurg efsanesinden yola çıkarak oluşturuldu (Bkz. dip not). Simurg efsanesinde geçen Farsça "Simurg" sözcüğünün kelime anlamı "30 kuş"tur. Şiir gününün 30 şairini temsilen sahnede 30 adet gül bulundurulmuş, her şairin şiirinin okunmasının ardından, dolu olan vazodan, boş olan vazoya bu güller birer birer aktarılmıştır. Programın bitiminde ise, şiir gününe katılan hanımlara, şiir ekibi tarafından tek tek dağıtılmıştır. Ayrıca gösteride her şair birer ikişer paragrafla kısaca tanıtılmış ve beyaz perde üzerinde şairlerin fotoğrafları izleyicilere gösterilmiştir.

Gösteri, program danışmanı ve sanat yönetmeni şair ve yazar sayın Osman Hakan A.'nın Simurg Efsanesi'nin anlatımıyla başlamış, şiirlerin okunması ve şarkıların söylenmesiyle devam etmiştir. Gösteri bitiminde, yine sayın Osman Hakan A. güzel ve anlamlı bir kapanış konuşmasıyla, Türk dili ve edebiyatının zenginliği ve derinliği hakkında önemli bilgiler vermiştir. Şiir gününe katılan Türk topluluğu arasından bazıları, günün güzelliği ve anlatılanların ardından kendilerini tutamayıp ağlamışlardır. Sanıyorum hepimiz şiir gününden kendi dil ve kültürümüzle gurur duyarak ayrıldık.

Sahne tasarım ve yönetimini Çağrı Yavuz, müzik yönetmenliğini Erman Yavuz'un üstlendiği bu dinletide, şiirler, Osman Hakan A., Eylül Arslan, Bahar Çınarlı, Şeyda Taylanlı ve Çağrı Yavuz; düz yazı metinler, Kaan Erşahin tarafından okundu. Okunan tüm şiirlere Güler Aylar ve Erman Yavuz gitarları ve zaman zaman da sesleriyle eşlik ettiler ve daha öncede belirttiğim gibi, güftesi şiirlerden oluşan, gönüllerde yer tutmuş şarkıları seslendirdiler. Ayrıca bu ikili kendi besteleri olan birer şarkı da söylemişlerdir.

Organizasyonda Türk-Kanada Derneği yönetim kurulu üyesi Dr. Bahar Çınarlı ve UBC Türk Öğrenci Derneği başkanı Kaan Erşahin aktif olarak yer aldılar. Program sonunda Türk-Kanada Derneği Başkanı Erol Karacabeyli tüm grup adına Osman Hakan A.'ya teşekkür edip, çiçek ve gösteride yer alanlara sunulmak üzere birer şiir CD'si armağan etti.

Yurtdışında yaşamaktan dolayı epeydir duyamadığımız ve hasretini çektiğimiz şiirler eşliğinde Türk dili ve edebiyatının zenginliğini tekrar yaşadık. Birlikte duygulandık, hüzünlendik, ağladık, sevindik ve çok mutlu olduk. Büyük bir şairimizin de söylediği gibi, Vancouver'da ilk defa hep birlikte "Bu hasret bizim" diyebildik.

Ünlü şiirlerle bestelenmiş ezgilerden bi demet sunuldu etkinlikte. Fotoğraf: H. Burak Çavka

İşte benim yukarıdaki satırları yazmama neden olan, gösteriden sonra izleyenlerden aldığım onlarca sevgi dolu mesajdan bir kaçı:

Sevgili Arkadaşlarım,
Aradan iki gece geçmiş olmasına rağmen Pazar akşamı aldığımız coşkulu alkış halen kulaklarımda.
Ardından seyircilerden gelen güzel kelimeler ve göz yaşları, başarılı bir performans sergilediğimizin en güzel ve duygulu habercileriydi.

Güler
(Güler Aylar - Şiir dinletisi müzisyenlerinden ve Türk-Kanada Derneği etkinlik koordinatörlerinden.)

Gerçek anlamda gelen herkese keyif veren bir gösteriydi. Keyif almanın ötesinde, bizleri geldiğimiz topraklara götürdü, maneviyatımızla buluşturdu. Hissettirdi. Akşam Nanaimo'ya dönerken, haftanın yorgunluğundan hiçbir eser kalmamıştı. Emeği geçen herkese teşekkür ederim. Umarım bir sonraki durağı Victoria yapabiliriz.

Tolga
(Tolga Habalı - Vancouver Adası Türk Kanada Dostluk Derneği Başkanı ve Türk-Kanada Derneği Yönetim Kurulu Üyesi)

Sayın Osman Hakan Bey,
Muhteşem Şiir günü ile, Ruhum dinlenmiş..Bedenim ile birlikte huzur içinde..Hayata renk geldi
sanki.
Sizi ve arkadaşlarınızı kutluyorum...
Müthiş bir gün idi!...

Selamlar.

