|
LAİKLİK VE DEMOKRASİ II
ENDER TOPUZ
Geçen
sayıdan devam.
Bu nedenledir
ki, ülkelerin ve toplumların laiklik anlayışlarının somut uygulamalara
yansıtılması sırasında bazı farklılıklar ortaya çıkmıştır. Bunu
da doğal karşılamak gerekir.
Prof. Bahri
Savcı, "Laiklik prensibinin Türkiye şartları içinde mütalaası"
isimli kitabında bu konuya açıklık getirerek; "Laiklik
her ülkenin şartlarına göre incelenmelidir, ama genel olarak Dinin,
ferdi vicdan alanlarından çıkıp, öğrenim hayatını, sosyal dayanışma
hayatını kapsamasını ve bu yolda toplumu Dinci olarak kurumlaştırmasını
durdurmak olarak anlaşılmalıdır. Türkiye şartları da bunu gerektirmektedir."
biçiminde bir değerlendirme yapmaktadır.
"Laiklik"
sözcüğü, Yunanca "Laikos" sıfatından gelir.
Eski Yunan'da din adamı sıfatı taşımayan kişilere "Laikos"
denilmekteydi. O bakımdan Laik kimse halktan olan, bir başka deyişle
ruhban sınıfından olmayan kimse demektir.
Batılı
kaynaklar laikliği, genel olarak "Din ve ruhbanlıkla
ilgisi olmayan" diye tanımlar. Buna göre bir devlet,
yapmakla yükümlü olduğu siyasal, kültürel, idari, askeri ve benzeri
işlere Din'i karıştırmazsa, ona "Laik Devlet" denir.
Laikliğin yaygın
olan ve en çok kullanılan hukuki tanımı "Devlet işleri
ile din işlerinin ayrılması" biçiminde yapılmaktadır.
Bu tanıma göre Devlet; kişilerin sadece maddi yönleriyle ilgilenir
ve onların "uhrevi" alandaki mutlak serbestilerini
kabul eder. Devlet, dini esaslara dayanan ayırımlar yapamayacağı
gibi, bunların iç işlerine de hiçbir şekilde karışamaz.
Leon Duguit,
"Laik Devlet"i tanımlarken şöyle demektedir:
"Laik Devlet, Din konusunda tamamen tarafsız olup başkanı ve
memurları istedikleri Dini taşımakla beraber, kendisi Devlet olmak
haysiyetiyle hiç bir Din taşımayan ve hiç bir Din ayini yapmayan
ve kendi namına yaptırmayan Devlettir."
Nazım Poroy,
"Laiklik ve Dini Taassup" isimli kitabında; "Laik
Devlet, herkesin inancına saygılı ama Din hususunda tarafsızdır
ve hiç bir Dini, Devlet olarak taşımaz. Ama bireylerin inancı ya
da inançsızlığı, Devletin yasalarına veya genel ahlaka, güvenliğe
aykırı olmamalıdır." demektedir.
Aynı konuda
Niyazi .Berkes: "Aslında Laiklik dini değil, hukuki
bir kavramdır. Hukuki açıdan Laiklik, kısaca ve genel olarak din
işleri ile dünya işlerini ayıran bir rejimdir. Bu ifade ile anlatılmak
istenen, sadece Devlet içinde din ve dünya işleriyle ilgili otoritelerin
birbirinden ayrılması değil, aynı zamanda sosyal hayatın eğitim,
aile, ekonomi, hukuk, görgü kuralları, kıyafet vb. gibi cephelerinin
din kurallarından ayrılarak, zamana, yaşamın zorunluluklarına ve
gereklerine göre saptanmasıdır.
Aksi düşünüldüğünde,
din işleri ile dünya işlerini birleştiren bir rejim anlaşılır. Bu
takdirde dünya işleri de din başkanı tarafından yürütülür ya da
dünyevi hükümdar aynı zamanda din başkanı olur. Bu rejime de Teokratik
Rejim denir."
yorumunu getirmektedir.
Bu tanımlamalardan
da açıkça anlaşılmaktadır ki, "Laiklik; ne dinsizlik
ve ne de din düşmanlığı değildir. Laiklik dine karşı değil, din
kurallarına dayanan teokratik devlete karşıdır."
"Laiklik"
öngördüğü hukuk sistemiyle, düşünce ve inanç özgürlüğünü her türlü
baskıdan koruyan ve herkesin inancına saygılı olmayı öngören bir
yaklaşımdır. "Laik Devlet"te Din kuralları
ve kurumlarının devlet yönetiminde etkisi yoktur. Din, devletin
olağan işlevi içinde ve sosyal bir olgu olarak ele alınıp, öteki
sosyal olgular gibi değerlendirilir.
