|
Gün Uyanık Olma Günüdür!
İlginç
olgular ortaya çıktı 3 Kasım seçimlerinden sonra.
Kimse
"Ne oldu?" diye soramıyor. Soramıyor, çünkü her kesim
aynı ölçüde sorumlu ve suçludur. 18 parti seçime katılmış, oldu
bittiye gelen Türkiye seçimlerinde 16 parti "baraj sularının"
altında kalmıştır.
Oyunla
dayatılan iki parti su yüzündedir. Ancak bu sonuç bile oyun oynayanların
yüzüne bir Osmanlı tokadı gibi patlamıştır. Bu kadarını tahmin edememiştir
bu oyunu oynayanlar.
Düşünebiliyor
musunuz, 12 Eylül hukukunun armağan ettiği oy verme zorunluluğuna
karşın yüzde yirmi bir (rakamla %21) seçmenin sandık başına gitmeyişini?
Bir
milyon ikiyüzaltmışaltıbinseksendört (rakamla 1266084) seçmenin
ise geçersiz oy kullandığının ne anlama geldiğini sorguluyor musunz?
Türkiye
halkı televole kültürüne, medyaya, birbirini aklayan siyasetçilere,
suç işleyip elini kolunu sallayanrak gezenlere, Hortumculara, İMF'ye,
ABD'ye, AB'ye tepkisini göstermiş, bir anlamda başına gelenlerin
hep kendi elleriyle olduğunun bilincine vardığı için, sonuçta kendini
de onlarla birlikte cezalandırmıştır.
Bunun
adı toplu intihardır.
Bir
intihar; ama kendi cebini dolduran, oyuna bilerek katılan utanmaz
siyasetçisiyle, oyunu gören ama umursamayan siyasetçisiyle; düşünürü,
sanatçısı, memuru, işçisi, işvereni, esnafı, çiftçisi, kısacası
toplumun tüm kesiminin bilerek -bilmeyerek demiyoruz- kendini cezalandırmasıdır
bugünkü sonuç.
Hâlâ
büyük bir saflıkla 'ne oldu?' diyen varsa, ya da 'bizim halkımız
adam olmaz' diyerek gerçekleri görmek istemeyenler varsa söyleyelim:
Halk herşeyi görüyordu ve derslerini verdi; ama bu dersi kendini
de cezalandırarak verdi. Çünkü yıllardır ağzına aş, sırtına urba,
ayağına bir çift çarık bulamayanları, mantar gibi ortaya attıkları
televizyonlarda televolelerle, magazin, şarkı, türkülerle avutmaya
kalkmışlardı. TV'lerde sözü edilenler birilerinin bir gecede 100
binlerce dolar kazanmalarıydı. Kim kimle nerede yatmış, kim kimle
nerede görülmüş haberleriyle avutulmuşlardı.
Bir
yıl önce oyunla yapay bir ekonomik bir bunalım yaratılmış, bir gecede
milyar dolarlar ülke dışına çıkarılmış, ülkeye bir sömürge valisi
atanmış; ülke uzaktan kumandayla yönetilir olmuştu. Yıllardır bilinen,
ama hep göz ardı edilen Başbakan'ın hastalığı öne sürülerek bir
yıl sonra da yönetim bunalımı yaratılmış, hiç gereği yokken bir
erken seçim konusu ortaya atılmıştır.
Oldu
bittiye getirmeye çalışırken, evdeki hesabı çarşıya uyduramayanlar
oyunlarıyla kalmışlar, mahşerin üç atlısı, ABD yolcusunun 15 gün
sonraki dönüşünde atını başka diyarlara sürmesiyle, oyuna geldiklerini
anlamışlar, ancak iş işten geçmiştir.
Duruma
ilişkin ağzı açık kalanlar iyimserlikle 'belki de iyi oldu' söylemleriyle
kendilerini kandırmaktadırlar. Bunlar, 'bak parti önderleri sorumluluklarını
bilincinde, istifa kurumunu çalıştırmaya başladılar; belki de kafamıza
böyle birşeylerle vurulması gerekiyordu' diyorlar.
İyimser
olacak hiçbir iz görünmüyor.
Bizlere
düşen görev, daha sıkı durmak ve Atatürk ilkelerini rozet takarak
değil, eylemsel edimlerle yaşama geçirmek, bu bilinçten hiçbir zaman
uzak durmamak olacaktır.
Gün,
uyanık olma günüdür!
Bizim
Anadolu
Kasım
2002
|