|
İnternetin
Dilimize Ettikleri
Bizde
onulmaz bir sayrılık (hastalık) var. Batı’dan ne gelirse, nasıl
gelirse gelsin, hemen onaylayıp dilimize, günlük yaşamımıza sokuyoruz;
herhangi bir irdelemede bulunmadan, dilimize uygunluğunu ölçüp biçmeden
kullanmaya başlıyoruz. Dilimizde karşılığı var mı, türetme olanakları
var mı, sorgulamıyor; Türkçelerini kullanma duyarlılığı göstermiyoruz.
Türk
radyo - televizyonlarındaki, gazetelerindeki duyuru-tanıtımları
izliyorum. Ne tür metin yazarları, duyuru-tanıtım uzmanları var
ki, Türkiye tüketicisine ne olduğunu anlamadıkları deyimlerle, sözcüklerle
sesleniyorlar.
Aynı
dil öbeğinden bile gelmiyor dilimize getirdikleri.
Konu
geniş; geri döneceğiz bu konulara.
Biz
bu yazımızda internetin dilimize ettiği kötülükten söz edeceğiz.
Gerçekte internetin suçu yok, yapan biziz. Altyapısını, yasalarını
zamanında yapmadığımız için; ulusal, özekinsel duyarlılığımız da
olmadığından, bu teknolojiyi ülkeye getirenler, bilirbilmez İngilizce
tanımlarla toplum yaşamına soktular, yabancılaşmanın yolunu açtılar.
Okumadan
yazar olmaya yeltendiğimiz gibi, okuduğumuzun da kaçta kaçını anladığımızın
pek ayrımında değiliz. Bu nedenle de herhangi bir düşünce üretmeden
-her alanda olduğu gibi- hazır olanı çarpık olarak yaşamımıza uyguluyoruz.
Herşeyden
önce, bilgi iletişim dünyası inanılmaz ölçüde, ucu bucağı olmayan
geniş bir alan. Sadece kullanıcı düzeyinde bile oturup ciddi olarak
üzerine eğilmek, kafa yormak gerek.
Ama
işte bu teknoloji, iletişim bozukluğumuzu daha üst düzeye çıkarmaktan
başka bir işe yaramadı.
Bilgisayarlar
uyum sağlamadığından -sağlanmadığından-, altyapısı İngilizce olduğu
için bazı Türkçe harfleri özgün biçimlerine yakın olanlarla tanımlayıp
g’yi ğ, i’yi ı, o’yu ö, s’yi ş, u’yu ü olarak okuyoruz. Tümcenin,
sözcüğün anlamını, konunun gelişinden çıkarmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla
yazımda birçok yanlışa düşüyoruz.
Nerede
büyük harf, nerede küçük harf kullanılır; nerede, nasıl virgül,
noktalı virgül, ünlem, soru imi kullanılır; hepsini biribirine karıştırdık.
Bir
de -özellikle- sohbet odaları denilen, doğrudan, karşılıklı yazışmalarda
bir takım kısaltmalar dilimize ya da yazımıza girdi; ‘slm’, ‘nhbr’,
‘yaw’, ‘yaf’ sözcükleri gibi. Artık yazıda duygularımızı sağlıklı
olarak dile getiremiyoruz.
Kısa
bir Türkçe öğrencesine ne dersiniz?:
Latin
abecesiyle yazılan tüm dillerde kural, noktadan sonra büyük harfle
başlamaktır.
Kısa
bir anlatımda bulunmuşsunuzdur, bir düşünceyi dile getirmişsinizdir
ve tümcenizi bitirmişsinizdir. Noktayı koyacaksınız. İkinci tümceye,
hiç üşenmeden -kesinlikle- büyük harfle başlayacaksınız. Virgül,
bir tümce içinde yarım soluklanmayı belirler, tümceye bir düzen
verir.
Noktadan,
virgülden ve diğer noktalama imlerinden sonra -kesinlikle- bir ara
vermek gerekir.
Bilgisayarların
yaşamımıza girmesinden önce kullandığımız yazı makinalarında, tümce
ayrımlarını ve araları açıkça gösterebilmek için, noktadan sonra
iki ara vermek gerekiyordu. Bilgisayarlarla artık buna gerek kalmadığını,
deneyimlerimizle biliyoruz.
* Özel
adlar, yer adları, kentler, ülke adları vb hep büyük harfle başlar.
Üşenmek
tembelliği, tembellik düşüncede, bilgide gerilemeyi getirir.
Ağustos 2002
Önceki
Yazılar:
Türkçe
Düşünebilmek
Dil
Bir İletişim Aracı
|