|
Bırakmak, Dökmek
Dilden
dile çevirmek, bazan o dilde bir çevren genişlemesini, dilin varsıllaşmasını
sağlar. Ama o dilde karşılığını bulabilmek önemli. Yoksa, sözcük
türetme yöntemleri de kullanılabilir. Bu taşıma ve söylem o dilde
iğreti durmamalı; söylenmek isteneni, o dilin özekinsel gelişimi
ve kuralları içinde gerektiği gibi göstermeli.
Türkçede
bir sözün, bir konunun toplum içinde gündemde olduğunu, o konudan
konuşulduğunu belirtmek için, 'ağızdan ağıza'; duyulduğunu
tanımlamak için de, 'kulaktan kulağa' yayıldı
deyimleri kullanılıyor. İngilizcede var mı bilmiyorum ama, bu deyimin
Fransızcası, 'de bouche à l'oreille / ağızdan kulağa'dır.
Biz
herşeyin kökenini Batı'da ararız; onulmaz bir sayrılıktır. Çünkü
kendi varsıllığımıza, yeteneklerimize güvenemeyiz. Kendi değerlerimizi
biz baş tacı etmeyiz, ancak o değerlerimiz başka yollardan, örneğin
Batı'dan bize yansırsa, bizim için daha değerli görünür.
Yanlış
kullanımlar
Bu
kez çeviri sorunlarından söz etmeyeceğim; kendi dilimizde kullandığımız
deyim ya da sözcüklerden söz edeceğim.
Kitle
iletişim araçlarında yayın yapanlar, konuşma yapanlar, yazı yazanlar,
kullandıkları sözcüklere, konuşma biçimlerine önemle dikkat etmeliler.
Geniş bir topluma seslendiklerini unutmamalılar; yanlış kullanım
çok kolay yayılabiliyor.
Televizyonlarda
yemek hazırlama izlencelerindeki konuşma biçimlerinden söz edelim.
Yemek
hazırlayan ahçı ya da yardımcısı, örneğin, 'domates, patlıcan,
yağ bırakmaktan' söz ediyor: "Şimdi de biraz
tuz bırakacaksınız". "Tavuğu kızarttıktan sonra,
tencereye bırakınız!" vb vb...
Bırakmak
eylemi, bir yerden bir yere giderken, bir nesneyi (canlı ya da cansız)
o yere koymak demektir. Örnek: "İşe gelirken,
çocuğu dayısına bıraktım.", "Şu çantayı odaya bırakıp
gelir misin?" gibi... (Başka konularda başka biçimlerde
de kullanılabiliyor).
Ancak
tencereye tuz koyulur (bırakılmaz). Domates,
patlıcan, yağ koyulur (konulur). Ama bırakılmaz!
Birçok şey varsa ve başka bir şey daha konulacaksa, katabilirsiniz.
Ama bırakamazsınız!
Koymak
eylemini, 'argo' deyimler arasına katan kendini belden aşağı
düşünmeye sabitlemiş bir kesimin etkisiyle, sözüm ona, bu düşünceye
yönelmemek için, 'bırakmak' eylemini kullanıyorlar.
Ama işte böylece dilden, sağlıklı konuşma biçiminden uzaklaşıyorlar.
'Dökeyim
mi?'
Bu
konuyla ilintili başka bir olgu da şu: Konuk olarak bir yere gittiğimde,
bazı dostlar ağırlarken, çay, kahve sunmak istediklerinde,
'çay dökeyim mi' diye sorarlar. Ben
de, 'hayır canım, yazık değil mi? Çayı doldur
da içelim' derim, şaka yollu uyarırım.
Çay
ya da kahve bardağa koyulur (konulur) ya da doldurulur.
Ama dökülmez. Dökmek, dilimizde çöpe atmak,
artık kullanılmaz kavramlarını içerir.
Sözcüklere
yüklediğimiz kavramlar önemlidir. Kaş yaparken, göz çıkarmayalım!
N'olur!?
Ekim
2002
Önceki
Yazılar:
70.
Dil Bayramı Buruk
İnternetin
Dilimize Ettikleri
Türkçe
Düşünebilmek
Dil
Bir İletişim Aracı
|