|
Osmanlıca'nın
Türk Toplumuna Yararı Var mı?

Aralık ayı başlarında
düzenlenen Ulusal Eğitim Çalıştayı (Millî Eğitim Şû'rası)
hep yaptığı gibi birtakım önerilerde bulundu. Bunlardan en önemlisi
'Osmanlıca' dersi oldu. Tüm liseler için istenen
'zorunlu Osmanlıca dersi' kabul görmedi; İmam Hatip Liseleri'nde
'zorunlu', diğer liselerde ise 'seçmeli'
olması kabul edildi.
Alınan kararların
yasa gibi bağlayıcılığı olmamasına karşın, bu çalıştaylarda alınan
kararların okullarda uygulanmaya başladığı biliniyor.
Eleştiriler
üzerine her zaman yaptığı gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan 'isteseler
de istemeseler de Osmanlıca öğrenilecek' dedi.
Tarih boyunca
Türkler birçok abece kullandılar. Osmanlı'dan önce İran'da ve Anadolu'da
hüküm süren Selçuklular yazın dilinde Farsça'yı, devlet işlerinde
ise Arapça'yı kullanıyordu. O nedenle Belh kentinden bir Türk olan
Mevlana yapıtlarında Türkçe kullanmamış Farsça yazmıştır. Bu
arada XIII. yüzyılda Türkçe'ye önem veren Karamanoğlu Mehmet
Bey, 'bundan böyle kimse divanda, dergâhta, bergâhta Türkçe'den
başka dil konuşmaya' diye ferman buyurmuştur.
Her dilin kendine
özgü kuralları vardır; o dilin uzmanları o kurallara göre abece
yaratır ve topluma öğretirler.
Türkler, tarih
boyunca dillerine uygun olmasa da siyasi nedenlerle yaklaşık 1000
yıl Arap abecesini kullandılar. Osmanlılar da devlet olduklarında
bu geleneği sürdürdüler.
Gerçek anlamda
ancak XV. yüzyılda, II. Mehmet'in İstanbul'u almasından sonra
devlet olan Osmanlı, sarayda Arapça, Farsça ve Türkçe'nin karışımı
olan yeni bir dil oluşturmaya başlamıştır. Özellikle devlet yazışmaları
için bu yöntem seçilmiştir.
Osmanlıca konuşulan
bir dil değil, yazı dilidir. Hiçbir zaman toplumun dili olmamıştır.
Zaten Türk her zaman devlet katında hor görülmüş, Bakî gibi
şairler bile ona, 'etrak-ı bi îdrak', 'akılsız Türk'
diyerek küçümsemiştir.
Osmanlıca'yı
savunanlar onun gerçekte ne olduğunu bilmeden, sadece geçmişe bir
özlem olarak siyasi konumları gereği savunurlar.
En
büyük gerekçeleri, 'tarihimizle bağlarımız koptu', 'bir gecede
cahil kaldık', 'çocuklar dedelerinin mezar taşlarını okuyamıyorlar'
gibi, ipe sapa gelmez söylemlerdir.
Dil devrimi
bir anda ortaya çıkmadı. Yazı dilini konuşma diline uyarlama sorunları
iki yüzyıldan beri Osmanlı'da tartışılıyordu. Özellikle iki yüzyıl
gecikmeyle Osmanlı'ya giren basımcılık bunu zorunlu hale getirmişti.
Dünyanın matematiksel
olan ve ünlü çeşidiyle en varsıl olan Türkçe'ye Arap abecesine uymuyordu.
Türkçe'deki
8 ünlü (a, e, ı, i, o, ö, u, ü) Arapça abecede gösterilemediği
için bir sözcük değişik biçimlerde okunabiliyordu. Bu da anlam değişikliklerine,
anlam kaymalarına yol açıyordu.

Örneğin hareke
(ünlü imleri) konulmayan bir sözcük beş-on biçimde okunuyordu ve
kuşkusuz bunların anlamları çok farklıydı! Örneğin kef, vav,
re ile yazılan sözcük, 'kürk, kürek, gevrek, körük,
görk, görük' diye okunabiliyordu.
II. Abdülhamit,
abece değişimini çok istemesine karşın, gericilerden çekindiğinden
her zaman bu isteğinden vazgeçmiştir. Gericiler Arap abecesine İslam
dininden ötürü kutsallık yükledikleri için kimse değiştirmeye cesaret
edemiyordu.
1910'larda Enver
Paşa zamanında bazı denemeler yapılmış, harfler ayrık yazılmaya
çalışılmış, ancak başarılı olunamamıştır.
Türkiye'de kimse
dil ve abece devrimi yapıldığı için bir gecede cahil kalmamıştır.
Savaş sonrasında yapılan sayımda nüfusun ancak ortalama yüzde 4'ü
okuma-yazma biliyordu. Bu, kadınlarda çok daha düşüktü.
Atatürk'ün
Harf Devrimiyle, 'Millet Mektepleri' açıldı, yoğun
bir eğitim seferberliği ve Latin abecesinin kolay öğrenilmesi sayesinde
çok kısa sürede milyonlarca kişi okuma-yazma öğrendi.
Tarihimizden
uzaklaştık savına gelince; Cumhuriyet'in yapılanma
döneminde Türk, İslam ve dünya tarihi en geniş ve etkin biçimde
topluma öğretilmeye çalışılmıştır. 1932-1942 yılları arasında lise
düzeyinde verilen tarih derslerinden ne yazık ki sonraları vazgeçilmiştir.
AKP iktidarı
ve Erdoğan'ın niyeti toplumu din bağnazlığına sürüklemek
ve sürekli gündem değiştirerek halkı oyalamaktır.
Çünkü uzmanlara
göre Osmanlıca haftada bir iki saat dersle öğrenilebilecek bir dil
değildir. Çocuğun geleceğine de bir yararı yoktur.
Elbette ki Osmanlıca
öğrenilmeli, öğretilmeli. Ancak bu, ortaokul, lise düzeyinde değil,
üniversitelerde uzmanlık dalı olarak ilgilenenlere öğretilmelidir.
Bu arada Osmanlıyı
kimse anlamazken, halk Köroğlu, Karacaoğlan, Pir Sultan ve
Yunus Emre'nin arı Türkçesiyle dilini tatlandırıyordu.
İşte Yunus'tan
kısa bir dörtlük:
Aşkın
aldı benden beni bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü bana seni gerek seni
Ne varlığa sevinirim ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum bana seni gerek seni
Ömer
F. ÖZEN
Dil Yarası
Ocak-Şubat 2015
Önceki
Yazılar:
Haydi Göktürk Abecesi Öğrenelim
Türkçe'ye Özgü Abece
Yazarken Yaptığımız Yanlışlar II
Geri Dönme, Katkı Koyma ya da Siniper
Bir Kitap: Ana Sütüm Türkçe
Devlet Orunlarındaki Türkçe
Beynimizin Çapı, Dilimizin Çapı
Dil Devrimi'nin 80 Yılı, İngilizce'nin Sayrılığı
Yazarken Yaptığımız Yanlışlar
Boynumuzun Borcu
Eşanlamlı Sözcükleri Kullanmak
Dilin Varsıllığı mı?
Hoş Geldin Türkçe!
Dilde Yanlış Kullanım Örnekleri
Türkçesi varken
Ulusaldan Evrensele
Dog-Shop...
'Dilini Değiştirmelisin'
Dilin Varsıllaşması Kullanmakla Olur
Bırakmak, Dökmek
70. Dil Bayramı Buruk
İnternetin Dilimize Ettikleri
Türkçe Düşünebilmek
Dil Bir İletişim Aracı
|