"Laiklik",
gerek felsefi bir terim olarak, gerek hukuki bir tanım olarak ve
gerekse siyasi bir kavram olarak, çeşitli yorumlara ve tartışmalara
neden olmuştur. Bazı düşünürler felsefi olarak Laikliği "insana,
insan aklına, beşerin ebedi gelişimine inanmaktır." biçiminde
tanımlanmakta ve Laikliğin, "Aklın egemenliğinin kabulü
ve Allah'la kul arasına girilememesi" ilkesine dayandığını
ifade etmektedirler.
Laikliğe daha
geniş anlamlar veren yazarlar ve düşünürler de vardır. Onlara göre;
"ilke olarak, özgür devlet içinde, özgür din ilkesi yer almalıdır.",
"Laiklik; kendini saran ve gerçekte Tanrısı ile kendisi arasına
giren batıl inançlar ve kurumlardan kişiyi kurtararak, onu vicdan
alanına kavuşturan hareketlerdir."
İsviçreli bir
bilgin filozof olan Alexandre Vinet, "Laiklik"
için şöyle diyor: "Vicdan hürriyeti salt bir dini seçmek,
üstün tutmak yetkisi değildir. Vicdan özgürlüğü, ayin özgürlüğünden
ayrılamaz. Çünkü insan topluluk hayatına muhtaçtır. Vicdan ve ayin
özgürlüğü birleşince din özgürlüğü tamam olur. Her dini inancın
kapsamı kesin olmamaktır.
Zamanda
kainatı izah eden bir yol ve cemiyetin idaresi için gerekli tedbir
ve nizamların bir kaynağıdır. Böyle de olduğu için; ilim, sanat,
felsefe, hukuk ve devlet hepsi dini menşelere ve dini hüviyetlere
sahiptir.
Buna göre
laikliğin tarih terimi olarak manası; din ile felsefenin, din ile
ilmin, din ile hukukun, din ile sanatın ayrılmasıdır. Din ile devletin
ayrılması bu tekamülün son halkasını teşkil etmektedir. Bu böyle
olduğu için de bugün laiklik dediğimiz vakit yalnız din ile devletin
ayrılması gibi mana anlamaktayız.
Fakat
bu anlayış da laikliği tam manasıyla izah edemiyor. Tarihi tekamülü
ile beraber laikliği; akli düşünce ile dini düşüncenin ayrılması,
akıl ile vicdanın hürriyeti suretinde anlamak daha doğru olur. Böyle
bir anlayış bizi akli düşünce ile dini düşüncenin beraber, yan yana
yaşayabileceği kanaatine de sevk eder. Aklın çözemediği insan ve
kainat ötesi sırlar hakkında, vicdan hükmünü verecektir." demektedir.
Bu değerlendirmeler,
yorumlar ve daha birçokları, 19. yüzyıldan sonra dinin devlet işlerine
karışmaması gerektiği yolunda, toplumsal bir mutabakatın sağlanmasında
çok önemli katkılar sağlamıştır.
Bütün kapalı
toplumlarda; din kurallarının ve kurumlarının her şeye egemen olduğu
dönemlerde, teokratik toplum düzenlerinde, din kurumu; insanın,
teokratik ve pratik hemen bütün düşünce ve eylemlerini düzenlemek
yetkisini elinde bulundurmuştur. Bu tarz bir toplumda kişi; düşünme,
inanma, bildiği gibi yaşama özgürlüğünden büyük ölçüde yoksun kalmıştır.
İnsanların kafalarının ve vicdanlarının belli bir inanç sistemi
içerisine hapsedilmesi gibi bir durum ortaya çıkmıştır. İşte
"Laiklik", din kurumunun elinden bu gücü almak
demektir.
Laiklikle ilgili
olarak çeşitli dönemlerde çeşitli ulusların çok sayıda bilim adamı,
yazarı ve düşünürü ile devlet ve siyaset adamları çok zengin bir
literatür oluşturmuştur. Bir çok devlet ve siyaset adamı da bu yorumlara
ve önerilere dayanarak ülkelerinde, "Laiklik devrimi"ni
gerçekleştirmiş ve geliştirmişlerdir.
İnsan haklarına
dayalı gerçek bir demokratik sistemin yaşatılabilmesi de ancak laik
bir düzende olanaklıdır. Bu çerçevede sonuç olarak ifade etmek gerekirse:
* Laiklik; bireysel açıdan insan aklının dogmatik düşüncelerden
kurtarılmış olması ve özgürleşmesidir.
* Laiklik; toplumsal açıdan devlet yönetiminin dinsel doğmaların
etkisinden kurtarılması ve devlet yönetiminin özgürleşmiş insan
eliyle sürdürülmesidir.
* Laiklik; kişiye din konusunda özgürlük tanınması ve bu özgürlüğe,
toplumun diğer bireylerinin ve devletin saygı göstermesidir ve o'nu
korumasıdır.
