|
Uluslararası Lozan Barış Anlaşmasının Küresel Barış
ve Demokrasi İçin Kalıcı Değeri
 |
| Lozan'da
Türk Heyeti. |
Prof. Dr.
Özer Ozankaya
Sömürgeci
Saldırıyı Yenilgiye Uğratmanın Altın Anahtarı
23 ve 24 Temmuz,
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş tarihinde biri ötekinin temellerini
atan iki önemli ulusal atılımın yıldönümüdür: 23 Temmuz 1919 günü,
Osmanlı Devleti'ni ortadan kaldırıp Ortadoğu'yu sömürgeleştirmeyi
amaçlayan Siyaset Batısı'nın, 1000 yıllık Türk yurdu Anadolu'yu
Türksüzleştirmek üzere giriştiği işgallere karşı Türk ulusunun,
insanlığın yetiştirdiği iki ya da üç dâhi önderden biri olan Mustafa
Kemal Atatürk'ün önderliğinde ayaklanışını simgeleyen Erzurum
Kongresi toplanmıştır.
24 Temmuz 1923'te
ise, bu ulusal ayaklanmanın sömürgeci saldırıları dize getirişini
İsmet İnönü Başkanlığındaki Türk Barış Kurulu'nun
üstün yönetiminde dünyaya ilan eden Uluslararası Lozan Barış
Antlaşması imzalanmıştır.
Erzurum Kongresi'yle
yürütülmeye başlanan, Lozan Antlaşması'yla da zafere
ulaştırılan strateji, demokrasi ve barış alanlarında tüm uygar insanlığa
yol gösterici değerdedir. Çünkü hem askeri alanda sömürgeci saldırıların
ancak ulusun gerçek temsilcisi olan ve her eyleminin ona hesabını
veren bir yönetimle (terörizmle değil!) dize getirilebileceğini
göstermiştir; hem de gerçek kurtuluşun doğru anlamı olarak bir ulusun
bir daha sömürgeci saldırısına uğramamasının, yani bir daha kurtulmak
zorunluluğuyla yüzsüze gelmemesinin siyasal, toplumsal, ekonomik
ve kültürel gereklerini ortaya koymuştur:
"Hiçbir
yabancı gücün ne boyunduruğu ne de koruması kabul edilemez. Ulusal
sınırlar içinde yurt bir bütündür; hiçbir parçası koparılamaz. Bu
amaçlar, ancak ulusun gücüne dayanılarak ve ulusun istenci egemen
kılınarak sağlanabilir."
Sömürgeciliğin
ve terörizmin küresel boyutta dizginlerini kopardığı günümüz dünya
koşullarında, ulusal ve uluslararası boyutlarıyla örnek alınacak
değerde tam bir demokrasi kültürü girişimi!
Stratejinin
mimarı Mustafa Kemal Atatürk, tüm eylemi için benimsediği
ve silah ve demokratik devrim arkadaşı İsmet İnönü'nün usta
yönetiminde uygulattığı ilkeyi şöyle anlatmıştır: "Ben
en iyi siyasetin, her türlü anlamıyla en çok (azami, Ö.O.) güçlü
olmakta bulunduğunu kabul ederim. En çok güçlü olmak deyiminden
anladığım, yalnız silah gücü olduğunu sanmayınız. Tersine, bu bence
güç toplamını oluşturan etkinliklerin en sonunda yer alır. Bence
en çok güçlü olmak, bilim, teknik ve ahlak bakımlarından güçlü olmaktır.
Çünkü bu saydığım değerlerden yoksun bir ulusun bütün bireylerinin
en son silahlarla donatıldığını tasarlasak bile, güçlü olduğunu
kabul etmek doğru olmaz. Bugünkü insanlık toplumunda insan olarak
yer alabilmek için eline silah almış olmak yetmez. .. Ülkemi ve
ulusumu, pek iyi tanıdığım ve yoksun bulunduğumuz ilerlemeye eriştirebilmek
için, huzur ve sükûn ile, ama kesinlikle özgürlük ve bağımsızlığı
kurarak çok ve sürekli çalışmak gerektiğine inanmış bulunuyorum."
Bu ilke, ulusal
ve uluslararası alanda sömürgeciliği de, baskıcı yönetimi de, terörizmi
de dışlamayı başaran bir stratejinin özetidir. Hemen her ülkeden
birçok dürüst bilim, sanat, siyaset ve düşün insanlarının yaptığı
gibi, Alman felsefe profesörü Herbert Melzig de Kemalist
stratejiyi bu nitelikte bulmaktadır: "Atatürk, Türk ulusuyla
atıldığı bağımsızlık savaşı ile ve başka ulusların hakkını koruyan
bir barışla insanlığa görkemli bir örnek vermiştir. Yeni Türkiye
Atatürk'le yalnız İslam anlayış ve görüşlerini değil, aynı zamanda
Avrupa'nın düşünme biçimini de aşmıştır. Türkiye bir dürüstlük,
içtenlilik ve gerçekçilik politikası gütmekte ve bu yüzden tepkilere,
başarısızlıklara uğramamaktadır."
