|
Türkiye'de
Alternatif Tarih mi Yazılıyor? Türkiye'de Karşı Devrimle T.C. Yerine
TİC mi Kuruluyor?
T.
C. kuruldu kurulalı böylesi bir süreç yaşanmamıştı: Genelkurmay
Başkanı Org. Koşaner'le birlikte Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Erdal
Ceylanoğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Hava Org. Hasan Aksay ve Deniz
Kuvvetleri Komutanı Oramiral Uğur Yiğit emekliliklerini istedi.
İşin
ilginç yanı Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı'nın
bu sürece katılmaması.
Genelkurmay
Başkanı Orgeneral sayın Koşaner'in Türkiye'de alternatif tarih
yazılmaya çalışıldığını söylemesi ve de emekliliğini istemesi ve
ardından zaman kaybedilmeksizin yerine getirilen sayın Necdet
Özel'in atanması daha ilginç. Asıl ilginç ve düşündürücü olanı;
Taraf gazetesinde; emekli bir askerin sayın Özel
hakkında 2010'daki yazdıkları: "Bu ülkenin gereksinimi
olan 'çağdaş general'i (o nasıl oluyorsa) temsil
etmektedir. 'Hiçbir zamanda ve hiçbir zeminde' 'politik'
bir duruş sergilememiş, burnunu siyasete sokmayı marifet sanan generallerden
olmamıştır. Herhangi bir kliğin ya da siyasal grubun adamı olmamıştır."
Bu değerlendirme kafalarda soru işaretleri yaratmadı değil.
Herhangi bir
kliğin ve siyasi grubunun adamı olmaması iyi de…
Yine de; ergenekon
sanallığını, nerede nasıl bulduysa elde ettiği belgelerle besleyen
bir gazetenin, bir yıl önceki bu değerlendirmesi, sanki bir kurgunun
öncesi değildir diyebilir misiniz?
Her ne ise diyerek
geçiştirmemek için şunu söylüyorum; "Her an darbe yapacak
bir askeri yapılanmayı parlamenter demokrasi ile bağdaştırmak akıl
işi olmasa gerek. Fakat bu işin içinde öyle bir fakat var ki, onlara
değinmemek de teslimiyetin Allah'ı olur. Tamam darbe mantığını sivil
ve askeri yapıdan temizleyelim, kurumsallaştırmaya çalışanlara savaş
açalım, güzel de, 'bu duruşun özünde dinsel sivil darbeyi kurumsallaştırmak
vardır' diyenlere ne kadar yanıt verebiliriz? Dahası, yaşanılır
Türkiye aldatmacasıyla yanlışları ortadan kaldırdıklarını söyleyenler
-ki böylesi bir süreç işletiliyor ve doğrudur- kendi yanlışlarını
kurumsallaştırmak adına var olan yanlışları amaçlarının aracı olarak
kullandıklarını ve de ülkeyi daha da yaşanılmaz kılacaklarını hiç
akıllarına getiriyorlar mı?"
Bu nedenle endişelerim
var ve önceki yazımı tekrar etmek istiyorum:
Türkiye İslam
Cumhuriyeti 2013'te 1. yılını kutlayacakmış.
25 yıllık arkadaş
grubu içinde ilginç görüşleri olan bir arkadaşımız var. Farklı görüşlerini
zevkle diniyor olsak da, bazen aykırı düşünceleriyle sinir bozduğu
da olur. Hoşuma giden yanı, aykırılıkları savunurken bile kararlılığını
bozmaması. Söylediklerinin yüzde 60'ı doğru çıkan birinden çok,
söylediklerinin yüzde 60'ına katıldığımız bu arkadaş 04/11/2009
tarihinde TMMOBİMO lokalinde öyle bir şey söyledi ki sinirlerimizi
bozmadı, ama düşündürttü. Dahası düşünmemiz için dürttü:
"Ülkemiz,
2013 yılında 'Türkiye İslam Cumhuriyeti'nin 1. yılını kutlayacak!!!!"
Yani; TC yerine
TİC...
Masada bir sessizlik...
