|

Tarihin
Beşiğinde: Urfa'yla Mardin - 3 / Zehra Özen
Urfa
Belediyesi Tiyatro Topluluğu Kurban'ı sundu

Urfa'ya
Dönüş
Mardin yolculuğumun
sonuna gelmiştim. Urfa'ya doğru yola çıktım. Beni arkadaşlar uğurladı.
Otobüse bindim,
yanımda bir Arap kadını. Kadın Türkçe hiç bilmiyor, sadece Arapça
ve Kürtçe biliyordu. Tabii anlaşamadık. Otobüs Viranşehir'de durdu.
Otobüsteki yolcuların hemen tümü inip lahmacun satın aldılar ve
ellerinde lahmacunlarla otobüse bindiler. Arabanın içi bir anda
lahmacun kokmaya başladı. Lahmacun kokularıyla Urfa'ya vardım.

Eve geldim,
yorgundum. Aynı akşam Urfa Belediyesi Tiyatro Topluluğu'nun
bir oyunu vardı. Yorgun da olsam, gitmeliydim. Kurban adlı
bir oyundu. Çok güzel sahneye konmuştu. Töre acısını, kadının acısını
işliyordu. Oyun Kadir Kırıcı tarafından sahneye konmuş, oyuncuları
da kendisi çalıştırmıştı. Tüm oyuncularla kuliste görüştüm, çok
heyecanlıydılar. 5 yıldır bu tiyatroya emek veriyorlarmış. Onlara
başarılarının devamını diledim.

Böylesine hızlı
bir tempo nedeniyle biraz üşüttüm, bir gün yatmak zorunda kaldım.
Ertesi gün yine aynı tempoyla geziye devam ettim. Bu kez Eyüp Peygamber'e
gidiyorduk. Bulunduğum yere çok uzak olmadığı için yürüyerek gittik.
Yol boyunca üç etekli yöresel giysileriyle dolaşan Arap teyzeler,
şalvarlı amcalar vardı. Ufak ufak dükkânlar, dükkânlarda parlak
giysiler... Burası ayrı bir dünyaydı. Eyüp Peygamber denilen yerde
bir mağara vardı. Eyüp Peygamber'in çile çektiğine inanılan ve kutsal
sayılan bir mağara. Dışarıda şifalı su dedikleri bir çeşmeden su
akıyordu. Bahçede bir de kuyu vardı.
Urfa'nın kadınları sosyallikleriyle göze çarpıyordu

Urfa Kalesi'ne
çıkmadan olmaz
Ertesi gün yine
eksik kalan yerleri görmeye çalışıyordum.
Urfa'ya kadar
gidip Urfa Kalesi'ne çıkmamak olmazdı. Merdivenler çok yüksekti,
ama çıkmalıydım. Urfa'yı tepeden görmeliydim. Sonunda çıktım ve
Urfa'ya tepeden bakmaya başladım. Çok güzel görünüyordu oradan Urfa.
Ancak, yeni yapılan alışveriş merkezi Urfa'nın görüntüsünü bozmuştu.
O güzelim şehrin ortasında kocaman, aykırı bir bina…
İndik Kale'den
aşağı, oturduk, yine Anzılha'da bir kaçak çay içelim dedik. Çayımızı
içtikten sonra koyulduk yine yollara…
 |
| Urfa'ya
özgü bir tatlı, 'şıllık', tadına doyum olmaz... |
Anzılha'ya yakın
Dergâh Çarşısı denilen bir yere gittik. Orada çoğunluğu Suriye'den
gelen hediyelik eşyalar ve çok süslü giysiler, takılar, yaşmaklar
vardı. Dergâh Çarşısı'ndan sonra kuru gıdaların satıldığı bir hana
gittik. Orada Urfa'ya özgü üzüm pestili (Urfa'da 'bastık' olarak
bilinir), çekçek, cevizli sucuk, fıstık, Urfa ev isotu (kırmızı
biber) vardı. Eh, almadan edemedim. Bunları çocukluğumdan hatırlıyordum.
Annem evde yapardı. Kışlık çerez yerine. Kış geceleri bizlere çıkarırdı,
biz de yerdik.

Bu arada Urfa
kadınları da sosyallikleri ile göze çarpıyorlardı. Artık alışveriş
merkezlerinde mağazalarda kadınlar çalışıyor. Kadınların çoğunun
altında lüks arabalar ve cipler var. Havalarından da geçilmiyor.
Ben, kimim,
nereliyim?
Artık İstanbul'a
dönme zamanı gelmişti. Urfa'da ve Mardin'de eksik kalan birkaç yer
vardı; onları da bir başka zamana erteleyerek İstanbul'a döndüm.

Yol boyunca
düşündüm 'ben nereliyim' diye. Bir tarafım Arap bir tarafım
Kürt ve İstanbul'da büyümüşüm. Çok hoş bir yer, çok hoş insanlar,
çok sıcaklar… Ama oralı değildim ben. İstanbullu da değilim. Anladım
ki ben her yerliyim, uluslararası biriyim.
Önemli olan
insan olmak, insan kalmak değil mi?
Sevgiyle kalın…
Zehra Özen
Tarihin
Beşiğinde: Urfa'yla Mardin - 2 / Zehra Özen
Tarihin Beşiğinde: Urfa'yla Mardin - 1 / Zehra
Özen
Mayıs 2011
|