EKİN / YAZIN / SANAT HABERLERİ


Reha Erdem ve "Hayat Var"ı Toronto'daydı

TORONTO -Türkiye'nin çok yönlü ve başarılı yönetmenlerinden Reha Erdem, Toronto Film Festivali'nin "Kentten Kente" bölümüne 2008 yapımı "Hayat Var" ile konuk oldu. Bu Reha Erdem'in Toronto Film Festivaline son beş yılda ikinci ziyareti. Yönetmen 2006'da filmi "Beş Vakit" ile Toronto'ya gelmişti.

"Hayat Var", babası ve yatalak dedesiyle birlikte, İstanbul Boğazı'na açılan bir dere ağzına kurulmuş derme çatma ahşap bir evde yaşamakta olan 14 yaşındaki Hayat'ın hikâyesi; Hayat'ın içine doğduğu zorlu, sert ve acımasız dünyada cesaret, dayanıklılık ve umudu keşfederek varolma savaşı. Film 2009 İstanbul Uluslararası Film Festival'inde FIPRESCI ödülü aldı.

"Hayat Var", Erdem'in diğer çalışmaları gibi beceriyle yapılmış 'hipnotik' ve güçlü bir film. Film ilk karede hortum misali sizi içine çekiyor, oradan oraya fırlatıyor, perişan ediyor, kalbinizi parçalıyor ve duyularınızı hapsediyor. Diyaloglar minimum olmasına rağmen karakterler arasındaki iletişim ve kimya çok sağlam kurulmuş. 14 yaşındaki Hayat karakteri, genç oyuncu Elit İşcan tarafından doğallık ve ustalıkla canlandırılmış. Filmin kilit sahnelerinde beklenmedik bir şekilde ön plana çıkan müzik, zaman zaman ağır bir battaniye, zaman zaman kalın bir kar örtüsü gibi üstünüzü kaplıyor.

Gelelim yönetmene. Reha Erdem son yıllarda uluslararası sinemaseverlerin "yakından takip edilecek" listesinde yer alan bir yönetmen. Filmleri tarz olarak birbirinden farklı da olsa hepsinde seyirciyi baştan çıkaran bir şiirsellik ve 'hipnotik' bir ritim mevcut. Sakin görüntüsü altında çok renkli kişiliği ve anlatacak çok şeyi olan bu karizmatik yönetmen, Paris 8 Üniversitesi'nde sinema öğrenimi gördükten sonra, aynı okulda Plastik Sanatlar alanında Yüksek Lisans eğitimi almış. 1989 yılında Fransız-Türk ortak yapımı olan ilk uzun metrajlı filmi "A Ay"ın ardından uzun bir süre reklam sektöründe çalışan yönetmen, film çalışmalarına 1999'da "Kaç Para Kaç" ile devam etmiş. 2004 yapımı "Korkuyorum Anne" ve 2006 yapımı "Beş Vakit"i 2008'de Hayat Var ve 2009'de son filmi "Kosmos" izliyor. "Korkuyorum Anne" ortak çalışması dışında bütün filmlerinin senaryosu kendine ait.

Reha Erdem Toronto ziyareti sırasında "Hayat Var"ı şöyle özetliyor:

"Film yoksunluklarla çevrili bir büyüme filmi. Yoksunluklardan kastım bir nevi dünyanın genel hali aslında; sevgi yoksunluğu gibi. Yoksunluk diye altını çiziyorum; genelde yoksullukla karıştırılıyor ve bundan rahatsız oluyorum. Dünyadaki en büyük tehlike yoksunluk. Özellikle sevgi yoksunluğu beni kişi olarak çok korkutan bir şey.

Filmde 14 yaşı işliyorum. 14 önemli bir yaş; çocukluktan büyümeye geçme yaşı, cinselliğe adım atılan bir yaş. Bütün o süreç ve bütün bunlardan çıkış umudunun hikâyesi diyelim."

- Toplumun farklı kesimlerinden seyirci tepkisi nasıl?
- Tepkiler genelde olumlu. Benim filmlerimi zaten toplumun her kesimi izlemez. İzleyenler genelde farklı tarzlara ve bu tür bakışlara açık insanlar oluyor.