Atatürk
de, Türk ulusunun kendi önderliğinde 24 Temmuz 1923 günü Lozan'da
kazandığı zaferin tam bir demokrasi ve barış anıtı olduğunu şöyle
anlatmaktadır: "Osmanlı Devleti bir takım kapitülasyonların
tutsağı idi. Hıristiyan halkının birçok ayrıcalık ve öncelikleri
vardı. Kendi ülkesindeki yabancıları yargılama hakkı yoktu. Kendi
uyruklarından aldığı vergiyi yabancılardan alması yasaktı. Kendisini
kuran Türk ulusunun insanca yaşamasını sağlayacak yollara başvurmaktan
alıkonulmuştu. Ülkesinde bayındırlık yapamazdı, demiryolu yaptıramazdı;
okul bile yaptırmakta özgür değildi. Yabancılar hemen engel olurdu.
..
"Benim,
Türk ulusunun varlığı, bağımsızlığı, egemenliği için neye mal olursa
olsun elde etmek ve güvenceye almak zorunda olduğu temellerin (Lozan'da)
dünyaca kabul edileceğine kuşkum yoktu. Çünkü Konferans masasında
istediklerimiz, zaten gerçekte elde etmiş olduğumuz hakların tanınıp
onaylanmasından başka bir şey değildi. Bu haklarımızı koruyup savunacak
gücümüz de vardı. En büyük gücümüz, en güvenilir dayanağımız, ulusal
egemenliğimizi elde etmiş, doğrudan doğruya halkın eline vermiş
ve halkın elinde kalmasını sağlayabileceğimizi de eylemli olarak
(fiilen) kanıtlamış olmamızdı.. .. Bu andlaşma, Türk ulusuna karşı
yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşmasıyla tamamlandığı
sanılmış büyük bir yoketme eylemininçökertilişini anlatan bir belgedir."
Lozan'a
Temel Olan "Türk ulusu" ve "Türk yurdu" Kavramları
Uluslararası
Lozan Barış Antlaşması'nın ulusal planda temel aldığı demokratik
"Türk ulusu" ve "Türk yurdu"
tanımı, uluslararası ilişkiler planında izlediği ilkelerle bir bütün
oluşturmaktadır: Türk ulusluğu tanımı, hiçbir soy, din, mezhep,
toplumsal konum ayrıcalığı ve ayrımcılığı içermeyen, "Türkiye
Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk ulusu denir." ilkesine
dayalı bir tanımdır. "Türk yurdu" kavramı
da, Ulusal Ant Belgesi'yle, her türlü yayılmacılığı
ve geri-almacılığı (irrédentisme) reddeden, tarihsel boyutta
süregelen hukuksal, kültürel, ekonomik ve manevi değerlere dayalı
olarak üzerinde yaşadığı ve yurt edinmeye hak kazandığı coğrafya
parçası olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlar, Türk ulusunun kendisini
ve yurdunu tanımlayış biçimini, o zaman özellikle İngiltere ve Almanya
Devletlerinin sömürgeci emellerle, gerekli gördüklerinde Osmanlı
Devleti'ni izlemeye özendirip destekledikleri, gerekli gördüklerinde
ise cezalandırma nedeni yaptıkları Turancı ve İslamcı söylemlerden
arındırmıştır.
Bu demokratik
yurt ve ulus tanımı, Lozan'da dünyaca tanınarak, Cumhuriyet Türkiyesi'ni
Ortadoğu'da barış ve güvenliğin en büyük etkeni kılmış, Türk ulusunun
82 yıldan beri kesintisiz barış içinde yaşamasını ve siyasal sınırları
değişmeden kalan hemen tek ulus olmasını sağlamıştır. Bugün Siyaset
Batısı, kendi küresel amaçları için çizdiği Büyük Ortadoğu
Tasarımı'nda Türkiye Cumhuriyeti'ne, kurtuluşunu ve kuruluşunu
sağlamış olan bu demokratik ulus ve yurt tanımına aykırı bir
"Ilımlı İslami demokrasi önderliği" rolü oynatmak
istemektedir. Siyaset Batısı'na ve onun bu politikasını yürütmeyi
üstlenen ve pek yakın yıllarda Irak'ta "Bir koyup üç
almak" gibi demagojilerle ulusumuzu aldatıp ulusal
birliğimizi, yurt bütünlüğümüzü yıkmaya yönelik "Türkİslam
Sentezciliği"ne, Atatürk'ün 85 yıl önce Turancılık
ve İslamcılık konusunda yaptığı değerlendirmeyi anımsatmak gerekir.
