GEZİ YAZILARI


Türkiye Bildiğiniz Gibi Değil 5- Ömer F. Özen

Toplumda dönüşüm doğal mı, yaratılmış mı?

Toplumlar her dönemde değişim geçirir, bu doğal ve toplumbilimsel bir gerçektir. Bir de egemen gücün toplum mühendisleri olmasa...

Yeşilçam olarak bilinen Türk Sineması, 60'lı yıllarda gelişti, hepsi nitelikli olmasa da oldukça önemli yapımlar ortaya koyup kendine özgü kimliğini oluşturdu.

Sinemanın doğrudan olmasa da dolaylı olarak toplumlar üzerinde yadsınamaz bir etkisi var.

Zaten o nedenle, bu etkiyi keşfeden ABD, Holivut filmcilerine milyar dolarlar yatırıp propaganda filmleri yaptırıyor, bu filmleri de dünyaya satıyor.

Bu konu, birbirine bağlı olsa da bu yazının konusu değil.

50'li yıllarda kendini gösterip 60'lı yıllarda gelişen Türk Sineması, savaş yaralarını az buçuk da olsa Cumhuriyet yönetimi sayesinde sarmaya başlayan Türk toplumu için bir anlamda dünyaya açılan pencere işlevi görüyordu.

Elektriğin olmadığı dönemlerde analarının, ninelerinin masallarıyla uzun kış gecelerinde gelecek için hayal dünyasına yatan Anadolu insanı, yeni teknoloji sayesinde bu hayallerinin canlanmış olarak beyaz perde de görmeleri yaşamlarında yeni bir aşamaya geçmekte olduklarının belirtileri oluyordu.

Beyaz perdede gördükleri kendi yaşadıkları gerçeklerin uzağındaydı. Bazan orada yaşananlara gıpta ile baksalar da onların yalan, görüntülü birer masal olduklarının ayrımındaydılar.

Büyük kentlerde yaşayanların yaklaşımıyla küçük kentlerde ya da köy, kasaba gibi yerleşim birimlerinde yaşayanların yaklaşımları elbette farklı oluyordu.

Kurucu Cumhuriyet yönetimi yerinde bir eğitim-öğretim seferberliğiyle halkına bilinçli kalkınma yolunu göstermekle kalmamış, Köy Enstitüleri aracılığıyla uygulamaya da geçmişti.

Ancak daha sonra yönetime gelenler egemen güçlerle işbirliği ederek bu kalkınmanın önünü kesince, doğal olarak yaşadıkları yörelerde gelecek göremeyen halk kitleleri büyük kentlerde bol olduğunu düşündükleri 'nimetlerden' yararlanmak için göçlere yöneldiler. Dolayısıyla siyasi oluşumlar, oy kaygısıyla büyük kentlerde altyapısı olmayan yan yerleşim birimlerinde çarpık bir yapılaşmaya onay vermiş oldular.

Bu yeni teknolojiyle gelen beyaz perde oyuncuları kılıktan kılığa giriyordu, ancak toplum onları adlarıyla sanlarıyla tanıyorlardı. Canlandırdıkları kişiliklerin karanlık salonlarda beyaz perdede olduğunu, film bittiğinde o masalın da bittiğini biliyorlardı.

70'li yıllarda televizyonun evlere girmesi, ekonomik durumun da parlak olmadığı dönemde toplumu oyalayacak başka bir olanağı doğurdu.

Artık toplum dışarı çıkıp sinemaya, tiyatroya gitmiyordu; evdeki beyaz camda Batı'dan satınalınmış diziler, filmlerle bir başka masal alemine dalabiliyorlardı. Görece de olsa, evlerindeki dünyaya açılmış pencerede gördükleri kendilerinden uzak bir hayal, ama yaşam gerçekti.

70'lerin sonu ve 80'lerdeki Dallas, Bonanza, Şahin Tepesi, Küçük Ev ya da sakız gibi uzatılmış Brezilya dizilerinin bile birer masal olduğu biliniyordu. Kadınların ev toplantılarında konuşulan bu yabancı dizilerin de zaman geçirmek için kendi toplum yaşamlarının dışında birer masal olduğu gerçeğini değiştirmiyordu.

Ancak işte, 90'larda bir oldu-bittiyle yaşamımıza girmeye başlayan özel kanallar aracılığıyla toplumda bir değişim olmaya başlamıştı.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de teknolojik gelişme topluma bi şeyler dayatacaktı.

Bunu siyasal olarak 80 darbesi, ardından onun getirmiş olduğu Özal'ın çarpık düzeni olarak açıklamaya çalışsak da; bugünün AKP'siyle toplum bireylerini 'yalancı bir dindarlığa' yönelten bir oluşuma dönüştürüldüğünü söylesek de, bu değişim-dönüşüm bir biçimde olacaktı.

Belki çağcıl, ilerici, yurtsever bir yönetim toplumu bilimsel bir eğitim-öğretimle daha sağlıklı bir dünyaya taşıyabilirdi. Bu olayın başka bir boyutu.

Ama işte bu çarpık düzende, 90'lı yılların iktidar-mafya ilişkileri, suç işleyenlerin ceza çekmek yerine 'paşalar gibi' yaşadıkları toplumun gözünde 'bir ben miyim enayi, dürüst olayım' algısını güçlendirdi.

Güzel şeyler de oldu; üniversitelerde ardı ardına konservatuvarlar açıldı; rastlantısal değil, eğitimli sanatçılar yetişmeye başladı.

Bu sanatçılar sanatlarıyla göz doldurmaya başladı.

Ama bu kişilerin de yaşaması, ayakta durması gerekiyordu.

Sürecek

(Türkiye Bildiğiniz Gibi Değil - 4) Bu tür örtünme bir inanç gereği mi, moda mı?
(Türkiye Bildiğiniz Gibi Değil - 3) Denizli, Karahayıt insanı sıcak kanlı ve yardımsever...
(Türkiye Bildiğiniz Gibi Değil - 2) Karahayıt'ın kırmızı suları sağlık dağıtıyor
(Türkiye Bildiğiniz Gibi Değil - 1) Fazıl Say besteleriyle A Capella Dinletisi

Eylül-Ekim 2014