Sessizliği ben bozuyorum:
- Haydaaa,
nerden çıktı bu? Senin bu sözlerin; bana Fatih Altaylı'dan önce
gözdağı (Arapça tehdit…) veren bir internet delisinin (Arapça meczup)
elektronik postasındaki; "TBMM'i, Cumhurbaşkanlığı, TRT teslim
alındı, sırada Asker ve Anayasa Mahkemesi var, gel, diretme sen
de teslim ol, Cumhuriyetinizi yıkacağız, İslam cumhuriyet'i kaçınılmaz."
saçmalıklarını aklıma getirdi. Bunları onaylayan bu kanıya nereden
vardın?
- Güneydoğu'da
sen de kaldın, insanlarını az çok tanıdın. İnsanların çoğu İslamist
yapıda. Tarihteki isyanların çoğunun kökeni İslamisttir. En belirgini
de Şeyh Said isyanıdır. Ki isyancıların yanında yer aldığı söylenen
ve zamanın en iyisi (Bediüzzaman) görülen, Risale-i Nur Külliyatı'nın
yazarı ve Risale-i Nur hareketinin, yani nurculuğun kurucusu Said-i
Kürdi (Nursi) bu yapının kuramcısı olmanın yanında Güneydoğu halkının
gizdeki lideri, Atatürk'üdür... Kürt açılımı, Kürt milliyetçiliği,
Kürt sosyalistliği, Öcalan, PKK, Ahmet Türk hareketleri bu
hareketin ikinci planında kalıyor. Bir de bu sürecin Arap kökenli
halkın hareketiyle beslendiğini düşünün, o zaman karşımıza çıkacak
tablonun, işaret etmeye çalıştığım tabloyu güçlendireceğini söyleyebiliriz.
Bitlis'teki son seçimde tulum çıkardıklarını gördük. Önümüzdeki
seçimlerde tüm Güneydoğu illerde AKP tulum çıkaracak; bakmayın yüzde
27'lere düştüğüne, yüzde 60'lara çıkacak. Bülent Arınç çok
akıllı bir insan, neyi ne zaman söyleyeceğini çok iyi biliyor. Söylediklerini
bir düşünün... Demokratik açılım bir aldatmaca, amaç İslamist açılım.
Adamlar adım-adım İslam Cumhuriyetine doğru gidiyorlar.
Söylemleri bu
denli detay ve düzen içermiyordu; konuşmalarını çok yazma ukalalığımla
bu hale getirdim.
Buluşmalarda
arkadaşlar benim için 'Çok yazan', onun için de
'çok okuyan geldi' derler genellikle.
Söyledikleri
karşısında bir anda, beynimin düşünce tuşlarına basar oldum; 'çok
okuyor ya, çok biliyor'. Hani çok yaşayan değil, çok okuyan
bilir ya; ben çok yaşayıp çok yazan biri olarak belli ki onun kadar
bilememişim, salt ben değil masadakiler de...
Yine de söylediklerine
yanıt vermeye çalıştım:
- Söylediklerin
yabana atılır şeyler değil. İyi de bu halk ve sorumlular, aydınlar
bu denli duyarsız mı? Belli ki sana güven vermedikleri için bunları
söyleyebiliyorsun. Evet, haklısın; Güneydoğumuzun halkı, toprak
ağası aşiret reislerinin çıkar eksenli düşün kalıplarıyla hareket
ediyor. Kürt, Arap (Başta Siirt, Şırnak, Mardin, Diyarbakır, Şanlıurfa
ve Bitlis), Alevi, hatta Türkler iç-içe geçmiş kültürleriyle adeta
kaynaşmışlar, birbirlerinin dillerini konuşuyorlar; fakat özgür
düşünceden yoksun, dinsel ve feodal baskıların altında karar verme
yetilerini istenen boyutta yansıtamıyorlar; sürekli birileri tarafından
yönlendiriliyorlar. Özellikle feodal egemenlerin siyasi duruşları
sürekli değişiklikler göstermektedir. Bugün A partisinde siyaset
yapan bir egemeni, yarın X partisinde görebiliyorsunuz. Fakat yerel
seçimlerde PKK baskısıyla Kürt partisine oy veriyorlardı ve vermeye
başlamışlardı; son seçimler gösterdi ki genel seçimlerde de Kürt
partisine yönelmeye başladılar. Ki bu yönelişin Mersin, Antalya,
Adana ve İstanbul gibi benzer illerini zorladıklarını gördük. Şimdi
size göre bu yöneliş İslamist partilere kayacak ve TİC kurulacak.
