ATATÜRK'Ü ANMA GÜNÜ



Montreal'de Atatürk'ü Anma Günü

Yazar Duygu Özmekik Güney:
"Atatürk'ü bilen kimsenin O'na olan sevgisini haykırmadan durabileceğini sanmıyorum."

HABER MERKEZİ - Montreal'de düzenlenen Atatürk'ü Anma Günü'nde konuşan Genel Yayın Yönetmenimiz Ömer Özen, Türkiye'de gelişen olaylara değinerek, laik düzeni bitirmeye çalışanlara yönelik uyanık durup tepki gösterilmesini, özgürlüğün başı türbanla örtmek demek olmadığını belirterek, kadınların tüm özgürlüklerini yitireceğini söyledi, bu arada, kadını toplum dışına itmeye çalışan erkeklerden kendileri için lütuf beklemesinler dedi.

Turquebec Kültür ve Dostluk Derneği ve Bizim Anadolu Gazetesi işbirliğinde Depotium salonlarında gerçekleştirilen 14 Kasım'daki Atatürk'ü Anma Günü'ne yoğun ilgi oldu.

İstiklal Marşı ve saygı duruşundan sonra açış konuşmasını Turquebec Kültür ve Dostluk Derneği Başkanı Bekir Gülpekmez yaptı.

Konuşmasında Atatürk'ün felsefesini yaşatmanın önemine değinen Başkan Gülpekmez, şöyle dedi: "10 Kasım'ı bu anlayışla yaşamalı, Atatürk'ün dünya görüşünü ve temel felsefesini anlamak ve geliştirmek bakımından önemli bir fırsata dönüştürmeliyiz." Atatürk'ün "Beni görmek demek yüzümü görmek değildir. Benim düşüncelerimi, benim duygularımı anlıyorsanız bu yeter" sözüne gönderme yapan Bekir Gülpekmez, yüzümüzü geleceğe dönmemiz, Türkiye Cumhuriyeti değerlerimizi yaşatmamız gerektiğini belirtti.

Bu arada Başkan Bekir Gülpekmez, Türkiye'nin Ottava Büyükelçisi Rafet Akgünay'ın Atatürk'ü Anma Günü dolayısıyla yayınlamış olduğu bildiriyi okudu. Büyükelçi Akgünay, yayınlamış olduğu bildiride özetle şu görüşlere yer verdi: "Ulu Önderimiz, Cumhuriyetimizin kurucusu, eşsiz devlet adamı ve büyük komutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü sonsuzluğa uğurlayışımızın 72. yılında özlemle anıyoruz. Duygusallığın ötesinde, bilgi ve bilinçle özümsenmiş köklü bir sevgiyle bağlı olduğumuz Ebedi Önderimizin, çağlar ötesine uzanan engin düşünceleriyle ölümsüzleştiğine inanıyoruz. 'Büyük ölülere matem gerekmez; fikirlerine sadakat gerekir' düşüncesinden hareketle, 10 Kasım tarihini bir matem günü olarak kabul etmek yerine, dikkatlerimizi O'nun ilkelerine yöneltmek için bir fırsat olarak görüyoruz."

Büyükelçi Akgünay, bildirisinin sonunda, "Barışın, dostluğun, kardeşliğin, insanlığın çok ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğu günümüzde, Atatürk'ün eserinin değeri de her geçen gün arttığını ve daha iyi anlaşıldığını" belirterek, Atatürk'ü minnet ve saygıyla andığını sözlerine ekledi.

Daha sonra sunuculuğunu Merve Sancak'ın yaptığı Atatürk'ü Anma Günü'nde, Ali - Yağmur Alpdoğan ve Yasemin Oral adlı çocuklar Atatürk şiirleri okudular. Ardından Tülin Yurtçu, 'Yıkın Heykellerimi' adlı şiiri okurken, Merve Sancak ise Atatürk'ten Son Mektup adlı şiir ve Atatürk'ün Gençliğe Seslenişi'ni okudu. Şiir okumalarının ardından Montreal'de yaşayan yazar Duygu Özmekik Güney Atatürk, Kadın ve Çocuk konulu bir konuşma yaptı.

Duygu Özmekik Güney konuşmasında kısaca şunları söyledi: "Atatürk'ü bilen her bireyin O'na olan sevgisini haykırmadan durabileceğini zannetmiyorum.

