Ömer F. ÖZEN
Dil Yarası


Bırakmak, Dökmek

Dilden dile çevirmek, bazan o dilde bir çevren genişlemesini, dilin varsıllaşmasını sağlar. Ama o dilde karşılığını bulabilmek önemli. Yoksa, sözcük türetme yöntemleri de kullanılabilir. Bu taşıma ve söylem o dilde iğreti durmamalı; söylenmek isteneni, o dilin özekinsel gelişimi ve kuralları içinde gerektiği gibi göstermeli.

Türkçede bir sözün, bir konunun toplum içinde gündemde olduğunu, o konudan konuşulduğunu belirtmek için, 'ağızdan ağıza'; duyulduğunu tanımlamak için de, 'kulaktan kulağa' yayıldı deyimleri kullanılıyor. İngilizcede var mı bilmiyorum ama, bu deyimin Fransızcası, 'de bouche à l'oreille / ağızdan kulağa'dır.

Biz herşeyin kökenini Batı'da ararız; onulmaz bir sayrılıktır. Çünkü kendi varsıllığımıza, yeteneklerimize güvenemeyiz. Kendi değerlerimizi biz baş tacı etmeyiz, ancak o değerlerimiz başka yollardan, örneğin Batı'dan bize yansırsa, bizim için daha değerli görünür.

Yanlış kullanımlar

Bu kez çeviri sorunlarından söz etmeyeceğim; kendi dilimizde kullandığımız deyim ya da sözcüklerden söz edeceğim.

Kitle iletişim araçlarında yayın yapanlar, konuşma yapanlar, yazı yazanlar, kullandıkları sözcüklere, konuşma biçimlerine önemle dikkat etmeliler. Geniş bir topluma seslendiklerini unutmamalılar; yanlış kullanım çok kolay yayılabiliyor.

Televizyonlarda yemek hazırlama izlencelerindeki konuşma biçimlerinden söz edelim.

Yemek hazırlayan ahçı ya da yardımcısı, örneğin, 'domates, patlıcan, yağ bırakmaktan' söz ediyor: "Şimdi de biraz tuz bırakacaksınız". "Tavuğu kızarttıktan sonra, tencereye bırakınız!" vb vb...

Bırakmak eylemi, bir yerden bir yere giderken, bir nesneyi (canlı ya da cansız) o yere koymak demektir. Örnek: "İşe gelirken, çocuğu dayısına bıraktım.", "Şu çantayı odaya bırakıp gelir misin?" gibi... (Başka konularda başka biçimlerde de kullanılabiliyor).

Ancak tencereye tuz koyulur (bırakılmaz). Domates, patlıcan, yağ koyulur (konulur). Ama bırakılmaz! Birçok şey varsa ve başka bir şey daha konulacaksa, katabilirsiniz. Ama bırakamazsınız!

Koymak eylemini, 'argo' deyimler arasına katan kendini belden aşağı düşünmeye sabitlemiş bir kesimin etkisiyle, sözüm ona, bu düşünceye yönelmemek için, 'bırakmak' eylemini kullanıyorlar. Ama işte böylece dilden, sağlıklı konuşma biçiminden uzaklaşıyorlar.

'Dökeyim mi?'

Bu konuyla ilintili başka bir olgu da şu: Konuk olarak bir yere gittiğimde, bazı dostlar ağırlarken, çay, kahve sunmak istediklerinde, 'çay dökeyim mi' diye sorarlar. Ben de, 'hayır canım, yazık değil mi? Çayı doldur da içelim' derim, şaka yollu uyarırım.

Çay ya da kahve bardağa koyulur (konulur) ya da doldurulur. Ama dökülmez. Dökmek, dilimizde çöpe atmak, artık kullanılmaz kavramlarını içerir.

Sözcüklere yüklediğimiz kavramlar önemlidir. Kaş yaparken, göz çıkarmayalım! N'olur!?

Ekim 2002

Önceki Yazılar:

70. Dil Bayramı Buruk

İnternetin Dilimize Ettikleri

Türkçe Düşünebilmek

Dil Bir İletişim Aracı