|
Montreal'de toplum Atatürk'ünü Andı

HABER MERKEZİ
- Montreal'de gazetemiz Bizim Anadolu ve
Turquebec Kültür ve Dostluk Derneği'nin 11 Kasım'da birlikte
düzenlediği Atatürk'ü Anma Günü Saint-Laurent'daki
Centre des loisir'de gerçekleştirildi.
İstiklal
Marşı ve saygı duruşundan sonra açılış konuşmasını Turquebec
Kültür ve Dostluk Derneği Başkanı Bekir Gülpekmez'in yaptığı
Atatürk'ü Anma Günü, gazetemiz yazarlarından Duygu Sancak'ın
seslendirdiği Melih Cevdet Anday'ın 'Telgrafhane' şiiriyle
başladı.
Şiir sunumundan
sonra ilk konuşmayı yapan Turquebec Kültür ve Dostluk Derneği
Başkan Yardımcısı Nursel Özyavuz özetle şunları söyledi:
"2009 yılında Anıtkabir'i ziyaret amacıyla ilk defa Ankara'ya
gittim. Anıtkabir Müzesi'ni gezerken, en çok "Atatürk ve Kadınlar"
köşesinden etkilenmiştim. Yarım saat resimleri ve yazıları inceledikten
sonra, içimden bir an o dönemde yaşamayı arzu etmiştim.
 |
|
Anma
Günü'nde konuşma yapan Nursel Özyavuz ressam Gonca Sal ile
birlikte görülüyor.
|
Öncelikle
neden "Atatürk ve Türk Erkeği" diye çalışmalar yapılmıyor
da, "Atatürk ve Türk Kadını" diye yapılıyor diye kendi
kendime düşündüm ve konuyu yakından inceledim. Yaptığım araştırmalarda
Atatürk'e saygım bir kat daha arttı ve sizlere kısa bir özet hazırladım:
Eski Türk devletlerinde kadınlar aile hayatında, mirasta, devlet
yönetiminde hak sahibiydiler. Osmanlı Devleti'nde ise İslamiyet'in
de etkisiyle kadınlar birçok sosyal, kültürel ve siyasi haktan mahrumdu.
Örneğin nüfus sayımında topluma dahil edilmiyorlardı. Aile hayatında
haremlik-selamlık vardı. Yüzlerini peçeyle örtmek kanunlar nedeniyle
zorunluydu. Evlenme, boşanma ve miras işlerinde ikinci plandaydılar,
devlet memuru olamıyorlardı. Atatürk kadınların sadece ana olmalarını,
sadece evlerinin kadını olmalarını yeterli görmüyordu. Onların tüm
sosyal hayata karışmalarını, erkeklerle eşit haklara sahip olarak
yarınların aydınlık Türkiye'sini hazırlamalarını istiyordu. Çağdaş,
demokratik ve laik bir Türk toplumunu hedefleyen başta Mustafa Kemal
Atatürk olmak üzere, dönemin hükümetleri ve TBMM, kadınların insan
haklarından eşit olarak yararlanması için gerekli düzenlemeleri
yaptılar. Bunlara kısaca bir göz gezdirirsek şunları görüyoruz:
- 1926'da
tek kadınla evlilik, anlaşma şekli evlilik, boşanmanın mahkemeye
devri ve kadına boşanma hakkı verilmesi, mirasta eşitlilik sağlanması
gerçekleştiriliyor. Çarşaf ve peçe mahkemede tanınmayı engellediği
için yasaklanıyor...
- 1930'da
Belediye Seçimlerinde kadınlar seçme hakkını alıyorlar.
- 1934'te
Anayasanın 10. ve 11. maddeleriyle kadınlar seçilme hakkını da alıyorlar.
(Bu arada anımsatalım, Fransa ve İtalya'da kadınlara 1946'da, İsviçre'de
1971'de seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Kebek'te ise kadınlara
1943'te seçme ve seçilme hakkı veriliyor.)
