VANCOUVER'DE BAHAR



Başak Büyükçelen'in İkilem'i büyük ilgi gördü


Yazı ve fotoğraflar: Bahar Çınarlı

Yönetmenliğini Başak Büyükçelen'in, başrol oyunculuğunu ise Çağrı Berk ve Ali Barkın'ın yaptığı film İkilem (Dilemma) 7 Şubat 2010'da Pasifik Sinematek'te ilk toplu gösterimini yaptı. Turkish Canadian Society (TCS-Vancouver) ve Vancouver Film School bu gösterimde ortak çalıştılar ve büyük bir izleyici topluluğuna ulaştılar. Gösterimin sunuculuğunu ise büyük bir başarıyla Güler Aylar yaptı.

Film, Vankuver'de çekilen ilk Türk filmi olarak tanıtıldı, ki bu bir anlamda doğruydu. İlk kez Vankuver'de çekilen bir filmde yönetmen ve başoyuncular Türk'tü ve konu Türkiye'de geçip, Türkleri ele alıyordu. Filmin dili Türkçe'ydi, İngilizce altyazılıydı.

Talih bu üç başarılı sanatçıyı aynı anda Vankuver'de karşılaştırdı ve güzel bir eser sergilemelerine araç oldu. Başak Büyükçelen ve Ali Barkın Vancouver Film School'da okuyorlardı. Büyükçelen yapım bölümünde ve Barkın oyunculuk bölümündeydiler. Büyükçelen İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi, Barkın ise ODTÜ İnşaat Mühendisliği mezunuydu. Her ikisi de sinema sevgisi ağır bastığı için sonradan sinemaya yönelmiş ve buraya sinema okumaya gelmişlerdi. Çağrı Berk ise son yıllarda Vankuver'in Türkiye'den kazandığı sevgili tiyatro oyuncumuzdu. Burada da tiyatro eğitimine devam etmişti. Büyükçelen okul bitirme projesini uzun zamandır bağrında olan sosyal içerikli bu konuyu işlemek için kullandı. Böylece sadece yapım değil, senaryo ve yönetmenlik dallarında da kendini kanıtladı.

Film birçok elin katkısıyla buradaki toplumumuzun gurur duyduğu bir film oldu. Kamera ve teknik araç gereçler, teknik elemanlar ve hocaların gözetimi Vancouver Film School tarafından sağlanırken, Türk toplumu da dekor yahut kostümler için yardımda bulundu. Mekânların Türk mekânı gibi görünmesi önemliydi. Filmin kısmi sponsorluğunu Turkish Canadian Society ve Suzy Baker Design yaptı.

'Bir Sosyal Yara'

Film bir çok yazarın ve film yapımcısının çekinip uzak durduğu, üzüntü verici ve çok önemli bir konudan, bir sosyal yaramızdan bahsediyordu. Konuyu "Kadın özgürlüğünün aşırı İslamcılık adına erkek tarafından kısıtlanması" şeklinde özetleyebilirim. Konusu şöyle: Kendini İslam dinine çok aşırı derecede adamış iyi niyetli bir genç adam, Gafur (Ali Barkın) bir gün sokakta "kapalı" karısına tıpatıp benzeyen bir fahişe ile karşılaşır. O bu fahişeyi "doğru" yola sokmaya çalışırken, fahişe ona ailesindeki erkeklerin baskısından kaçmak zorunda kaldığı için sonunda fahişe olmak zorunda kaldığını söyler. "Doğru" yola girip de yine "hapis hayatı' yaşamak istemediğini, şimdiki hayatının hiç de o kadar kötü olmadığını, birçok özgürlüğü tadabildiğini söyler. Gerçekten de filmde neşesi yerinde, canlı, mutlu bir kadın görülmektedir. İstediği gibi giyinebilmektedir, istediğini istediği gibi söyleyebilmektedir. Canlı renkler, mini etekler, makyajlarla son derece güzel ve çekici görünmektedir. Genç adama, "Sen öbür dünyadaki huriler için bu dünyada neler kaçırdığının farkında değilsin", "Niye hep her şeyi öteki dünyaya erteliyorsun, niye bu dünyada yaşamıyorsun" der. Öte yandan Gafur'un ev hayatı ve karısıyla olan iletişimleri gösterilir. Her iki kadını da Çağrı Berk büyük bir başarıyla oynamaktadır. Filmde kasıtlı olarak iki kadına da ad verilmemiştir. "Kadının Adı Yok"a gönderme yapılmıştır. Karısının kıyafeti en soluk renklerle tüm vücut kıvrımlarını kapayan, ayak bileğine, ellerine kadar uzayan bir elbise ve yine sönük renklerden bir başörtüsüdür. Gafur'un eşi değil de kölesi gibidir davranışlarıyla. Sadece bakkala gitmeye izni vardır. Ailesini ziyaret için kocasından izin istemekte ve alınca büyük bir bağışmışçasına teşekkür etmektedir. Kahvaltıda kocası ilk lokmayı yemeden o yiyemez, bekler. Bir gün başörtüsü biraz sıyrılmış bir halde hep sımsıkı kapalı duran kalın tül perdeyi düzeltirken kocasından azar işitir ve itilip kakılır, "Kendini teşhir ediyor" diye. Evde hapis ve çok mutsuzdur. Cinsel hayatlarının da çok sönük olduğu, kadının hiç bir zevk almadığı ima edilmektedir. Gerçi adamın da zevk aldığına dair pek bir işaret yoktur. Her tür "cilveleşme" adama göre haramdır, karısı ile bile olsa. Cinsel baskı evde karı koca arasında bile görülmektedir. Karısının çaba gösterip "cilveli" bir sözcük söylemesi bile adamı çileden çıkartır. Aklı günah ve öbür dünya konularına saplanmıştır daima.

