Ömer F. ÖZEN
Dil Yarası


Türkçe Düşünebilmek

Bu köşede dil sorunlarından söz ediyoruz. Türkiye'de yaşanan dil karmaşasından, dilin bozulmasından, buna bağlı olarak, düşünme tembelliğine düşmekten söz ediyor ve kişileri duyarlı olmaya çağırıyoruz.

Peki Kanada - Quebec ortamında dilimizi nasıl kullanıyoruz? Özekinsel gelişimimizi, gelenek göreneklerimizi, kimliğimizi korumak için camilere, derneklere kapanıp dünya ile ilişkimizi kestiğimizde, dilimize de sahip çıkabiliyor muyuz?

Soru sormak tehlikelidir, rahatsız eder.

Bir topluluk içinde yaşarken, baskın dilin, yaşam biçiminin bizleri etkilemesi doğal. Özellikle kimlik koruması adına dine doğalından fazla yönelmemiz, onulmaz yaralar açıp, bir içe kapanma olarak ortaya çıkıyor.

Ancak dilimize o denli duyarlılık göstermiyoruz. Neden?

Eğer yukarıda değindiğim baskın dilin, özekinsel ortamın etkilemesi doğallığından söz edecekseniz, pek yerinde olmadığını söyleyeceğim size. Çünkü örneğin, Quebec'te baskın dil Fransızcadır. Toplumda bir kesim, bu baskın Fransızcaya büyük bir direnme gösterip İngilizce konuşurken, aynı duyarlılığı anadili Türkçeye göstermiyor; yüzde altmışlara varan İngilizceyle karma ve kırma garip bir dil konuşuyor.

Her dili kendi içinde gerektiği gibi konuşursak, hem o özekine saygımızı gösteririz, hem de kendi dilimizi saygınlığı içinde işlek bir biçimde koruyabiliriz.

Dil konuşma aracı, buna bağlı olarak da bir düşünme aracıdır. Karma bir dille konuştuğumuzda, dilden uzaklaştığımız gibi, sağlıklı düşünmekten de uzaklaşıyoruz demektir. Çünkü bir dilde bir düşünceyi belirtmek için, o dili gerektiği gibi konuşup anlamak bir zorunluluk. Ama işte, karma dil konuştuğumuzda, o dilin hiçbirinde sağlıklı bir düşünce ürünü ortaya koyamayız; bunun yanında, karşımızdaki kişinin anladığını varsaydığımız konuşma biçiminde, herhangi bir dayanağı olmayan, havada uçuşan ve yerine ulaşmayan düşünce kırıntılarını boşuna harcamış oluruz.

Dolayısıyla her dil, kendi özekini içinde güzeldir. Ayrıca dilimiz yetkindir, her türlü düşünceyi dile getirme olanağımız vardır. Önemli olan Türkçe düşünebilmektir. 'Bu sözcüğün, şu sözcüğün dilimizde karşılığı yok' gibi gerekçelerle, kolaya kaçmak, kendi dilimizde düşünme yetimizin kısırlığını onaylamaktır. Her dilin kendine özgü kuralları vardır; her zaman birebir sözcük çevirisiyle dilden dile geçme olanağı yoktur. Bu sadece Türkçeye özgü değildir. Tüm dillerde geçerlidir. Yeni türetilmiş sözcükleri de Türkçe düşünerek benimseyebiliriz. Örneğin Aziz Nesin şunu söylüyor bir yazısında: "Reaksiyon sözcüğünü bilmeyen, ne demek olduğunu hiçbir zaman anlamayacaktır. Bunun anlamını ayrıca bilmeyenlere açıklamak gerekir. Ancak 'tepki' sözcüğünü, ilk duyduğunda yadırgayan bir kişi, birkaç kez konuşma ya da yazı içinde geçtiğinde, onun ne anlama geldiğini anlayabilir. Çünkü dilinde 'tepmek' deyimi vardır. Oradan yola çıkarak 'tepki'nin ne olduğunu kolayca sezer".

Ama dediğimiz gibi, o dilde düşünebilmek önemli.

Temmuz 2002

Önceki Yazılar:

Dil Bir İletişim Aracı