- Ben bu filmi özellikle kadınların çok beğendiğini düşünüyorum.
- Evet, benim filmlerimi genelde kadınlar daha çok beğenirler, ben de bununla gurur duyarım.

İnsanlığın geleceği kadınlarda

- Kadınların kafasına çok iyi giriyorsunuz çünkü. Bunu nasıl başarıyorsunuz?
- Açıkçası ben kadınların erkeklerden daha üstün olduğunu düşünüyorum. Şaka değil, gerçekten. Kadınlarla erkekler arasında büyük bir fark olduğunu düşünüyorum. Kadınlar varlık olarak daha cömert, insani anlamda da daha öndeler. Bence insanlığın geleceği kadınlarda.

- Filmin tarzını ne olarak görüyorsunuz?
- Tam olarak nasıl sınıflandırılır bilmiyorum. Benim sevdiğim bir tarz var. Hayal kurdurtan, hayatın gerçeklerinden hırsızlık yapmaya çalışmayan, belli bir plana işaret etmeyen bir tarz. Dolayısıyla kendim de öyle filmler yapmaya çalışıyorum.

- Çok ağır bir konusu olsa da filmde komedi unsurları çok güzel kullanılmış. Bunlar çekim aşamasında doğaçlama olarak mı ortaya çıktı, yoksa senaryo aşamasında hazır olan şeyler miydi?
- Önceden hazırlanmış şeylerdi. Bu söylediğin beni çok mutlu etti aslında, çünkü içinde mizah olmayan filmleri sevmiyorum. Sonuçta mizah hayatın bir parçası. Hayat o kadar da ciddiye alınacak bir şey değil.

- Hayat karakterini oynayan Elit İşcan'dan bahsedelim, "Beş Vakit"te de oynamıştı. Elit'in filmin başarısına katkısı büyük görünüyor.
- Evet, Elit'i "Beş Vakit" sırasında buldum. Ama bu senaryoyu onun için yazmadım. Kafamda bambaşka bir şey vardı; hayal ettiğim fiziksel özellikler de farklıydı. Fakat sonradan aklıma Elit'i kullanmak geldi. O fikrin üstüne gidince, sonucun ilginç olacağını düşündüm, senaryoyu o şekilde değiştirdim. Elit'in plastik bir karakteri vardır. Yürü dersin herkes gibi yürümez; otur dersin herkesten farklı oturur. Hep bir farklılığı vardır. Yüzünde ve duruşunda olan, tanımlanamaz bir şey. Bazı insanlarda öyle bir şey var, farklı bir kalite getiriyorlar. Zaten o insanlar sinemaya çok uygun oluyor, filme çok yardım ediyor.

- Eminim yönetmen olarak role hazırlanmasına yardım ettiniz.
- Aslında karakter üstünde pek çalışmadık. Hatta ben geçen sefer, "Beş Vakit"te, senaryoyu hiç okutmamıştım. Bu sefer konu zor bir konuydu. O yüzden psikologlara danıştık, ailesiyle konuştuk. Konu her ailenin olumlu yaklaşacağı bir konu değil tabii. Sonra Elit'le konuştum. Onun rol ne kadar zormuş, zaten hiç umurunda değildi, filmde olmayı çok istiyordu. Filmin zorluğu Hayat rolünden ziyade soğuk vs. gibi şartlardan kaynaklandı. Filme o kadar bağlandı ki, çekimlerde gün sayıyordu, çekimler bittiğinde de ağladı. Birlikte çalışması çok kolay birisidir, ne dersen yapar, tam bir sinema askeridir. Umarım öyle oyuncular bulmaya devam ederim.