- 1935
Genel Seçimlerinde kadınlar hem aday oluyor, hem de oy kullanıyorlar.

Büyük
Önder Atatürk'ün Türk kadını için çizdiği yolda artık aydın ufuklar,
mutlu gelecekler açılmıştır. Bugün artık savaşımı kadınlar milletvekili
olarak olduğu gibi, toplum yaşamının çeşitli kademelerinde kendi
emekleriyle yaşamlarını kazanmaya başlayan, ekonomik bağımsızlıklarını
kazanmış bir biçimde yüklenmiş götürmekteler. Geçmişe göz attığımızda,
nerelerden nerelere geldiğimizi, her alanda Türk kadının, Türk kızının
yücelen başarılarını görüyoruz.
Konuşmamın
sonunda Atatürk'ün iki sözünü sizlerle paylaşmak istiyorum:
1- Kadınlarımız
için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan biçim
ve kılıkta başarıdan çok; ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle
süslenip donanmaktır! Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının
aşağısında kalmayacağı, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak
ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve
buna kesinlikle emin olanlardanım.
2- Bir
toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki tür insandan meydana
gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle
bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!"
 |
| Öznur
Tombul Atatürk'ü Anma Günü'nde şiir okudu. |
Atatürk'ü
Anma Günü Nursel Yavuz'un konuşmasından sonra Öznur Tombul'un
sunduğu Nazım Hikmet'in 'Davet' adlı şiiriyle
sürdü:
"Dörtnala
gelip Uzak Asya'dan / Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan / Bu
memleket bizim!
// Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak / Ve ipek
halıya benzeyen toprak / Bu cehennem, bu cennet bizim! // Kapansın
el kapıları bir daha açılmasın / Yok edin insanın insana kulluğunu
/ Bu davet bizim! // Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür / Ve bir orman
gibi kardeşçesine / Bu hasret bizim!"
Atatürk'ü
Anma Günü'nde Duygu Sancak "Atatürk Çocukları
Olarak Sorumluluklarımız" konulu bir konuşma yaptı.
Sancak şunları söyledi:
"Türk
milletinin ihtiyaçlarından doğan Atatürk ilkeleri, Türk toplumunun
çağdaşlaşması amacıyla uygulamaya konulmuştur. Çağdaşlaşma ideali
milletimizi uygar ve yaşam seviyesi yüksek bir millet olarak yaşatacak
ve varlığımızı yükseltecektir. Bunun için Türk milletinin, her engeli
aşması gerekir. Engellerin aşılmasının yolu Atatürk ilkelerini öğrenmek,
benimsemek ve davranış haline getirmektir. Günümüzde bu ilkelere
sahip çıkmak ve devamlılığı korumak şu nedenlerden dolayı zorunludur:
* Bağımsızlığımızı
ve ulusal bütünlüğümüzü korumak ve sürekli kılmak,
* Her alanda aklın ve bilimin egemenliğini etkin kılmak,
* Halkın yaşam düzeyini yükseltmek,
* Gelişmiş ve ileri ülkeler arasına katılmak,
* İnsan hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesini temel alan çağdaş
demokrasiyi geliştirmek ve varlığını korumak.
Atamız,
Türk gençliğine olan güvenini şu sözleriyle belirtmektedir: 'Milletin
bağrında temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri ona bırakacağım ve
gözüm arkada kalmayacak.' Özetle; bugün sahip olduğumuz kişisel
hak ve özgürlüklerimizi geliştirip korumak, toplumumuzu çağdaş ve
demokratik yapıya kavuşturan Atatürk ilke ve devrimlerine sahip
çıkarak devamlılığını sağlamak zorundayız."
Daha sonra Duygu
Sancak ve Öznur Tombul birlikte Nazım Hikmet'in
'Kurtuluş Destanı'ndan dizeler okudular.
Ömer Özen:
"Bir de Atatürk'çe düşünün!"
Sağlık sorunları
dolayısıyla güne katılamayan gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Ömer
Özen'in konuşmasını ise Duygu Sancak okudu.
