|
Emre Saltık
ve Dostluk ve Dayanışma

Kanada Alevi
Kültür Derneği'nin "Dostluk ve Dayanışma Gecesi" adı altında
düzenlediği etkinlik 5 saati aşkın sürdü. Etkinliğin son 2,5 saatlik
bölümünde Emre Saltık bağlama çalıp türküler söylerken, Türkiye'den
birlikte getirdiği bağlama ustası Müslüm Eke de 2. saz olarak eşlik
etti.
Etkinlik, 19
Eylül günü saat 17.30'da Victoria Üniversitesi'nin Bader Tiyatro
Salonu'nda, tam saatinde başladı. 10'a yakın kişi "görevli"
pazubantları ve takım elbiseleriyle düğün sahibi gibiydiler. Tüm
iyi niyetleriyle konuk ve sanatçılarla tek tek ilgilendiler. 500
kişilik salonun koltukları ve locaları dolmuştu.
 |
|
Fotoğraf:
Ertan Gün
|
Yetişkinler
türküler eşliğinde dayanışarak eğlenirken, çocuklar da kendi aralarında
koşuşturarak (!) eğleniyorlardı. Eğlenemeyenler, biletli oldukları
halde "Dayanışma Gecesine" giremeyip salon kapısına dayananlardı.
Dış kapının önünde kümeleşerek bekleşen 50-60 kişi, Kanadalı salon
yetkililerince içeriye alınmadı. Yetkililerin "salon kapasitesi
doldu" gerekçesiyle içeriye almadığı kalabalık uzun süre dağılmadı.
Dinletiyi Hamilton'dan
izlemeye gelen bir hanım izleyici baygınlık geçirdi. Baygınlık kontenjanından
içeriye alınan bu kişiden sonra başkaları da salona girmeye çalışınca,
polis çağrıldı. Dernek Başkanı Halil Palta'ya "kalabalığın
dağılmaması halinde etkinliği iptal edebileceklerini" söyleyen
Emniyet yetkilileri, salon görevlilerinden bilgi aldılar. Salon
yetkilileri, içeriye girenleri tek tek saydıklarını ve 500 kişilik
salonda 500'den fazlasının olduğunu savlarken, Alevi Derneği Başkanı
Halil Palta "bazı koltukların boş olduğunu" söylüyordu.
Önce koltukları işgal eden çocuklar sonradan ailelerinin kucaklarına
oturtuluyordu. Anlaşılan o ki; anlaşmazlık çocuklar yüzünden ortaya
çıkıyordu. Salon yetkilileri çocukları adam (!) yerine koyarken,
düzenleyiciler 10 yaşından küçükleri biletsiz olarak içeriye kabul
etmişti. Salon yetkilileri yangın ve güvenlik açısından yaş sınırlaması
yapmaksızın, bir kişinin bile içeriye alınmasını sakıncalı görüyorlardı.
İçeriye girmek
için isyan eden kalabalığı sakinleştirmek, dernek saymanı Kemal
Nar'a düşüyor, ancak eski dostları ona gönül koyuyordu. Biletler
yırtılıyor ve Kemal Nar'ın suratına fırlatılıyordu. Bir çok kişiye
kapıda paralarını iade eden Nar, kendisine tepki gösterenlere, "Elimizden
bir şey gelmiyor, bari sen yapma Özgür Ağabey! kurbanın olam, sen
yapma!" diyerek, üzüntüsünü dile getiriyordu.
Düzenleme Komitesi'nden
ve Dernek Başkan Yardımcısı olan Halil Sivri: "Olay tamamen,
kişiseldir. Ortalık yere koydukları su kasalarından çocuklarımız
bedava zannederek su aldıkları için, hırsızlıkla suçlandık. Salon
sorumlusu bu yüzden, konser arasındaki yiyecek satışlarını bile
iptal etti. Acıkan insanlar ne yiyecekler, ne içecekler? Ayrıca,
'dışarı çıkanları yeniden içeriye almayız' diyorlar. Bunlar işi
zora koşuyorlar, düpedüz ırkçılık yapıyorlar" dedi.
Dışarıda tüm
bunlar olurken, içeridekiler Alevi Kültür Derneği Folklor Ekibi'ni
büyük bir keyifle izliyorlardı. Bitlis yöresinden "Peydo",
"Ağır Gövenk", "Seppi", "Melafa" adlı
halkoyunlarını sunan ekip, Ayhan Çağlayan, Erkan Şen, Filiz Kılıç,
Gülay Külekçi, Haydar Güzel, Melike Palta, Neslihan Malsız, Özgür
Atasever, Suzan Cengiz, Umut Oflazoğlu, Yekta İbrahimoğlu ve Yeşim
Kömesöğütlü'den oluşuyordu.
