|
Onurlu Cumhuriyet
Kadınının Onurlu Özgörevi: Söylev Gösterisi
Değerli okuyucularımız,
bildiğiniz gibi gazetemiz Cumhuriyetimizin 80. yılını, Atatürk'ün
Söylevini Montreal ve Toronto'daki Türk toplumuna sunarak kutladı.
Ünlü yazar Meriç Velidedeoğlu'nun düzenlediği, tiyatro sanatçısı
Özlem Özkaram'ın yönetiminde 400 slayt eşliğinde, Devlet Tiyatrosu
sanatçılarından Ali Düşenkalkar ve Füsun Kostak'ın sunduğu Söylev
büyük bir coşkuyla izlendi, ayakta alkışlandı. Turquebec Halkoyunları
Topluluğu'nun dansları ve Torontolu müzisyenler Tayfun-Aslı ikilisinin
gitar ve şarkılarıyla süslenen gece konukların gözlerini yaşarttı.
Biz de bu projeyi gerçekleştiren Meriç Hanım'ı köşemize konuk ettik,
kendisinden çalışmaları hakkında bilgi aldık. A.S.A.
 |
| Meriç
Velidedeoğlu |
- Meriç
Hanım, okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız?
- Her şeyden önce bilinen bir durumumu ortaya koymak isterim. Türkiye
Cumhuriyeti'nin kuruluşuna 16 yaşında tanık olmuş olan Ord. Prof.
Hıfzı Veldet Velidedeoğlu'nun eşiyim. Kendisiyle süren hayat arkadaşlığımızda
onun düşünceleri doğrultusunda bir eğitim aldım. Aslında kendim
kimya yüksek mühendisiyim. Ancak 1976 yılında Velidedeoğlu ile evlendikten
sonra, 24 saatimi onun adeta üniversitesi dediğim kürsüsünde yakın
tarihimiz, yani Milli Mücadele, Kurtuluş Savaşı, Devrimler, Atatürk'ün
yarattığı hürriyeti tanıma ve bunu öğrendikten sonra da etrafa öğretme
yolunda eğitildim. Bu yüzden şimdi bütün Türkiye'ye ve yurtdışındaki
Türklere bütün bu öğrendiklerimi götürmeye çalışıyorum. Ayrıca 24
yıldır da Cumhuriyet
gazetesinde, laiklik, cumhuriyet, kadın hakları doğrultusunda yazılar
yazıyorum, araştırmalar yapıyorum. Başka dergi ve gazetelerde de
yazılarımı sürdürüyorum. 80. yılında Cumhuriyeti Kanada'da kutlamak
için geldiğimiz bu toplantıdan dolayı çok mutluyum.
Bildiğiniz gibi
Atatürk'ün Cumhuriyeti nasıl kurduğunu anlattığı büyük bir yapıtı
vardır. 1919'dan 1927'ye kadar günü gününe tuttuğu güncelerden oluşmuş
bu yapıtın adı Nutuk'tu. Ancak dil devriminden sonra bu yapıtın
adı Söylev olmuştur. Atatürk 1927 yılında Ekim'in 15'inden 21'ine
kadar 6 gün süreyle bunu halkına okumuştur. Kurtuluş savaşını nasıl
gerçekleştirdiğini, ne gibi engellerle karşılaştığını anlatmıştır.
Bildiğiniz gibi bu engeller hem emperyalist dış güçlerden, yani
İngilizlerin ve diğer batılı ülkelerin korumacılığı altında Yunanistan'ın
yurdumuza sokulması, bir de hâlâ yönetimi sürdürmek isteyen İstanbul'daki
Osmanlı yönetimi olmak üzere, hem dışta hem de içteki engellerdi.
Osmanlı yönetimi Sevr Anlaşmasıyla yurdu düşmanlara teslim etmişti.
Atatürk de Anadolu'daki başkaldırının başına geçti ve 1919'da başlayan
hareket 1923'te, 80 yıl önce Cumhuriyetin kurulmasıyla sonuçlandı.
Bundan sonra 3 Mart 1924'te kabul edilen yasalarla da Cumhuriyetin
laik olduğu ortaya kondu. İşte Atatürk'ün 36 saatte okuduğu bu eserinden
85-90 dakikalık bir süreci, 400 slayt eşliğinde izleyicilere sunduk.
Böylece Kanada'daki Türk toplumuna Cumhuriyetin nasıl gerçekleştiğini
Atatürk'ün kendi kaleminden doğrudan sunmuş olduk. Bu çok güzel
bir toplantıydı; 27 Ekim'de Montreal'de, 29 Ekim'de de Toronto'daydık.