Duygu
Sancak'ın okuduğu konuşmasında Ömer Özen şunları söyledi:
"Ulu
Önder Atatürk'ün sonsuzluğa göçüşünün 74. yılında ve Atatürk Cumhuriyeti'nin
89. yılında 10 yıldır süre gelen bir karşıdevrim süreci yaşanıyor.
Atatürk
ilkeleri en beğenmediğimiz 12 Eylül Anayasası'nda bile dipdiri dururken,
tüm devrim yasaları yürürlükteyken, Atatürk'ün kurduğu ve/ya da
onun izinde gerçekleştirilen kurumlar birer beşer yok edilmeye,
ülkenin belleğini yitirtmeye çalışıyorlar; laik Cumhuriyet değerlerini
ters yüz edip, artık açıktan açığa Cumhuriyet'i yıkmak için her
türlü hukuksuzluğu da kullanarak büyük çaba gösteriyorlar.
Ve her
şeyi 'İleri Demokrasi' adına yaptıklarını savlıyorlar.
Bu nasıl
'İleri demokrasi'dir ki, yurtsever askerleri, bilimadamlarını, siyasetçileri,
gazetecileri yıllardır zindanlarda çürütüyorlar, sahte belgelerle
müebbet hapislere çarptırabiliyorlar?...
Bu nasıl
bir 'İleri Demokrasi'dir ki, 'Yurt savunması değilse, savaş bir
cinayettir' diyen Atatürk'ün 'Yurtta Barış, Dünyada Barış' ilkesini
umursamayıp komşularımıza yönelik savaş naraları atabiliyorlar,
teröristleri barındırıyorlar; dahası teröristlere silah ve istihbarat
da içinde olmak üzere lojistik yardım sağlıyorlar?
Bu nasıl
'İleri demokrasi'dir ki, Cumhuriyet Kutlamaları 'yasadışı' ilan
edilip yürüyenlere karşı güvenlik güçlerini çıkarabiliyorlar.
Atatürk
Cumhuriyeti hiç olmadığı ölçüde büyük bir tehlike altında.
Emperyalizmin
uşaklığını yapanlara karşı dünyanın neresinde olursak olalım, karşı
durmamız, tepki göstermemiz gerekir.
Ağlamak,
yılgınlığa düşmek lüksümüzün olmadığı böyle bir ortamda, uyanık,
dimdik ayakta durup, 'bir ben ne yapabilirim' umarsızlığından çıkarak,
bu tehlikeli gidişe karşı göğsümüzü siper yapmak durumundayız.
Daha çok
örgütlenme, sesimizi çıkarma, çevremizi, gençlerimizi bilgilendirmek
zorundayız.
Atatürk
ilkelerine sözde değil özde sahip çıkarak her ortamda savunup gerekeni
yerine getirmek zorundayız. Çoluk çocuk, kadın - erkek demeden,
her yaştaki gençler olarak bizi biz yapan bu değerlere sahip çıkmamız
gerekiyor.
En umarsız
durumlarda, soruna herhangi bir çözüm getirilemediğinde, Norveç'te
yaşayan bir deyim olan 'Bir de Atatürk'çe Düşün!' söylemi bize ışık
olacaktır.
Evet,
bu çıkmazdan çıkabilmek için 'Bir de Atatürk gibi düşünün!'"

Kalabalık bir
topluluğun katıldığı Bizim Anadolu ve Turquebec
Kültür ve Dostluk Derneği'nin birlikte düzenlediği Atatürk'ü
Anma Günü'nde duygulu anlar yaşanırken, İsmail Fencioğlu
ve Didem Başar'dan kurulu Duo Turco Atatürk'ün
sevdiği şarkıları seslendirdiler.

Konuşmalardan
sonra 'Deniz Üstü Köpürür' adlı Atatürk Belgeseli
gösterildi. Ayrıca geleneksel olarak düzenlenen çekilişle bir
konuk da Atatürk'ün 'Söylev' kitabını kazandı.
Ekim-Kasım
2012
|