Atatürk bu yaklaşımları "Büyük ve boş hayaller
ardında koşup yapamayacağı şeyleri yaparmış gibi görünen sahtekârlıklar"
olarak nitelemekte ve şu uyarıda bulunmaktadır:
"Büyük
ve boş hayaller ardında koşmak yüzünden, bütün dünyanın kinini ve
düşmanlığını bu ülkenin, bu ulusun üzerine çektik. Dünyaya korku
ve telaş veren (Turancılık, İslamcılık) kavramları ardında koşup
düşmanlarımızın sayısını ve üzerimizdeki baskılarını artırmaya çalışmak
yerine, doğal sınıra, meşru sınıra çekilelim; haddimizi bilelim.
Biz, yalnız özgürlük ve bağımsızlık isteyen bir halkız ve yalnız
ve ancak bunun için yaşamımızı harcarız."
Lozan'da zafere
ulaşan Türkiye Cumhuriyeti'nin dış politikası, "Ulusun
yaşamı tehdit edilmedikçe, savaş cinayettir.", "Yurtta
barış, dünyada barış!" derken,
"Benim
ulusumu tutsak etmek isteyenlerin, bu amaçlarından vazgeçinceye
değin amansız düşmanıyım!" demeği de hiç unutmayan
gerçekçi bir dış politikadır. Ve uluslararası sömürgecilikten gerçek
anlamda kurtuluş demek olan tam bağımsızlığın, yalnız siyasal ve
askeri alanla sınırlı olamayacağını, ekonomik, mali, yargısal, eğitsel
ve kültürel açılardan da tam özgürlük ve bağımsızlığı gerektirdiğini
bilen bir politikadır.
 |
| Lozan
Antlaşması'nın imzalanması. |
Uygulama
İlkeleri
Demokrasi kültürü,
bir ulusun bu anlamda "evinin efendisi" olabilmesini
de içerir. Bunu sağlayacak uygulama ilkeleri de bu kültürün önemli
bir bölümünü oluşturur. Lozan Antlaşması'nın başarıyla
imzalanmasını sağlamada bu tür uygulama ilkelerinin bilinçle izlendiğini
görüyoruz. Bu ilkeler, Lozan görüşmelerine hazırlanırken Türk hükümetinin
özenle yerine getirdiği ve İsviçre'ye gönderilen İsmet Paşa
başkanlındaki Türk Temsil Kuruluna da yönerge olarak verdiği ilkelerdir.
Atatürk'ün anlatımına bağlı kalınarak şöyle özetlenebilir:
A) Bir ulus
dış politikasına, kendi yurdunda özgürce saptayıp gerçekleştirmek
istediği meşru amaçlarını temel yapmalıdır; başka ulusların baskıları
altında ya da ülkedeki kimi yöneticilerin kişisel değerlendirmelerine
göre biçimlenecek bir dış politikaya o ulusun iç düzeni uydurulmaya
ya da araç kılınmaya kalkışılmamalıdır.
B) Barışın kurulup
korunmasını, bir işbirliği ya da ortaklığın gerçekleşmesini engelleyen
temel sorunlar çözülmedikçe ya da istenilen biçimde çözüleceği inancını
verecek kanıtlar ortaya konulmadıkça, hiçbir ödün verilmemesi ilkesi.
Eğer anlaşmazlık içinde olduğumuz ya da bir işbirliği yapmak istediğimiz
uluslar, bizim için yaşamsal önem taşıyan sorunları bize yararlı
olacak biçimde çözmeyi düşünmüyorsa, elden geldiğince görüşmeleri
uzatarak, türlü sorunlar üzerinde bizi yıpratarak, en sonunda kendi
yararlarına ödünde bulunmaya bizi zorlamak istiyorlar demektir;
bu durumda ayrıca bilmek gerekir ki ödün isteklerinin sonu da hiç
gelmez. (Bu uygulama ilkelerinin örneğin bugün Yunanistan ve Kıbrıs
Rum hükümetiyle anlaşmazlıkların çözümünde, AB'ye tam üyeliğin gerçekleşmesi
çabalarında, Ermenistan'la anlaşmazlıkların çözümünde, PKK terörü
konusunda .. göz ardı edilmesinin, Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk
ulusunu ne denli güç ve utandırıcı durumlara düşürdüğü ortadadır:
tek yanlı Gümrük Birliği Andlaşması, Kıbrıs'ta 1960
Londra ve Zürich Uluslararası Antlaşmaları'na dayalı
haklarımızın göz ardı edilmesi, AB üyelik görüşmelerinin açık uçlu,
kalıcı istisnalarla yüklü olması, PKK terör örgütü ve uzantılarıyla
meşru kuruluşlarmış gibi görüşme masasına oturulma önerileri ...
gibi).