Toronto'da çok enteresan bir şey oldu. Toplantı geceydi. 80 yıl
önce Ankara'da Cumhuriyet ilan edildiği anda, biz de Toronto'da,
tıpkı Büyük Millet Meclisi gibi büyük bir coşkuyla alkışlarla Cumhuriyetin
ilanını kutladık.
- Söylevi
böyle sergileme düşüncesi nasıl doğdu?
- Ne yazık ki bunu yapmamın nedeni biraz üzüntülü. Çünkü son 30
yılda Cumhuriyet tarihimize ait eğitimimizde verilen bilgiler oldukça
yüzeysel, hatta bazı durumlarda saptırılmıştı. Yani Atatürk devrimine
ve onun ortaya koyduğu ilkelere karşı gelen, onları gerekli görmeyecek
şekildeki bir eğitime doğru gidiş oldu. Benim için karanlık olan
böyle bir yolda bize aydınlığı getiren Atatürk devrimini kendi kaleminden
öğretmemiz gerektiğine karar verdim. Çünkü eğitim sürecinde Kurtuluş
Savaşımız ve devrim tarihi türlü türlü, adeta saptırılmış kaynaklardan
öğretilmeye başlandı. Elimizde bu devrimi, Cumhuriyeti gerçekleştiren
insanın yazdığı bir kaynak vardı: Söylev. Bu unutulmuş, bir kenara
itilmişti. Oysa orada yazdığı her şey bir belgeye dayanıyordu, dosdoğruydu.
Onun için bunu tekrardan gün ışığına çıkarmak ve Türk halkına sunmak
için harekete geçtim.
- Peki
bu çalışmayı nasıl gerçekleştirdiniz? Yani 36 saati 90 dakikaya
indirirken nasıl bir yol izlediniz?
- Biliyorsunuz Atatürk'ün yazdığı Söylevin dili tabi ki çok eski
bir dildi. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu bunu günümüz Türkçesine çevirmişti.
Kendisiyle birlikte çalışıp bunu gerçekleştirdik. Bu bakımdan Söylevin
içeriğini birçok kez Velidedeoğlu ile birlikte elden geçirmiştik.
İşte bu çalışmalar sırasında üstünde durduğu bazı doruk noktalar
vardı. Yakın tarihimizde çok önemli olan noktalardı bunlar. Onlar
olmasa belki de devrim olmazdı. İşte Söylev'in içerisinden o noktaları
içeren 90 dakikalık bir metin hazırladım. Bu metinleri Atatürk adına
bir devlet tiyatrosu sanatçısı olan Ali Düşenkalkar okuyordu. Ayrıca
Söylev sadece 80 yıl öncesini anlatan ve orada donmuş kalmış bir
yapıt değildi. Söylev'in içerisinde, çeşitli iç ve dış engellere
karşı Atatürk'ün aldığı önlemler bugün için de geçerlidir. Yani
Söylevin günümüze de ışık tuttuğunu söyleyebiliriz. İşte Söylevin
günümüze uyarlanan bu bölümlerini ayrı bir tiyatro sanatçısı Füsun
Kostak seslendirdi. Söylev 80 yıl öncesinde kalmış değildir; bugün
de yaşar bir duruma getirilmiştir. Ayrıca yine bir tiyatro sanatçısı
olan Özlem Özkaram tarafından o günlere ait fotoğrafların slaytları
da söylenenlere eşgüdüm halinde beyaz perdeye yansıtılarak, görsel
malzemeli bir okuyuş gerçekleşmiş oldu.
- Bu çalışmaya
ne zaman başladınız? Kaç gösteri sergilediniz, nerelere gittiniz?
- 1992'de başladık, 11 yıldır sürüyor. 10 Kasım'da 12. yılına gireceğiz.
Biz Edirne'den Kars'a, Samsun'dan Alanya'ya, İzmir'den Gaziantep'e
bütün Anadolu'yu dolaştık, hâlâ da dolaşıyoruz. Ayrıca Almanya,
İngiltere, Kıbrıs, ABD ve şimdi de Kanada'da sergiledik Söylevi.
Kanada'nın Montreal kentinde 350. gösterimizi gerçekleştirdik.
- Peki
parasal kaynağınız nereden geliyor, belirli bir kuruluş mu sizi
destekliyor?
