|
Kalabalık
bir topluluğun katıldığı Atatürk'ü Anma Günü'nde geçmişten günümüze
iletiler verildi.
Montreal'deki
Atatürk'ü Anma Günü'nde duygu ve coşku bir aradaydı

HABER MERKEZİ - 9 Kasım, Pazar günü Doubletree Oteli'nde
gazetemiz Bizim Anadolu ve Turquebec Kültür ve Dostluk Derneği'nce
düzenlenen 10 Kasım, Atatürk'ü Anma Günü ve Laik Cumhuriyetin
Kazandırdıkları konulu etkinlik bir duygu ve coşku seli
içinde geçti.
Açılış konuşmasını
Turquebec Kültür ve Dostluk Derneği Başkanı Oryal
Tanır'ın yaptığı Anma Günü, İstiklal Marşı ve
bir dakikalık saygı duruşuyla başladı.
Sürpriz
bir konuk olarak Federal Liberal Parti'den Papineau Milletvekili
Justin Trudeau'nun bürosundan bir yetkilinin seçim kampanyası
sırasında çalışmaları ve destekleri dolayısıyla Türk toplumuna Milletvekili
Trudeau'nun sıcak bir teşekkür iletisini okumasının ardından,
Dr. Aydın Yurtçu Mustafa Kemal Atatürk'ün 1934'te okuduğu ve
Birinci Dünya Savaşı sırasında Çanakkale'de ölen İngiliz, Fransız,
Avustralyalı, Yeni Zelandalı ve Hintli askerlere ve 'göz yaşlarınızı
silin, çocuklarınız Mehmetçikle birlikte yan yana yatıyorlar. Onlar
artık bizim de evlatlarımız' sözlerinin de yer aldığı, onların
annelerine yönelik yapmış olduğu konuşmayı İngilizce sundu.
Gazetemiz
Gençlik ve Şiir Köşesi Yönetmeni Merve Sancak'ın gazetemiz
yazarlarından Zeynep Enez'in Atatürk'e adamış olduğu
'Yetmişinci On Kasım' adlı şiiri, Nazım Hikmet'in
Kurtuluş Savaşı Destanı'ndan şiirlerin de yer aldığı
Cumhuriyet ve Atatürk şiirlerini, ayrıca Atatürk'ün
Gençliğe Seslenişi'ni okumasının ardından Dr. Aydın Yurtçu
Atatürk ve Din konulu bir konuşma yaptı. Atatürk'ün din
ve laikliğe ilişkin söz ve demeçlerinden bir demet sunan Dr.
Yurtçu, büyük önderin özetle şu sözlerine yer verdi: "Kutsal
ve tanrısal olan inanç ve vicdanlarımızı her türlü çıkarların ve
tutkuların alanı olan siyasetten ve siyasetin tüm öğelerinden bir
an önce kesinlikle kurtarmak, ulusumuzun dünya ve ahiret mutluluğunun
emrettiği bir zorunluluktur. Ancak böyle İslam dininin yüceliği
gerçekleşir (1924).", "Laiklik asla dinsizlik demek olmadığı
gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için
gerçek dindarlığın gelişmesi olanağını sağlamıştır. (1934).",
"En iyi tarikat bilimdir (1936).", "Din oyunu aktörlerine
her yerde rastlanacaktır (1937)."
Genç
tarihçilerimizden Denis Azar ise "Atatürk ve Çağdaşlık"
konulu bir konuşma yaptı. Avrupa'da gelişen Hümanizma felsefesinden
ve Atatürk'ün Cumhuriyetle birlikte yapmış olduğu devrimlere
gönderme yapan Denis Azar, konuşmasında özetle şu görüşlere
yer verdi: "15. yüzyılda Avrupa'da dünyanın kaderini
değiştiren, belirleyen felsefi bir akım başladı. Bu felsefenin adı
Hümanizm'dir. Hümanizm ne demek? Hümanizm insanları düşüncede özgürleştiren,
insanları sevme, kısaca insancıllık ülküsüdür. Bu felsefe sayesinde
insanlar kendilerine yüzyıllardan beri dayatılan dinsel dogmaları,
fikirleri analiz etme, sorgulama şansı buldu."