Hele ki bir kadınsanız, çocukların renkli dünyalarına hizmet etmeyi hayatınızın en önemli amaçlarından biri olarak seçmiş bir insansanız;.

Hele ki tüm hayatınızı onun yaptığı devrimlere borçlu yaşamış bir kadınsanız;

Atatürk'ün manevi kızlarının gitmiş olduğu bir Fransız kolejinden mezun olduysanız ve tüm dünyanın düşünsel gelişimini öğrenme fırsatını onun sayesinde yakaladıysanız."

Atatürk'ün kadınlara ve çocuklara verdiği öneme değinen Duygu Özmekik Güney, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarının kadınların sosyal ve kültürel alanlarda, eğitimde, hukukta, aile içinde, çalışma hayatında, toplumsal yaşamda ve siyasette erkeklerle eşit haklara sahip olmasını hedeflediğini görüyoruz. Toplumsal alanda eski Türk devletlerinde kadınlar aile hayatında, mirasta, devlet yönetiminde bitakım haklara sahiptiler, ancak Osmanlı Devletinde İslam'ın da etkisiyle kadınlar birçok sosyal haklardan mahrum kaldılar. Örneğin nüfus sayımında toplama dahil edilmiyorlardı. Aile hayatında haremlik-selamlık vardı. Yüzlerini peçeyle örtmek kanunlar nedeniyle zaruriydi. Evlenme, boşanma ve miras işlemlerinde ikinci plandaydılar. Ve devlet memuru olamıyorlardı. Hâlâ dini kurallarla yönetilen toplumlar açısından kadının durumu böyledir. Bu konuda yapılan yasal düzenlemeler

Türkiye Cumhuriyet'inde yapılan en önemli yeniliklerdendir. Kadınlara 1930 seçimlerinde seçme, 1933'te çıkarılan köy kanunuyla muhtar seçimi ve köy heyetine seçilme, 1934'te Anayasa'da yapılan bir değişiklikle kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakları verildi."

Yeni Türkiye Cumhuriyeti'nde kadınlar bu haklara sahip olurken, birçok Avrupa ülkesinde kadınların bu tür siyasal hakları olmadığına değinen Özmekik Güney, Fransa ve İtalya'nın 1946'da, İsviçre'nin ise 1971'de kadınlara seçme seçilme hakkı tanıdığını bildirdi.

Dünyada Atatürk Cumhuriyeti'nin ilk olarak çocuklara bayram armağan etmesiyle onlara vermiş olduğu değeri gösterdiğinin altını çizen yazar Özmekik Güney, Ulu Önder'in birçok çocuğu korumasına alarak onların eğitimleriyle de doğrudan ilgilendiğini belirtti.

Konuşmasının sonunda barışın umut olduğunu en iyi bilen ve onu korumanın çocuk olduğunu en iyi kadınların anladığına değinen Duygu Özmekik Güney, "işte Atamız bu yönden özellikle kadınlar ve çocuklar adına gerçek bir dünya kahramanıdır" dedi.

Genel Yayın Yönetmenimiz Ömer Özen ise yapmış olduğu konuşmada Atatürk'ün kurmuş olduğu laik Cumhuriyet ile günümüzdeki sapmaları karşılaştırdı ve kadınların erkeklerden daha çok özgürlüklerini yitireceklerini, kadınların daha çok Cumhuriyet değerlerine sahip çıkması gerektiğini söyledi.

Ömer Özen şöyle konuştu: "Atatürk'ü anmak, Atatürk'ü anlatmak, yaşamını ülkesine, halkına adamış bu büyük insanı anlatabilmek, hele değerlerimizin yerle bir olduğu günümüzde yeni kuşaklara yaptıklarını aktarabilmek oldukça zor. Yoktan var etmiş olduğu bir ülkeyi en bayındır bir biçimde gelecek kuşaklara bırakmak için çok uğraştı. Emperyalizme karşı çıkıp onunla savaşırken, ülkesini çağdaşlaştırmayı göz ardı etmedi. Kendine uygar diyen ülkelerin iki yüzlülüklerini de göz önüne serdi.