- Şimdi bize sahip çıkan ve bizi destekleyen Kadın Araştırmaları
Derneğidir, onlara bağlıyız. Bu projenin yapılması için gereken
bütün maddi harcamayı ben kendim sağladım. Gösterilerden biz kendimiz
hiç para almıyoruz. Ama gittiğimiz yerlerdeki otel ve yol giderleri
gibi masraflarımızı bizi davet edenler karşılıyor tabi. Programımız
çok yoğun; sivil toplum örgütleri, ilerici belediyeler, ilerici
fabrika sahipleri işçileri için, yurtdışındaki elçilikler, konsolosluklar,
Bizim Anadolu gazetesinin de yaptığı gibi bizi buluyorlar ve davet
ediyorlar. 6-7 ay öncesinden programımızı yapmış olmamız gerekiyor.
“Cumhuriyetin
felsefesine karşı çıkan her harekete karşı koyma hakkımız vardır”
Laiklikte
erkek bir
kez soluk alırsa,
kadın iki kez soluk almaktadır.
Özellikle İslam
dinindeki laiklik
kadınlara iki defa soluk aldırır. |
- Ülkemizin
şu anda içinde bulunduğu durumu değerlendirir misiniz?
- Özgürlük arayışı içindeyiz. İnsan hakları diyerekten demokrasinin
bazı kolaylıklarını kullanarak Atatürk devrimini yozlaştırmak ve
geriye dönüşe doğru bir gidiş içerisinde olunduğunu hissediyorum.
Dünyanın globalleşmesi veya teknik oluşları yönetim kabul ediyor,
ama aynı zamanda da Atatürkçülüğü kenarından ucundan kemirerek adım
adım yok etme doğrultusunda, laik bir Türkiye Cumhuriyeti değil
de bir İslam Cumhuriyeti olma yolunda çalışmalar yürütüleceği kanısındayım.
Türkiye Cumhuriyeti'nin Kemalist ilkeler doğrultusunda yürüyen bir
Cumhuriyet değil de, daha ziyade İslam dininin yürütüldüğü bir Cumhuriyete
doğru götürülmek istendiği kanısındayım. Bu yüzden 1923 aydınlanmasının
aydınlanmacıları olan bizler, üzüntü içindeyiz ve kuşkuyla iktidarın
hareketlerini izliyoruz. İktidarın her adımda bizi adeta haklı çıkararak
bir geriye dönüş, Atatürk Cumhuriyet'inden uzaklaşma eğilimi içerisinde
olduğunu görüyoruz.
- Yani
sizce amaç Şeriat mı?
- Efendim artık Cumhuriyet öncesi dönemdeki şeriatın aynısını uygulamalarını
düşünmüyoruz. Ama dinsel kaidelerin dünyasal yaşamda etkin olmasını
sağlayacak bir yönetim getirmek istiyorlar. Dinsel gelenek ve göreneklerin
dünyasal yaşamı düzenleyen bir yaşam tarzı; böyle bir yönetim getirmek
istiyorlar.
- Peki
hanımefendi ama kendileri seçimle iş başına geldiler.
- Evet seçimle iş başına geldiler. Ama gelirken laikliğin bütün
kurallarını yerine getireceklerini söylediler. Partinin kuruluşu
da öyleydi. Ama İslami düzeni getirmek isteyenlerin başvurduğu bir
yöntem de takiyyedir. Yani Laik ve Atatürkçüyüz dedikleri halde,
yapılan uygulamalar bunun aksini göstermektedir.
- Laiklik
konusunu kadınlar açısından değerlendirirsek.
- Tabi kısaca açıklayayım: Laiklikte erkek bir kez soluk alırsa,
kadın iki kez soluk almaktadır. Özellikle İslam dinindeki laiklik
kadınlara iki defa soluk aldırır. Bu aldığımız solukların en azından
biri geri alınmak isteniyor. Kadın erkek eşitliğini yasa önünde
kaldırmasalar dahi, yaşamsal düzende bir ayırımcılık, bir eşitsizlik
ortaya konmak isteniyor. Yani kadının yeri ayrıdır, erkeğin yeri
ayrıdır ortamı yaratılmak isteniyor. Kadının doğadan ve her tür
yaşam tarzından özgürce yararlanmasının önüne geçilmek isteniyor.