Mustafa Kemal'in
de bu felsefe ışığında devrimlerini yaptığı görüşünü dile getiren
Azar, Mustafa Kemal'in Türkiye'de din eksenli olan şeri eğitimin
yerine laik eğitimi yeğlediğini, alfabeyi değiştirerek Avrupa'nın
kültür birikiminden yararlanmayı seçtiğini belirtti.

Batı'dan aldıklarıyla
Doğu ülkelerine de ilham kaynağı olduğuna değinen genç tarihçi Denis
Azar, sözlerini Atatürk'ün bir sözüyle bitirdi: "Bir
ülkeyi yönetmek için gerçek hayattan esinleniriz, gökten indiği
var sayılan dogmalarla değil."
Günün son konuşmasını
Genel Yayın Yönetmenimiz Ömer Özen yaptı. Laik Cumhuriyetin
Kazandırdıkları konulu bir konuşma yapan Ömer Özen, konuşmasında
şunları söyledi: "Son zamanlarda Kemalizm'e, Atatürkçülüğe
daha açıktan, daha çok vurulmaya başlandı.
Graham
Fuller gibi CIA eskisi ABD'nin Yeni Dünya Düzeni'nin strateji uzmanları,
AB'nin Soros'çuları Türkiye'yi bir uçuruma yuvarlamak için elbirliğiyle
çalışıyorlar. İçeride de ne yazık ki çok yandaş buluyorlar."
Bir
zamanların McCarthy'ci komünist avcıları ve Sovyet
Rusya'ya karşı 'Yeşil Kuşak' siyaseti güdenlerin bugün
başka bir biçimde, 'Ilımlı İslam' örneğiyle yeniden
aynı coğrafyada boy göstermeye başladıklarına değinen Özen,
kilit noktanın ise Ortadoğu ve Asya ülkelerine örnek olabilecek
önemli bir konumda olan Türkiye olduğunu söyledi.
Ömer Özen
sözlerini şöyle sürdürdü: "Onun için, Türkiye'de sözüm
ona din özgürlüğü gerekçesi altında apartman kiliseleri ve misyonerlik
etkinlikleri, 'dinler arası diyalog serileri' gırla gidiyor. Dünyanın
her yanında bu siyaset yerleştirilmeye çalışılıyor. Onun için Tibet'in
Dalay Lama'ları destekleniyor, onun için Çin'deki Uygur Türklerine
öz kimlikleriyle değil, 'Müslüman azınlık' kimlikleriyle
yaklaşılıyor, Irak'ta Şii, Sünni ayrımı körükleniyor…
Ama öte
yandan Türkiye'ye bir Kürtçülük dayatması içinde Irak'ın kuzeyinde
başka bir siyaset güdülüyor."
Tüm bu oyunların
içinde kamuoyunun kendini yitirmeden Türkiye Cumhuriyeti'nin nasıl
ve ne koşullarda kurulduğuna ve 85 yaşını kutlamakta olduğumuz Laik
Cumhuriyetimizin getirilerine yakından bakmak gerektiğine dikkat
çeken Özen, 20. Yüzyılın başında dünya neler yaşıyordu ise,
bugün de hiçbir şey değişmeden aynı yaptırımların yaşandığını söyledi.
***
Atatürk'ü
Anma Günü'nde konuşan gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Ömer Özen,
kafa karıştırıcılara çok dikkat edilmesi gereğini anımsattı:
"Emperyalizmin
yaşattıkları XX. yüzyılın başında yaşananlarla aynı"
O
gün Emperyalizmin Doğu toplumlarını dizginlemek ve egemenliği altında
tutabilmek için, dini kullanarak Halifelikten yarar umduğunu, bugün
ise 'Ilımlı İslam' diyerek yine toplumları kendi çıkarları
yönünde kullanmaya çabaladığını belirten Özen, her yandan
çeşitli kafa karışıklıkları yaratıldığına, özellikle de bunlara
çok dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çekti.
"Öylesine
kafa karışıklıkları yaratıyorlar ki, laik Cumhuriyeti, Kemalizm'i
tu-kaka göstermek için Atatürk'ün yaşamını bile buğulu seslerle
gerçekleştirmiş oldukları bitakım filmlerle magazinleştirmeye başladılar."
diye konuşan Ömer Özen, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarından
örnekler verdi. Özen konuşmasında şunları söyledi:
"O 'demokrasi yoktu' diye bugünkü kuşaklara aşılanmaya
çalışılan kurtuluş ve kuruluş günlerinde, Meclis bugünkünden çok
daha demokratik işliyordu. Çok değişik görüşler dışarıda olduğu
gibi, Meclis'te de tartışma alanı buluyordu.