Dünyanın sayılı başarılı en büyük asker kişiliklerinden biri olan Mustafa Kemal Atatürk, örneğin, "Ulusun yaşamı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir" diyebilen, 'Yurtta barış, dünyada barış' diyen, ülkesinin uluslararası ilişkilerini de böylece barış üzerine kuran tek kişiliktir.

'Benden sonra hiçbir kördüşünü (dogma) bırakmıyorum' diyen Atatürk, kendi düşüncelerini ve ilkelerini benimseyenlere hep bilimi göstermiştir.

Ezilmiş uluslara örnek olarak görmüş olduğu Türk devrimi hakkında da yine, yabancı gazetecilere vermiş olduğu demeçlerde, şöyle demiştir: "Eğer sadece kendimizi düşünmüş olsaydık, bu çok daha kolay olurdu. Ancak bizim arkamızda aynı zamanda ezilmiş halkların hakkı hukuku vardı; biz onlar için de mücadele ettik."

Şekilcilikten uzak, aklın yolunu gösteren Atatürk, din ticareti yapanlara, halkın inançlarını sömürenlere karşı de savaştı. Bu en zor olanıydı. O yüzden daha bir yüz yıl önce kabul edilmesi kanlı olaylara sahne olan, 'fes giymek dinsizliktir' diyenler, şimdi de fesin kaldırılmasına karşı çıkıp bugün hiçbir geçerli nedeni olmayan 'türban' olayında olduğu gibi, fesin dinsel bir gereklilik olduğunu öne sürüyorlardı.

Bir ulusun yazma aracı olan Arapça'ya kutsallık yükleyip abecenin değişmesine, halkın bilinçlenmesine karşı çıkıyorlardı.

Halk ne okuduğunu anlasın diye Kur'an'ı Türkçe'ye çevirtip dinini daha iyi öğrenmesine bile karşı çıkan çevreler, bugün olduğu gibi sadece kendi çıkarlarını düşünmekten başka bir şey yapmıyorlardı.
O nedenle, Atatürk ibadeti yasakladı, Cumhuriyet Müslümanların dinlerini yaşamasını yasakladı diyenler göz göre göre yalan söylerler.

Eğitimin ve toptan kalkınmanın yolunu gösteren Kemalist öğreti Köy Enstitülerini açtı, yurda eğitimi yaygınlaştırdı. Sadece çocuklara değil, her bölgede sağlıklı kalkınmanın aracı olarak kooperatifleşmeyi öğretti. Ancak ataerkil bir düzende bunlar kolay olmuyordu.

O yüzden Köy Enstitülerine fuhuş yuvası, komünist yuvası dediler. Köy Enstitülerini kapatıp yerine insanları bilimden uzaklaştıran kördüşünüler içinde boğan İmam Hatipleri açtılar…

Çünkü bugün olduğu gibi o gün de halkı dinsel inançlarını kullanıp sömürmek çok daha kolaydı.

Bugün halkı 'kişi özgürlüğü', 'dinsel özgürlük' ve yine 'eğitimden yararlandırma' mavallarıyla 'türban'ı dillerine dolayanlar, hele hele kendini karanlıklara kapayan bu erkek anlayışını da kendilerine özgürlük olarak algılayan kadınlar, başlarına nelerin geleceğinin ayrımında bile değiller.

Halkı bunlarla avutan, meşgul eden çevreler, öte yandan ülkeyi haraç-mezat satmayı sürdürüyorlar.

Hep dile getirmeye çalıştığım gibi bu özgürlüklerin yasaklanmasına erkeklerden çok kadınlar karşı çıkmalılar. Kadınlar erkeklerden lütuf beklemesinler."

Kebek İli Başkonsolosu Emin Battika ve Türk Kültür Merkezi Eğitim İşlerinden Sorumlu İlhami Aykın'ın da katılmış olduğu Anma Günü'nde, Atatürk konulu 11 Kasım film gösterildi ve Dr. Aydın Yurtçu'nun koleksiyonundan Atatürk Resimleri Sergisi yer aldı. Günün sonunda şiir okuyan çocuklara Dr. Aydın Yurtçu'nun sunduğu Türk bayrakları armağan edilirken, gazetemizin geleneksel olarak her yıl düzenlediği çekilişle bir konuk da Atatürk'ün Söylevi kitabını kazandı.

Fotoğraflar: Kerem Saltuk, Özlem Doygun

Kasım 2010