Gafur, hayat biçimi fahişe tarafından sorgulandığı için ikileme düşer. Bunalmaya başlar. Bunda bir geceyi fahişeyle geçirmesinden sonra duyduğu iç karışıklık ve suçluluk duygusu da yer almaktadır. Acısını hiç bir şeyden habersiz olan karısından çıkarır. Onu fahişelikle suçlar, iteleyip kakalar, hatta döver, sonra bakkala bile gitmesini yasaklar. Kadını abdest almışken bir daha alması ve namaz kılması için zorlar. Filmin sonunu yönetmen izleyiciye sürpriz olarak bırakmıştır. Ben de öyle yapıp sonundan bahsetmeyeceğim. İkilem aslında üçünde de vardır. Fahişede geçmişi ile hesaplaşma şeklinde görülür.

İzleyiciden 'Türkiye'yi kötü gösteriyorsunuz' yorumu

Film gösteriminden sonraki soru cevap bölümü de ayrıca ilgi çekici geçti. İzleyicilerin büyük çoğunluğu filmi çok beğendiklerini söylediler. Büyükçelen'in sorulara cevapları da filmi kadar güzeldi. Bir Türk hanım izleyici filmin Türkiye'yi "kötü" gösterdiğini, biz yurtdışında bu kötü imajı yıkmaya çalışırken bu filmle o imajın pekiştiğini ve bu filmdeki gibi aşırılığın Türkiye'de çok az bir kesimde olduğunu söyledi. Büyükçelen bunun hiç de sanıldığı kadar az görülmediğini, kendi ailesinde bile bu tür olaylar olduğunu söyledi ve dozu değişmekle birlikte bu tür bir baskının çok çeşitli kesimlerde hep bulunduğunu ekledi. Bir başka izleyici de neden özgür kadını illa da fahişe olarak sergilediğini ve hep aşırı giyindirdiğini sordu. Bu iki uç arasında normal hayat yaşayan aydın ve özgür Türk kadınlarının da sergilenebileceğini söyledi. Bir Türk erkek izleyici ise filmin İslamiyet'i kötü gösterdiğini, bundan çekindiği için yabancı kız arkadaşını filme getirmediğini söyledi. Büyükçelen'in "Keşke getirseydin ve madalyonun çeşitli yüzlerini görmesine izin verseydin; filmdeki gibi hayatları da burada sahnedeki özgür ve aydın kadınları da, tüm yelpazeyi.." şeklinde yanıtı büyük alkış aldı. Gösterim TCS Başkanı Burç Dizdar'ın sanatçılara çiçek vermesiyle sonlandı.

Büyükçelen ileride konuyla ilgili iki film ile 'üçleme' yapmayı planladığını söyledi. Kendisi ay sonunda Türkiye'ye dönüyor. Bu başarılı ve derinlikli yönetmeni; ve oyunculuğu ile herkesi büyülemiş olan Çağrı Berk ve Ali Barkın'ı; gösterinin düzenlenmesinde ve günün İngilizce olan program sunuculuğunda büyük başarı gösteren Güler Aylar'ı candan tebrik ediyorum.


Şubat 2010

Yazarın Önceki Yazıları:
Turkish Canadian Society Genel Kurul Toplantısı verimli geçti
Vancouver Bodrum Arası Doğrudan Uçuşlar!
Vankuver'de laik Cumhuriyet savunucuları coşkuyla bir araya geldi
Havai Fişek Deyip Geçmeyelim
Montreal Gezimin Ardından Düşünceler
Değişik bir 23 Nisan kutlaması
Büyük Yalan her şeyi gerçek belgelerle anlatıyor
Vankuver'de yeni yönetim ve tüzük değişikliği
Mustafa Filmini Üzüntü ve Kızgınlıkla Seyrettim
Her Yerde Kar Var!...
Şeker Bayramı Vancouver'de kutlandı
Vancouver'liler Yaza Doyamadı
Vankuver'de Türk Sinema Günleri Başladı
Bu Vancouver'den Latif Geçti!
1. Vancouver Türk Şiir Günü

l