Ben çekim sürecini çok seviyorum, o beraberlik sürecini çok seviyorum. Herkesin, en başta kendim olmak üzere, filme başlandığıyla bittiği nokta arasında bir farkı olsun istiyorum. Sürece çok önem veriyorum. O yüzden projelerimde oyunculukları güçlü olduğu kadar insani ilişkilerde de uyumlu insanları seçiyorum. Benim için en önemli unsur o. Uyum olduktan sonra öbürü mutlaka oluyor zaten. Öyle değilse böyle, böyle değilse şöyle; bir şekilde oluyor. Zaten sinemanın güzelliği de o değişkenlikte. Kâğıdın üstünde hayal ettiğinizin aynısını yapmaya çalışmak çok sıkıcı. Çekim bitiyor, montajda yepyeni, başka bir süreç başlıyor.

Montaja geldiğimizde yaptığımız işin nasıl büyük bir şey olduğunu fark ettim. Dedim ki, korkunç bir iş yapmışız, ne kadar ürkütücü. Çekerken hiç öyle hissetmedim. Çekim aşaması çocuk filmi çeker gibi bir hafiflikte ve zevkte idi.

- Filmde Orhan Gencebay'ın müziklerini kullanıyorsunuz, bu seçimi nasıl yaptınız? "Dert Bende" lunapark sahnesindeki yerini nasıl buldu?
- Ben genelde hazır müziklerle çalışırım. Çünkü senaryoyu düşünürken hangi müziğin uygun olacağını da düşünürüm. Bu filmi yazarken de nedense bu müziklerin filmin ruhuna uygun olduğunu düşündüm. Benim öyle dönemlerim vardır. Mesela bir dönem hep Erkin Koray dinledim. Bir dönem Orhan Gencebay dinledim. Mine Koşan'ın söylediği "Dert Bende" de çocukluğumda yazlık sinemalarda çok çalardı, oradan aklımda kaldı. Bir de Mine Koşan benim mahallemde yaşıyordu, o yüzden ona ait bir şey kullanmak istedim. Müzik seçimlerini yaptıktan sonra öğrendim ki Orhan Gencebay filmlere müzik vermezmiş, ama neyse ki bizi kırmadı.


Sudan bakıldığında hem şehir hem hayat bambaşka görünüyor

- Çekimler nerede yapıldı?

- Boğazda ve boğaza akan Göksu deresi etrafında çektik. Tamamen hayali. Ne öyle bir ev, ne de öyle bir hayat var. O evi biz yaptık. İzin almak çok zor oldu, dekor da olsa böyle bir şeye izin vermiyorlar. Aslında filmin başlangıç noktası benim su üstünde film çekme hevesimden geliyor. Su İstanbul'da bizim hiç kullanmadığımız bir bakış açısı, sadece üstünden geçiyoruz. Halbuki oradan bakıldığında hem şehir hem hayat bambaşka görünüyor. Öte yandan suda film çekmek çok zor bir şey. Normal kamera kullanamıyorsun, su için yapılmış özel ekipmanlar da çok pahalı. Biz de en sonunda bu ekipmanları kendimiz imal ettik. Özel tekniklerle çekmen gerekiyor, bir sürü zorluğu var. Sinemanın zanaat ve çözülmesi gereken eğlenceli kısımları. Bu tür elementlerle film yapımı oyun bahçesi halini alıyor. Biz yönetmenler için eğlenceli hale geliyor.

- Festival'e "Kentten Kente" kavramına oturduğu için Hayat Var filmi getirildi. Ama aslında sizin en son filminiz Kosmos. Kosmos için bambaşka bir coğrafya seçtiniz ve film için dünya dışı bir hayat yarattınız.

- (Gülerek) Evet, benim derdim bu dünya ile. Bu dünya dışındaki hayatlarla bir problemim yok.

Kosmos, Beş Vakit'ten sonra İstanbul dışında çektiğim ikinci bir film, bir kış filmi. Çekimler Kars'ta yapıldı. Suda çekilmiş filmden sonra bir de karda film çekeyim diye heves ettim, Kosmos o şekilde ortaya çıktı. Kars çok büyülü bir yer, zaman dışı bir yer. Hayal gücünü ateşleyen elementleri var. Bu elementleri bir araya getirip yapıştırdık ve Kosmos ortaya çıktı.

ÖZGÜ ÖZMAN

Ekim 2010