Rezan Rona
(Rezan Rona -Türk-Kanada Derneği Üyesi)

Sevgili Arkadaşlar,
Diğer arkadaşlarımın anlamlı duygularını aynen paylaşıyorum.
Genco Erkal'ın 70'lerde Dostlar tiyatrosunda solo olarak verdiği "Kerem Gibi" performansından sonraki duygularım tazelendi sizin şiir ziyafetinizin sonunda.
Performansınızı izleyenlerin bana söyledikleri övgüler o kadar derin ve duygulu ki kelimelerle ifade etmem güç.

Ama şunu söyleyeyim. Oradaki insanlara Kanada'da yaşadıkları yaşayacakları en güzel Pazar günlerinden birini hediye ettiniz.

Ne mutlu bize ki sizin gibi değerli ve özverili insanlarımız var.
Sağ olun var olun

Erol Karacabeyli
(Erol Karacabeyli - Türk-Kanada Derneği Başkanı)

Sevgili Dostlar,
29 yıldır Kanada'da yaşıyorum, ve en duygulandığım gün oldu. Şiir ziyafetini verenleri ve planlayıcılarını en içten duygularla kucaklıyorum, tebrik ediyorum. Bence bu bir ilk oldu Vancouver'da. Daha evvel folklor, şarkı ve çocuk şiirleri yapılmıştı. Ama böyle hazırlıklı, profesyonel, edebi bir kültürel faaliyetin yapıldığını hatırlamıyorum. Umarım bu etkinlik Victoria'da tekrarlanabilir. Bahar'ın dokümanteri, UBC Türk Öğrenci Derneği'nin Mario Levi söyleşisi, arkasından görkemli bir şiir sunumu toplumumuzu en güzel şekilde temsil eden etkinlikler.

Yeniden hepinizi tebrik ediyorum.

Yusuf
(Prof. Yusuf Altıntaş - eski Türk-Kanada Derneği Başkanı)

Şairlerin listesi:
Ahmet Haşim, Yahya Kemal Beyatlı, Faruk Nafiz Çamlıbel, Ahmet Hamdi Tanpınar, Hazım Hikmet Ran, Necip Fazıl Kısakürek, Asaf Halet Çelebi, Ahmet Muhip Dıranas, Ziya Osman Saba, Cahit Sıtkı Tarancı, Orhan Veli Kanık, Oktay Rıfat Horozcu, Melih Cevdet Anday, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Behçet Necatigil, İlhan Berk, özdemir Asaf, Attila İlhan, Mehmet Çınarlı, Can Yücel, Ümit Yaşar Oğuzcan, Ahmed Arif, Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya, Ece Ayhan, Gülten Akın, Hilmi Yavuz, Ataol Behramoğlu.

Programı Hazırlayanlar

Danışman: Osman Hakan A.
Sahne Tasarım ve Yönetim: Çağrı Yavuz
Müzik Yönetmeni : Erman Yavuz
Hazırlık Komitesi: Dr. Bahar Çınarlı, Kaan Erşahin
Şiir Okumalar: Osman Hakan A., Eylül Arslan, Dr. Bahar Çınarlı, Şeyda Taylanlı, Çağrı Yavuz.
Sunuş: Kaan Erşahin
Müzik: Güler Aylar, Erman Yavuz


SİMURGEFSANESİ

Rivayet odur ki, tüylerinin eşi benzeri olmayan kuşlar hükümdarı Simurg, Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Simurg'un özelliği, gözyaşlarının şifalı olması, yanarak kül olmak suretiyle ölmesi ve sonra kendi küllerinden yeniden doğmasıdır...

Kuşlar Simurg'a inanır, onun kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş. Zamanla kuşlar dünyasında her şey ters gitmeye başlamış. Fakat bir türlü Simurg onları kurtarmaya gelmemiş. Kuşlar giderek Simurg'tan kuşkulanır olmuşlar ve sonunda ondan umudu kesmişler. Derken, bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü, Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş. Böylece Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip, ondan yardım istemeye karar vermişler. Hüthüt en önde onlara yol gösteriyormuş…

Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş. Oraya varmak içinse, yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin, yedi zorlu vadi...

Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, daha yolun başında geri dönmüşler, yolda yorulanlar, hastalananlar, düşenler, ölenler olmuş...

Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları giderek azalmış, bir çoğu sürüden kopmuş. Ve nihayet Altıncı ve Yedinci Vadi'de bütün kuşlar umutlarını yitirmişler... Kaf Dağı'na vardıklarında ise, geriye yalnızca otuz kuş kalmış.

Sonunda sırrı, sözcükler çözmüş: Farsça "si", "otuz" demektir... murg" ise "kuş"... Kuşlar Simurg'un yuvasını bulunca öğrenmişler ki; "Simurg otuz kuş" demekmiş. Onların hepsi birden Simurg'muş. Her biri de Simurg… Sonunda 30 kuş anlamışlar ki, aradıkları padişah kendileri; gerçek yolculuksa, kişinin kendisine yaptığı yolculukmuş.

Sözün özü: Simurg'u beklemekten vazgeçerek, kendi küllerimizden yeniden doğabilmek için, kendimizi yakabilmeyi ve birer Simurg olmayı göze alabilmeliyiz. Bunu yapamazsak, kendi bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulmamız mümkün değildir.


Mart 2007

l