Bu bir ilk adımdır. Daha sonra kadına ikinci sınıf vatandaş değeri
veren yasaların ortaya çıkıp çıkmayacağı ne malumdur? Esasında korkumuz
da bundan. Kuralların büsbütün geriye dönüp kadın erkek eşitliğinde
kadının ikinci sınıf olmasına yönelecek kuralların ortaya çıkacağı
düşüncesi, biz aydınlara egemen olmakta, ama zaten şu anda gösterdikleri
de kadın erkek eşitsizliğine yönelik bir adım gibidir. Çünkü kadın
kapatılarak toplumsal yaşamın bazı kısımlarından yararlandırılır
bir hale getirilmektedir.
|
"Bizim
Anadolu'nun verdiği Cumhuriyet ekini okuduğum zaman müthiş
memnun oldum, çok hoşuma gitti. Bizim Anadolu gazetesi Atatürk'ün
istediği gibi bütün yabancı sözcükleri dilinden çıkaran, dil
devriminin ta doruk noktasında bir gazete."
|
- Bu durumda
ne yapılabilir sizce?
- 1923 Cumhuriyetinin bir temel felsefesi vardır. Bu temel felsefenin
korunması için mücadele etmek gerekir. Yani susmadan, atılan her
geri adım için hareket ederek, sivil toplum örgütlerimizin en azından
bu konuda birbirlerine bağlı olarak hareket etmeleri, evdeki insandan,
çoluk çocuğumuzdan, çalışan insana kadar hep birlikte atılan her
geri adıma karşı çıkmamız gerekir. Cumhuriyetin felsefesine karşı
çıkan her harekete özgürlük içinde karşı koyma hakkımız vardır,
bunu kullanmalıyız. "Aman ne yapalım, şimdi bunlar böyle, sonra
başka bir idare gelir bunların yaptıklarını değiştirir" demek
olmaz. Yüzyıllarca düzeltilemeyecek durumlar ortaya çıkabilir. Bugün
1 milyarlık İslam dünyasında tek laik devlet olan TC'dir. Bütün
İslam dünyasının gözü üstümüzde. Hatta bir kısmının da hıncı üzerimizde.
Neden biz onlardan daha ileriyiz, neden bizde demokrasi var, neden
dünya devletleri gözünde bu İslam devletleri içinde daha saygın
bir yere sahibiz, neden ekonomik bakımdan onların önündeyiz? Bunun
tek nedeni TC'nin laik olması, çağa dönük olması, çağa dönüklüğün
en önemli temellerinden biri demokrasidir. Demokrasinin olabilmesi
için de laiklik olmazsa olmaz koşulu vardır. Bütün bunların bilincinde
olmayanları da bilinçlendirmeliyiz. Din bir vicdan işidir. Dininizin
her gereğini yapacaksınız, fakat devletin yönetiminde din olamaz.
Çünkü başka başka dinlerden olanlar vardır, herkes Müslüman değildir,
herkes Tanrıya inanmaz. Din benim vicdanıma kalmış bir şeydir. Toplumsal
olay olarak dinin dünyasal yaşamı yönlendirecek en küçük bir adımına
dahi izin verilmemesi gerekir. Gençlerimiz daha çocukluktan bu şekilde
yetiştirilmeli ki, belki 20 yılda Cumhuriyetin ilanından sonraki
durumuna erişebilelim. Çünkü geri adımlar atacak olan odaklar, Cumhuriyetin
kuruluşundan beri bu yolda çalışmışlardır ve bugün iktidara gelmişlerdir;
ve söylemleri de ortadadır.
-
Son olarak Bizim Anadolu gazetesi hakkındaki düşüncelerinizi rica
etsek.
- Efendim gazetenin bir sayısını inceledim. Ben daha önce de söylediğim
gibi Cumhuriyet gazetesinde yazarım. Bizim Anadolu gazetesi de öyle
bir yapı içinde ki, adeta Cumhuriyet gazetesi gibi Atatürk devrim
ve ilkelerinde, Atatürkçü, Kemalist, çağa dönük ve çağı özümsetmek
için çalışan bir gazete. Bu sayıdaki Cumhuriyet ekini okuduğum zaman
müthiş memnun oldum, çok hoşuma gitti. Ayrıca Türkiye'deki Cumhuriyet
gazetesi dil devrimini koruyan bir gazetedir, ama Bizim Anadolu
gazetesi Atatürk'ün istediği gibi bütün yabancı sözcükleri dilinden
çıkaran, dil devriminin ta doruk noktasında bir gazete. Gerek diliyle,
gerek haberleriyle, gerek Türkleri birleştirmek için gösterdiği
çabayla, çağcıl bir doğrultuda oluşuyla son derece hoşuma gitti.
Takdirlerimi sunuyorum. Özellikle de diğer arkadaşlarla birlikte
başyazarınız Ömer Özen'i tanımaktan mutluluk duydum.
KASIM 2003
|