Lozan'ın
Hizmetine Koşulduğu Toplum Düzeni
Lozan'da zafere
ulaşan Türk dış politikası, ülkemizde kendi özgür istencimizle gerçekleştirmek
istediğimiz, her türlü sömürgeci karışmalarına kapıları tümden kapatacak
bir toplum düzeninin hizmetindeki dış politikadır. Türk dış politikasının
gerçek gücünü oluşturan ve başarısını sağlayan bu toplum düzeninin
ana çizgileri şunlardır:
a- devlet,
bağımsız, demokratik, yani laik, ulusal bir çağdaş devlettir; insan
hakları üzerine kurulu hukuk düzenini kurup işleten devlettir;
b- aile,
kadına toplum ve kamu yaşamında tam yetkili eşit yurttaş konumu
sağlayan bir ailedir; nüfusun yarısını oluşturan ve tüm nüfusun
zekâ ve karakterini belirlemede baş etken olan kadınları, ilk çocukluk
yıllarından başlayarak insanlık değerlerinden en küçük kuşku duymayan
"onurlu insanlar" olarak yetiştiren ailedir;
c- Eğitim,
"insanlığa saygı, ulusa ve ülkeye sevgi, şeref ve bağımsızlık"
anlayışıyla dolu, sanat ve meslek sahibi ve mesleklerini "birer
namuslu uzman ve birer bilgin" gibi yapacak bireyler yetiştiren;
"ulusal kültürümüzü uygar ilkeler ve özgür düşüncelerle besleyip
güçlendiren" bir eğitimdir.
ç- Ekonomi,
mal ve hizmetlerin üretim ve dağıtımında "ulusal yaşam için
temel önem taşıyan etkinliklerin yerine getirilmesini de, emek harcayanların
gönencini sağlamayı da, yurttaşların girişim özgürlüklerini de güvenceye
alan bir demokratik ulusal ekonomi"dir.
d- "Üstün-değerler-düzeni",
evreni, doğayı, toplumu özgürce yorumlayan felsefi önermelere ve
bilimsel araştırmalara dayalı, 'kamu yararını her gün, yeniden yeniye
özgürce tartışmaya açık' bir değerler düzenidir.
Lozan'la uygar
insanlık ailesi içinde edindiğimiz güçlü ve saygın konum, böyle
bir toplumsal düzeni gerçekleştirme amacının ürünüdür ve ancak bu
amaca tutarlılıkla bağlı kalıp yaklaşabildiğimiz ölçüde korunup
geliştirilebilir. Bu çağdaş toplumsal düzene aykırı, ortaçağcıl
ve diktacı sapkınlıklar, uluslararası güç ve saygınlığımızı onulmaz
ölçülerde zayıflatırlar.
Bu gerçek, Avrasya'daki
Türk devletleri için de, "Büyük Ortadoğu"da
yer alan öteki İslam toplumları için de yaşamsal önem taşımaktadır.
Türkiye bu devletlerle ilişkilerini, kendisinin de gerçek güç kaynağını
ve temellerini oluşturan bu Atatürkçü doğrultuya oturtmalıdır. Hem
Türkiye için, hem öteki kardeş Türk Cumhuriyetleri ve Müslüman toplumları
için onur, sağduyu ve yüksek yararlar bunu gerektirmektedir.
Ulusal bağımsızlığımızın
senedi ve Ulusal Ant'a dayalı yurdumuzun tapusu olan
Lozan Barış Antlaşması'nın 87. yıldönümünde, "Devletimizi
kuran, ulusumuza doğrulukla, özveriyle hizmet eden, insanlık ülküsünün
seçkin ve tutkun kişiliği eşsiz kahraman" Atatürk'ü
ve O'nun önderliğinde Türk ulusunu yok olmaktan kurtaran ve bir
daha sömürgeci saldırılarına uğramamayı sağlayacak nitelikteki Cumhuriyet
Devrimlerini yürüten üstün devlet ve siyaset adamı İsmet İnönü'yü
saygı ve gönül borcuyla anıyoruz.
Temmuz 2010
|