Sazıyla ve sözüyle
yavaş yavaş ustalar arasında yerini perçinleştiren ozan Kubilay
Öğüt, küçük çocukların bağrışmalarına aldırmadan bir türkü resitali
veriyordu.
Saydam görüntüler
eşliğinde şiirler okuyan Dicle Bilgin ve Hasan Baydar, ilk kez üstlendikleri
sunuculuk görevlerini başarıyla tamamladılar.
Nail Çakıl,
Erdoğan Yılmaz ve Ersin Gül Anadolu sazı bağlamayla, Avrupa sazı
gitarı bir araya getirerek türkülerin evrensel olduğunu bir kez
daha gösterdiler.
Ahmet Akkuş,
Ali Haydar Güler, Aydın Yüce, Canan Boran, Gökhan Akkuş, Gülseren
Kaşıkçıoğlu, Melike Palta, Muhteber Doğru, Neşe Toprak, Tülay Nar,
Ufuk Sivri, Yekta İbrahimoğlu, Yeşim Kömesögütlü, Yeşim Sivri'den
oluşan 14 kişilik "Pir Sultan Canlar Semah Ekibi"nin semah
dönmesinden sonra sahneye çıkan Emre Saltık, türkü sıcaklığındaki
sevgi ve selamlarını sunduktan sonra deyişler ve türküler söyledi.
Türkülerden kaçamayan türkülü yürek Saltık, alkışlarla sık sık sahneye
davet edildi. Muhlis Akarsu'nun "Dünya dünya yalan dünya, karnı
büyük koca dünya" türküsünü kalabalık bir koroyla birlikte
söyleyen ozan, "Bu Üçüncü Ölmem", "Dardayım",
"Sicilim Var", "Türkülerden Kaçamazdım", "Gülümse
ve Diren", "Dağ Gülüm" albümlerinden parçalar söyledi.
Toronto Belediye
Başkan Adaylarından Barbara Hall da topluluğa kısa bir konuşma yaptı.
Hall: "Seçildikten sonra Belediye Başkanı sıfatıyla ilk ziyaret
edeceği yerlerden birinin Alevi Kültür Derneği olacağını" belirtti.
Türküler yaşamın tanıklığını yapar
"Kıymayın
türkülerimize, bırakın onlar da kuşlar gibi özgürce uçabilsinler.
Seslerimizle, sazlarımızla ulaşabilsinler sevenlerine. Kıymayın
türkülere efendiler. Onlar o kadar utanıyorlar ki hallerinden. Geriye
dönüp baktıklarında özlerinden o kadar şey kaybetmişler. Çağdaşlık
ve ticari kaygılar uğruna kendilerini tanıyamaz hale gelmişler.
Bazı insanların çıkarları ve popüler olma uğruna bir o yana bir
bu yana çekiştirilmiş her yerleri kırık dökük hale gelmişler. Türkülere
kıymayın efendiler... Çünkü onların şikâyetlerini yapabilecekleri
bir Türkü Hakları Kurumu yok. Onların dertlerini ancak onları yüreklerinde
hisseden dost insanlar dile getirebilir. Kıymayın türkülere efendiler,
türkülerimize kıymayın" diyen türkü geleneğinin genç ustalarından
Emre Saltık ile Toronto Victoria Üniversitesi gösteri salonunun
kulisinde söyleştik.
-
İ. T. Ü Devlet Konservatuarı Türk Halk Müziği Bölümünü bitirdiniz.
Türküler mi sizi konservatuara yönlendirmişti, yoksa konservatuar
mı türkülere?
- Ben aşık-ozan geleneği ve kültürü ile büyüdüm. Anadolu'da her
evde bağlama vardır. Bağlama olmayanı, bağlama çalmayanı döverler.
Bende de müthiş bir Mahsuni Şerif hayranlığı vardı. Kendime özgü
ilk sazım ortaokul 1. sınıftayken oldu. Genel olarak güzel sanatlara
eğilimim vardı. Kalemim de çok kuvvetliydi. Konservatuar öncesi
mimarlık denemem var. İçimdeki türkü sevdası hiç bitmedi. Türkülerin
peşini bırakmadım hiçbir zaman. 1 yıllık mimarlık öğrenciliğimi
bırakarak konservatuara geçtim. 5 yıllık olsaydım yine de bırakırdım.
- Yani okul öncesi türkülere tutkunuz vardı. Bilgilerinizi
akademik düzeyde de ilerletmek istediniz.
- Aynen öyle oldu. Türküleri biliyordum ve seviyordum. Bu işin ilmini
de öğrenmeliydim.
- Okulda kalarak akademik kariyer yapmayı düşünmediniz mi?