* Laiklik; din, inanç ve düşünce farklılaşmalarında taraf olmayarak,
toplumun barış ve huzur içinde birlikte yaşamasının güvencesidir.
* Laiklik; bir inanç ve iman ya da din konusu değildir. Laiklik
inanca, imana, dine karşı değildir. Laiklik; din kurallarına dayandırılan
teokrasiye karşıdır.
* Teokrasi ve demokrasi birbiriyle bağdaşamaz. Çünkü, teokrasi bir
dine, inanca, imana dayanır. Dinde iman etme ve teslimiyet esastır.
Dinde sorgulama yoktur. Oysa demokraside, sorgulama ve karşı koyma,
muhalefet esastır. Dinde muhalefet olamaz, demokrasi ise muhalefetsiz
olamaz.
* Din ve laiklik, din ve demokrasi; birbirinin karşıtı ya da alternatifi
değildir. Laiklik ve demokrasi, bir siyasal tercihtir. Din ise,
bir inanç ve iman konusudur.
* Din ve siyaset birbirinden ayrı olmak zorundadır. Bu ayırım yapılmadığı
takdirde ya din siyasetin ya da siyaset dinin kontrolüne ve emrine
girmiş olur. Böyle olunca da, hem din kurumu hem de siyaset kurumu
yozlaşır ve niteliğini kaybederek asıl amacından uzaklaşmış olur.
* Laiklik; din kurumunu da, demokrasiyi ve siyaset kurumunu da,
kendi alanlarında ve kendi kurallarıyla insanlığın emrinde tutabilen
bir ilkedir.
* Laiklik; dünya ve devlet işlerinin dini kurallarla değil, bilimle
ve akılcılıkla yürütülmesi; hukukun, ekonomik ve sosyal düzenin
de bu temele dayandırılması demektir.
* Laiklik; Atatürk'ün tanımladığı gibi, din ile dünya ve din ile
devlet işlerinin ayrılması demektir.
* Laik dünya görüşü; siyasal meşruluğu, Tanrısal kaynaklardan değil,
halktan ve toplumdan alır.
* Laiklik; temel insan haklarının olduğu gibi, çağdaş bir yönetim
biçimi olan demokrasinin de ön koşuludur.
* Laik dünya görüşü ve laik toplumsal düzen, demokrasinin olduğu
kadar; özgürlüklerin, ulusal kimliğin, ulusal bütünlüğün ve ulusal
bağımsızlığın, ekonomik gelişmenin ve toplumsal dayanışmanın da
temelidir.
* Laik düzende hukuk, "Dini Hukuk"tan ayrı değerlendirilerek,
bağımsızlaştırılmış; Ama din ve vicdan özgürlüğü, "Laik Hukuk"
tarafından güvence altına alınmıştır.
* Laik düzen, modernleşmenin ve modern devletin de temel taşlarından
biridir. Modernleşme, devletin bağımsızlığını, gelişmesini ve kalkınmasını
sağlayan koşulların gerçekleştirilmesi yanında, insanın özgürleşmesini,
insanca yaşamasını, yeteneklerini geliştirebilmesini ve eşitlik
içinde farklı seçeneklere sahip olmasını, toplumun ise; eşitlikçi,
çoğulcu, katılımcı ve örgütlü olmasını, bir arada içeren bir kavramdır.
Bu tanımı ile modernleşme, laik devletin özünü ve içeriğini ifade
etmektedir.
Açıkça görülmektedir
ki, gerçek anlamda çağdaş demokratik bir sistemin oluşturulabilmesi
ve insan hakları evrensel bildirgesinin 18. ve 21. maddelerinin
yaşama geçirilebilmesi için, laiklik vazgeçilemez bir önkoşuldur.
Günümüzde kavranması
oldukça kolaylaşan bu gerçeği; Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın ve öncesinin
çok olumsuz ve yetersiz koşulları içinde fark etmiş olan Atatürk
ve arkadaşları, oluşum halindeki Türkiye Cumhuriyeti Devletini,
laik düşünce temeline oturtarak, tarihimizin en büyük değişimini
ve dönüşümünü gerçekleştirmişlerdir.
Bu büyük değişim
ve dönüşüm; Türkiye ve Türk halkı için "aydınlanma dönemi"ni
başlatmıştır.
Teokratik Monarşiden
Cumhuriyete; amaçsızlık, boş tevekkül, miskinlik ve ataletten kurtularak
uluslaşma bilincine, yurttaşlık onuruna; ortaçağ karanlığından çağdaşlığa
ve uygarlığa yönelişin yolunu, laik düşünce aydınlatmıştır.
Aralık 2010
LAİKLİK
VE DEMOKRASİ I
|