Doğrudur, Bitlis'te AKP tulum çıkarmıştır; unutulmasın ki Saidi
Nursi Bitlis'in Nurs köyündendir ve burada Araplar ve siyasal İslam
etkindir; bu nedenle tektürel, yani tek türlü (homogen diyorlar)
bir sonuç alınmıştır. Şu bir gerçek ki, bugünkü siyasi egemen yapının
zirvesinde, Nurcular ve Gülenciler ayrışması vardır ve bu seçimlerdeki
İslamist tektürellik (türdeş) için engeldir...
Sana göre Kürdistan
mürdistan hikâye, onlar için varsa yoksa İslamistan.
Bir bağlamda
diyorsun ki 'ikinci cumhuriyetçilerin de zaferi olacaktır AKP'nin
yüzde 60'lara yaklaşmasıyla (Bu konuşmadan bir hafta sonra Başbakan'ın;
Kürtlerin birinci partisi AK partidir demesi beni daha da düşündürdü...)...
Bilindiği gibi
'ikinci Cumhuriyet' sloganının dilimize kazandıran Mehmet
Altan'dır; Çetin Altan'ın oğlu. Bana göre nedeni; Babası
Milletvekili iken TBMM'inde; günümüz siyasi yapının oluşum kaynağı
sağcı Milletvekilleri tarafından linç edilmek istenmiştir ve bu
linç olayında bugünkü Cumhuriyet'i sorumlu tutmuş ve Atatürk Cumhuriyet'ine
savaş açmıştır; Cumhuriyet'i ve Atatürk'ü ve de Kuran'ı siyasi
materyale dönüştürenlere açması gerekirken... Eğer savaşı bunlara
açmış olsaydı haklı görürdüm; o aksini yapmıştır ve yaptırmayı sürdürmektedir.
Bir nevi İntikam... Kim ne derse desin, benim ikinci cumhuriyetçiyi
betimlemem bu.
TİC'e, kolay-kolay
politikalarını kuşkuyla karşıladığımız iktidarın bile cesaret edeceğini
zannetmiyorum, çünkü küresel efendiler buna izin vermez; TİC hayali
bence ticanilerin hayalidir.
Baksanıza; Wall
Street Journal tarafından yayınlanan "Türkiye'siz
bir NATO?" başlıklı bir makalede Türk hükümetinin bölge
politikaları eleştirilirken "NATO'nun Türkiye'de en kötü
senaryoya ilişkin düşünmeye başlaması zamanı geldi. Çünkü, giderek
İslamlaşan devlet NATO ortağı olmayı sürdürürse de Türkiye, güvenilmez
bir ortak olacak gibi görünüyor" uyarısında bulunabiliyor
(06/11/2009).
Gerçi batının,
özellikle küresel efendinin bu konularda sürekli duruşunu bozarak,
akılları karıştırdığını biliyor ve yaşıyoruz. En son "bizim
çocuklar işi bitirdi" diyerek 12 Eylül'ü müjdeleyen
ve de bugün eleştirdikleri yapının temellerini atan kim? Darbeciler!
Peki bugün, askeri ergenekon bütününde darbecilikle suçlayan ve
olmadık insanları yargılayan, fakat 12 Eylül darbecilerini korumaya
alanlara karşı suskun duran kim? Küresel efendi ve taşeronları.
Bin Ladin'i, Saddam'ı, El Kaide'yi besleyen
kim? Küresel efendi.
Daha dün Arap
kökenli binbaşı Nadal Malik Hasan Teksas eyaletindeki bir
askeri üste düzenlediği silahlı saldırıda, 13 kişiyi öldürüp, 31
kişiyi yaralamadı mı? İyi de bu kökten dinci deliye görev veren
kim? Kendisi. Adam duruşuyla, giyinişiyle resmen bir meczup; bundan
faydalanma adına besliyor, gözünü oymaya kalkınca da 'yandım anamları'
oynayarak, suçsuz Müslümanları yakıyorkatlediyor.
Dedim ya, küresel
efendi sürekli kafa karıştırıyor. Şimdi de; Ankara'da temaslarda
bulunan FBI Başkanı Robert Mueller, Ankara'dan kara, hava,
deniz ve demiryollarını kullanan şüphelilerin biyometrik (ortalama
yaşam süreleri) bilgisini istiyormuş...