Bugün
özellikle topluma dayatılan 'türban'
yaptırımının
bir benzeri o günlerde şapka ve giysi devriminde yaşanmıştı. Özellikle
fesi, bir yandan dinin bir simgesi ve bireylerin giysi özgürlüğüne
saldırı olarak niteleyen mollalar, daha bir yüzyıl önce yenileşmenin
öncüsü olarak sunulan aynı fesi, 'gâvurluk',
'kâfirlik' olarak
nitelemişler; ve nice kanlar dökülmüştü bu uğurda.
Laik Cumhuriyet,
1400 yıl önce, özellikle Arap toplumlarına getirilen devrimci eylemlerin,
20 yüzyılda toplumların yaşam gereksinimlerine artık yanıt vermeyen
yasalarını, 'şeriat'ın,
'biat'ın
yerine, halifeliği kaldırarak, eş deyişle ülke insanını kulluktan
arındırıp haklarını koruyacak olan 'yurttaşlık'
düzeyine
çıkarmıştı.
Laik Cumhuriyet
Atatürk'ün önderliğinde hiç kimsenin cesaret edemeyeceği bir Abece
devrimiyle ve ulus okullarıyla ülkeye okur-yazarlığı kısa bir süre
içinde yaymaya başlamıştı.
Sözüm
ona demokrasi havarisi olan çoğu Batı toplumlarından önce, daha
1930'da yerel yönetimlerde seçme ve seçilme hakkını elde eden Türk
kadınları, 1934'te ise bu gelişmenin son aşaması olan genel seçimlerde
seçme ve seçilme hakkını elde etmişlerdi. Ama ondan önce, daha 1928'de
kadınlar avukat bile olmuş ve yine kadınların haklarını korumak
için duruşmalara çıkmışlardı."
Atatürk'ün,
İslam'ın kutsal kitabını bilimsel bir yaklaşımla Türkçe'ye çevirtmiş
olduğuna da değinen Ömer Özen, ezanı da, dindarların neye
inandıklarını, neye çağrıldıklarını anlasınlar diye Türkçe okutmuş
olduğunu anımsattı.
Son günlerin
tartışmalı filmi 'Mustafa' filmine gönderme yapan
Özen, Şapka ve Giysi Devrimi sırasında Kastamonu'da
halkın Atatürk'e sevgisini ve ona inancını dükkânları zorla
açtırarak şapkaya benzer ne bulursa başına geçirdiğine değinerek,
bu halkın Mustafa Kemal'i böyle bir inançla yolculadığını,
bunu bazı kesimlerin savladıkları gibi bir diktatörün değil, ancak
öndere sevginin yaptırabileceğine işaret etti.
Bazı kesimlerce
tepeden inme yaptırımlarla cumhuriyetin kurulduğu savlarına da değinen
Ömer Özen, Fransız Devrimiyle Anadolu Devrimi arasındaki
ayrıma da dikkat çekerek şunları söyledi: "Bir sürü gel-gitler
yaşayan Fransız Devrimi'nde kaç kişi krallığın gitmesini istiyordu?
Versay Sarayını basan halk, kral ve kraliçeye, 'bize ekmek verin,
başımızda kalın' derken ve Fransa'da cumhuriyet kurulduğunda yüz
binlerce Fransız özellikle bu nedenle başka ülkelere sığınmışken,
yıllarca cepheden cepheye sürüklenen, ölen, sakat kalan, yiyecek
bir lokma ekmeği, sarınacak giyeceği bulunmayan Anadolu halkı, daha
Erzurum Kongresi sırasında Mustafa Kemal'in çevresini sarıp ne diye
bağırmışlardır, bilir misiniz?: 'Yaşasın Cumhuriyet!'"

Konuşmalardan
sonra Cumhuriyet'in Onuncu yılı kutlamaları, Çağdaş Türkiye'nin
yeni bir yüzü olan Ankara'nın kentçilik anlayışıyla yeniden yaratılmasının
görüntüleri ve Saat Kaç adlı film gösterilerinden
sonra gençlere yönelik kitap çekilişi yapıldı ve üç gence Atatürk'ün
Söylevi kitapları armağan edildi.
Kasım 2008
|