|

Tarihin
Beşiğinde: Urfa'yla Mardin - 2 / Zehra Özen
Yola
Çıktım Mardin'e
'Kaça gidiy, kaça gidiy?'
Ertesi günü Mardin'e gidecektim. Otogara gitmek için belediye otobüsüne
bindim. Duraklarda her kadın en az 5 çocukla otobüse biniyordu.
Derken yolda bir kadın otobüse binmek istedi. Ama şoföre sorduğu
şey, 'kaça gidiy, kaça gidiy?'… Gidiş ücretini soruyordu.
Şoför, 'bacım bin, kucağında çocuk da var, hele sen bin arabaya'
diyor, kadınsa durmaksızın yineliyordu sorusunu; 'kaça gidiy,
kaça gidiy?…'
Kadın sonunda
ikna olup arabaya bindi. Yanına oturduğu 3 çocuklu bir kadın,
'Kızım neden soruyorsun, bak kucağında çocuk da var. Her yere aynı
ücret zaten' diye söylenecek oldu. Aldığı yanıt şöyle oldu:
'Siye mi sordum? Allah'a şükür benim param var…'
Otogara vardım.
Mardin için bilet almak gerekiyordu. Her halimden yabancı olduğum
anlaşıldığı için insanlar bana yardım etmeye çaba gösteriyorlardı.
Biletimi aldım, arabanın gelmesini beklemeye başladım. Adamların
biri gidip bir geliyor, 'nereye gidiyorsun, nerelisin' gibisinden
soruların ardı arkası kesilmiyordu. 2 saat boyunca araba bekledim.
Bu arada insanların sorularına yanıt vermek zorunda kadım.
Yola Çıktım
Mardin'e…

Neyse ki Mardin
otobüsü geldi ve bindim. Türküde söylediği gibi, 'Yola çıktım
Mardin'e… Siverek, Bozova, Viranşehir, Kızıltepe derken,
Mardin'e geldim. Geleceğimden haberi olan arkadaşım beni karşıladı.
Acıkmıştım.
Önce yemek yemeye gittik. Ancak yöreyi bilmediğim için ne yiyeceğimi
de bilemiyordum. Bildiğim, yabancı olmadığım bir tat olsun istedim.
Değişik yemekler vardı; kaburga dolması, yoğurt çorbası, acı ezme,
holük vb... Arkadaşım, 'bunlardan sipariş verme, zaten bunlar
ikram olarak gelecek' dedi. 'Biz ana yemeği almasak,
sadece ikramları alsak' dedim gülerek. Tavuk istemiştim
ama, ikramlarla doyduğum için ana yemeği yiyemedim. Ardından işkembe
dolma getirdiler. İplikle sarılmıştı her yanı. İpini çıkarıncaya
dek çok uğraştım. Ama güzel bir dolmaydı.

Yemekten sonra
başka bir arkadaşın görev yaptığı okula gittik. Hep birlikte Mardin'i
gezmeye koyulduk. Mardin'in merkezini pek gezmek istemiyordum. Daha
çok eski, tarihi Mardin'i görmek istiyordum. Önce Kasımiye
Medresesi'nden başlayalım dedik. Akşama doğru olduğu için
biraz geç kalmıştık. Acaba açık mıdır diye arkadaşlar kendi aralarında
konuşuyorlardı. 'Yaa, ben İstanbul'dan geldim derim, ne olacak,
açarlar' dedim. Arkadaşlar gülmeye başladılar; 'He
yaa… Zaten onlar da hemen sana açarlar. Değil İstanbul, Amerika'dan
gelsen ne olacak? Pek umursamazlar, kusura bakma' dediler.
Kaygımız boşunaymış,
Kasımiye Medresesi açıktı. Kasımiye Medresesi'ni
görmek benim için önemliydi. Bir süre önce ünlü modacı Cemil İpekçi
orada defile yapmıştı. Basın - yayın bunun çok üzerinde durdu.
Efendim, Mardin
ikiye bölündü. 'Orası ibadet edilen bir yer, orada nasıl olur
da defile düzenlenir' diye basında toz duman içinde tartışmalar
olmuştu. O nedenle orayı ille de görmek istiyordum.

Medresenin anlamı,
ders görülen yer, ibadet edilen yer değil. Sadece medresenin uzağında
bir mescit var. Orası da kuş uçmaz, kervan geçmez bir yer. Kimsenin
oraya ibadete geldiği falan da yoktu anlayacağınız. Basında bu olay
sadece bir reklam aracı olarak kullanıldı diye düşünüyorum. Medresenin
içinde küçük küçük derslikler var, çok güzeldi. Ortasında akan bir
çeşme var. Ayrıca medresenin içinde upuzun bir de havuz var. O uzun
havuzun bitimi geniş bir havuz ki, onun da bir öyküsü varmış. Suyun
aktığı yer doğum, biraz ilerlediğinizde vardığınız yer çocukluk,
sonra gençlik ve sonra da ölüm bölümleri bulunuyor… Üst kata çıktığımızda,
orada da küçük küçük odalar ve derslikler var. Yapı çok güzel. Anladığım
kadarıyla Mardin'de çekilen televizyon dizilerinin bazı bölümleri
orda çekilmiş.
Dar-ül
Zahferan Kilisesi'ne gittik. Ancak rahiplik ve rahibelik
eğitimi verildiği için bizleri içeriye almadılar. Dışardan görmek
zorunda kaldık. Sonrasında şu anda postane olarak kullanılan asma
katı olan eski bir yapıyı gezdik. Onun da taş işlemeleri çok güzeldi.
Sonunda Mardin merkezine geldik. Bana pek ilginç gelmedi. Koca koca
binalar, alışveriş merkezleri, tüm ünlü markalar Urfa'da olduğu
gibi burada da vardı. Benim için önemli olan eski, tarihi, bozulmamış
yerleri görebilmekti.
Ertesi gün Sabancı
Müzesi'ne gittik. Müzede eski tırpanların olduğu buğday
öğütülen tahtadan yapılmış bir biçer, taş oyması gibi konular izlenebiliyor.
Taş oyması yapan manken o kadar gerçek gibiydi ki, insanın konuşası
geliyordu. Eski Mardin'le yeni Mardin'in tabloları da izlenebilen
görüntülerdendi.

Mardin'e gelip
de telkari sanatının yaşadığı yerleri görmemek olmaz. Telkarilerin
yapıldığı bir yere gittik. Mardin'e özgü takı tasarımı telkariden
almadan edemedim.
Gelecek
Sayı:
Urfa'ya Dönüş…
Tarihin
Beşiğinde: Urfa'yla Mardin - 1 / Zehra Özen
Nisan 2011
|