İnsanın aklına
"Niyeti, öldürüp dümene geçmek mi?" sorusu gelmiyor
değil; fakat sonra düşünüyorsun "yahu zaten dümende diye"
ama, yine de kafandaki öfke ile harmanlanmış soruların yaratığı
karışıklığın önünü alamıyorsun...
TBMM Plan ve
Bütçe Komisyonu'nda Başbakanlık'a bağlı kurum ve kuruluşların bütçe
görüşmelerinde (4/11/2009) "Kürtçülük" kavgası
çıkmasına neden DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın Türkiye'de
yaşayan Kürtlerin sayısının 20 milyon olduğunu, ancak sayının kesin
olarak belirlenmesi gerektiğini söylemesi, teslimiyet konusuna biraz
netlik kazandırır düşüncesindeyim.
Aslında kısmen
haksız da değil, çünkü bugünkü yapının İslamist yapı bağlamında,
müthiş bir alt yapıya sahip olduğunu görüyoruz.
İşte bana ulaşan
altyapı gerçeklerinin rakamlarla dökümü:
Türkiye'de
kaç okul var? 67.000 -Kaç hastane var? 1.220 -Kaç sağlık ocağı var?
6.300 -Peki kaç cami var? 85.000
Her 60 bin
kişiye 1 hastane düşerken, 350 kişiye 1 cami düşüyor.
Peki, kaç
kilise var? 270 -Kaç cemevi var? 100 -Türkiye'de kaç doktor var?
77.000 -Peki, kaç din görevlisi var? 90.000
Türkiye'de
her 900 kişiye bir doktor düşerken, her 780 kişiye bir din görevlisi
düşüyor.
Eğitim-Sen'e
göre Türkiye'nin 200 bin öğretmen açığı var.
Türkiye'de
kaç kütüphane var? 1.435 -Almanya'da kaç kütüphane var? 11.000 -Türkiye'nin
kaç kentinde devlet tiyatrosu var?13 -Kaç kentte kuran kursu var?
81 -Bu kursların toplam sayısı kaç? 3.852
Türkiye'de
1 opera derneği var, 11 bale, 10 heykel, 18 resim, 18 sinema, 38
tiyatro derneği var.
Peki, kaç
tane 'cami yaptırma derneği' var? 35.000 -İçişleri Bakanlığı'nın
bütçesi ne kadar? 783 trilyon -Ulaştırma Bakanlığı'nın? 678 trilyon
-Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nın? 677 trilyon -Kültür ve Turizm
Bakanlığı'nın? 632 trilyon - Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın? 280
trilyon-Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın? 249 trilyon -Çevre
ve Orman Bakanlığı'nın? 404 trilyon.
Diyanet İşleri
Başkanlığı'nın bütçesi ne kadar? 1.3 katrilyon. 8 bakanlığın bütçesi
kadar. 22 üniversitenin toplam bütçesine denk.
Diyanet İşleri
Başkanlığı bütçesinin yıldan yıla büyümesine bakalım: 1997'de 66
trilyon.1998'de 119. 1999'da 180. 2000'de 270. 2001'de 302. 2002'de
553... 2003'te 771. 2004'te 1 katrilyon... 2005'te 1katrilyon. 2006'da
1,3 katrilyon. 2007'de 2,7 katrilyon.
Bir ülke, Diyanet'e,
bütün üniversitelerine ayırdığı bütçe kadar pay ayırıyor, bunu son
bir yılda ikiye katlıyorsa, doktordan, öğretmenden fazla imam yetiştiriyorsa,
hastane değil cami yaptırıyor, kütüphaneden çok Kuran kursu açıyorsa,
o ülkenin durup bir daha düşünmesi gerekmez mi?
Diyanet böylesi
devasa bütçeyle tüm inançlara eşit durması gerekir, çünkü bu devasa
bütçe ile inanç demokrasisini işletme olanağına sahip. Eğer bu inanç
demokrasisini işletir ise, inanın, Vatikan'ı aşarak evrensel barışın
en güçlü kurumu olur. Bunun için kendisini; siyasal İslam ve onun
örtüsü türbandan (başörtüsü ile karıştırılmasın) uzak, Cumhuriyet'e
ve inananlara yakın tutması gerekir... Özellikle bir elinde Aydınlık,
bir elinde karanlık meşale ile siyaset yapanlara asla ödün vermemelidir..