- Bir yıl okulda kalarak öğretmenlik yaptım. Nida Tüfekçi'nin, Neriman
Tüfekçi'nin yanında asistandım. Fakat devlet memuru sırtını devlete
dayayandır. "Ozan" biraz da "bozan" demektir.
Ozan, muhaliftir. Sistemin aksayan yanlarını işaret eden ve doğruyu
ortaya koyandır. Devlete sırtını dayayarak ozanlık yapılmayacağı
için bıraktım. Eğitmenlik yönümü Arif Sağ Müzik Okulu'nda (ASM)
halen sürdürüyorum. Son dönemdeki Halk Müziği sanatçılarının çoğu
bu okuldan yetişmiştir. Songül Karlı, Güler Duman, Mahzun Kırmızıgül,
Erdal Erzincan ilk aklıma gelenler. Ayrıca Taksim'de bir de müzik
stüdyom var; burada da yapımcılık, yönetmenlik yapıyorum. Örnek
verecek olursak; Kıvırcık Ali'nin, Sabahat Akkiraz'ın, rahmetli
Mahsuni'nin albümlerini sayabiliriz.
- Kendi
kasetinize aldığınız parçalarda ağırlıklı olarak kendi bestelerinize
mi yer veriyorsunuz?
- Ben hiç bir albümümde tek bir ozanın veya bestekârın yapıtına
yer vermedim. Tek bestekârla kaset yapmayı onamıyorum ve doğru bulmuyorum.
Bir albümde 12 yapıt varsa ve mümkünse 12 farklı insanın olmasını
istiyorum. 12 ayrı eseri harmanlarsam, 12 ayrı duygu ortaya çıkmış
olur. Bu da ahenk getirir. Bir babanın 12 tane çocuğu olduğunu kabul
edelim. Çocuklar her ne kadar farklı kişiliklerse de, çok ortak
yanları ve benzerlikleri vardır. Bu anlamda ben daha farklı insanların
bestelerini kullanmaya özen gösteriyorum. Her albümde ben 2 tane
kendi eserimi kullanıyorum. Diğerlerini değişik ozanların bestelerinden
koyuyorum. Tabi ayrıca derleme var işin içinde, araştırmak var.
Durup dururken türküler bulunmuyor, çaba sarfetmek lazım.
- Kasetinize besteleri alırken, derleyeceğiniz türküleri seçerken
temel olarak neleri alıyorsunuz?
- Öncelikle bir kere türkü gibi türkü olmalı. Yani türkü formatında
olmalı. Halk kültürüyle iç içe olan, yaşamı sorgulayan, yaşamın
içerisinden gelen çalışmalar olmalı. Türkünün bir tanımı vardır,
ona uygun olmalı.
- Nedir efendim türkünün tanımı?
-Türküler, insanın doğumundan mezara kadar olan süreçteki yaşamını
konu alan ve döneminin tanıklığını yaparak, bunları ezgilere dönüştüren
ve gelecek kuşaklara aktaran eserlerdir. Onun için türkü bir yaşamdır.
Türkü zaman içerisinde derinliği ile mekân içerisindeki genişliği
anlatan, yaşanılan her şeyi yazan müziktir. Boşu boşuna türkü yaşamdır,
demiyoruz. Bu cazda da böyledir. Yani folk müziklerin hepsinin tanımı
böyledir. Halk müziğinin popüler müzikten ve fantezi müzikten ayrıcalığı
da budur.
- Peki dinleyici kitlenizi hangi kesim olarak tanımlayabilirsiniz?
- Benim dinleyici kitlem de bu anlattıklarıma duyarlı olan, ama
her şeye rağmen kendi içinde de bir aşık-ozan geleneğiyle büyüyen
insanlardır. Bu inancın içerisinde bana yakın olan çevreye daha
yakın ulaşabiliyorum, daha çabuk bütünleşebiliyorum. Çünkü ben popüler
müzik yorumcusu değilim, tarzım da değil. Popüler müziğin yarın
ile ilgili bir derdi yok. Benim de popülist olmak gibi bir sevdam
yok. Türkülerin hiç bir zaman popülist olmak gibi bir sevdası olmamıştır,
çünkü yarınlara taşınmak gibi bir sevdası vardır. Popüler müzikler
ise günü kurtarmak adına söylenen, günü yaşayan konuları işleyen
bir tarzdır. Bu anlamda o müzik tarzına rahat bakan insanların benden
beklentileri belki çok farklıdır. Oysa türküler yaşadığı 'an'a tanıklık
ederek, yaşadığı 'an'ı ve olayları kuşaklar boyu aktaran bir kültür
nesnesidir. Türkülerin ilkesi ve felsefesi vardır. Benim ulaşabildiğim
kitleler de benimle aynı inancı, aynı dünya görüşünü paylaştığım
insanlardır.
KASIM 2003
|