Aksi taktirde
birileri bir zaman sonra kendi-kendine şu soruyu sorar:
"Biz
yoksa TİC'i yaşıyoruz da farkında mı değiliz??!!"
Farkındayız,
farkında olmasına da, asıl tehlike halkın beynine korku imparatorluğunu
kazımak...
Bakın bu korku
imparatorluğunun kurumsallaşması için teorisyenliğini üstlenen,
küresel efendi odaklı dünün solcusu taraf(lı) duruşuyla yazdığı
senaryoya:
"Erdoğan,
Başbakanlık görevlilerinden bir çalışma yapmalarını istedi. Bu çalışma,
Genelkurmay Başkanı'nın ve 1. Ordu Komutanı'nın nasıl görevden alınabileceği
üzerineydi; generalleri açığa alma, görevden el çektirme ve istifalarını
talep etme durumunda ne olacağı, böyle bir kararın hangi aşamalardan
geçerek yürürlüğe gireceği, itiraz hakkının nasıl işleyeceği ve
belli şahısların görevden alınması durumunda komuta kademesinin
nasıl oluşacağı gibi ayrıntılar, çalışmanın konusuna dahildi..."
Bu nedir biliyor
musunuz?
Askeri e-muhtıraya
tetikleyerek, iktidara mağdurlukları ve mazlumları oynatma şansı
yakalatmaktır; ardından, erken seçime taşımak ve de çok okuyan kardeşimin
dediği gibi seçimde yüzde 50'lere taşımaktır.
Bu da laik demokratik
çağdaş olduğu savlanan Cumhuriyet'in istenen çizgiye taşınamadan,
yerini TİC'e bırakıp tümden taşınması demektir..
Lütfen her dine
ve dile devlet kurmak isteyen emperyalist sömürücülerin oyununa
gelmeyin. Doğrusu; aklınızı başınıza toplayın, aksi taktirde birileri
sizi zor toplar..
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
İLET-Kİ
GSM: 0506 509 00 32
evesbere@mynet.com
Temmuz 2011
Yazarın önceki
yazıları:
Temiz Kramponlar Operasyonu ve Futbol
Endüstrisini Paylaşım Savaşı
19 Mayıs'ta Atatürk ile Değişen Ülkemin
Yazgısı 12 Haziran'da Tekrar Değişir mi?
CHP'yi
Eleştirmenin Dayanılmaz Zamansızlığı ve Zeminsizliği
Y-azarlar Tutuklanmalıdır ve Salınmamalıdır
Demokrasi Şehidi Uğur Mumcu ve Aciz
Ölü Tasnifçileri
Haydarpaşa
Yıkıldı Garı
Türban ve First Leydi Wulff
Başbakan'ın Çılgın İstanbul Projeleri
Evet; % 58, Hayır; % 42
Askeri ve Sivil Darbelere Hayır Demek
İçin
Hayır Demenin 12 Eylül'ü
30 Ağustos 1923 ve 12 Eylül 2010 Emperyalizme
"Hayır!" Demenin Amentüsüdür
Sıvas-Madımak ve Auschwitz-Reishtag
Birkaç İnsan ve 23 Nisan
Elazığ Depreminde Suçlu Kerpiç Evler(miş)
Kürt Otonomisi ve Ermeni Haritası
Haiti Depreminin Çağrıştırdıkları
Gripin ve Domuz Gribi
Türkiye İslam Cumhuriyeti
2013'te 1. Yılını Kutlayacak
G-8'i Besleyecek 11'ler ve Pasif Laiklik
ve de Taksim'deki İMF Meydan Savaşı
Çatalca, Trakya, Marmara Afetinin Uyarısı
Ben Dinlencede Balbay İçeride - 2
Ben Dinlencede Balbay İçeride - 1
Çin İ-Çin Cin Diyebilir miyiz?
Cumhuriyet(imizin) Faşistleri
(1 Mayıs'ta Taksim Edenler) ve Cumhuriyet
Meydanı
Obama Bor'a mı Geldi, Ankara'ya mı?
Nöbetçi Anketçi Tahran Erdem
Balbay'a Saldırmak
Eee-Recebim Nedir Bu Ekonomik Paritesizlikler?
Yeni Yıl, Yeni Umutlar
Postemperyalistlerin ve Benim Ermeni
Özürüm
29 E-KİM?
Kendimizle Savaşmak
|