Ömer F. ÖZEN
Dil Yarası



İnternetin Dilimize Ettikleri

Bizde onulmaz bir sayrılık (hastalık) var. Batı’dan ne gelirse, nasıl gelirse gelsin, hemen onaylayıp dilimize, günlük yaşamımıza sokuyoruz; herhangi bir irdelemede bulunmadan, dilimize uygunluğunu ölçüp biçmeden kullanmaya başlıyoruz. Dilimizde karşılığı var mı, türetme olanakları var mı, sorgulamıyor; Türkçelerini kullanma duyarlılığı göstermiyoruz.

Türk radyo - televizyonlarındaki, gazetelerindeki duyuru-tanıtımları izliyorum. Ne tür metin yazarları, duyuru-tanıtım uzmanları var ki, Türkiye tüketicisine ne olduğunu anlamadıkları deyimlerle, sözcüklerle sesleniyorlar.

Aynı dil öbeğinden bile gelmiyor dilimize getirdikleri.

Konu geniş; geri döneceğiz bu konulara.

Biz bu yazımızda internetin dilimize ettiği kötülükten söz edeceğiz. Gerçekte internetin suçu yok, yapan biziz. Altyapısını, yasalarını zamanında yapmadığımız için; ulusal, özekinsel duyarlılığımız da olmadığından, bu teknolojiyi ülkeye getirenler, bilirbilmez İngilizce tanımlarla toplum yaşamına soktular, yabancılaşmanın yolunu açtılar.

Okumadan yazar olmaya yeltendiğimiz gibi, okuduğumuzun da kaçta kaçını anladığımızın pek ayrımında değiliz. Bu nedenle de herhangi bir düşünce üretmeden -her alanda olduğu gibi- hazır olanı çarpık olarak yaşamımıza uyguluyoruz.

Herşeyden önce, bilgi iletişim dünyası inanılmaz ölçüde, ucu bucağı olmayan geniş bir alan. Sadece kullanıcı düzeyinde bile oturup ciddi olarak üzerine eğilmek, kafa yormak gerek.

Ama işte bu teknoloji, iletişim bozukluğumuzu daha üst düzeye çıkarmaktan başka bir işe yaramadı.

Bilgisayarlar uyum sağlamadığından -sağlanmadığından-, altyapısı İngilizce olduğu için bazı Türkçe harfleri özgün biçimlerine yakın olanlarla tanımlayıp g’yi ğ, i’yi ı, o’yu ö, s’yi ş, u’yu ü olarak okuyoruz. Tümcenin, sözcüğün anlamını, konunun gelişinden çıkarmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla yazımda birçok yanlışa düşüyoruz.

Nerede büyük harf, nerede küçük harf kullanılır; nerede, nasıl virgül, noktalı virgül, ünlem, soru imi kullanılır; hepsini biribirine karıştırdık.

Bir de -özellikle- sohbet odaları denilen, doğrudan, karşılıklı yazışmalarda bir takım kısaltmalar dilimize ya da yazımıza girdi; ‘slm’, ‘nhbr’, ‘yaw’, ‘yaf’ sözcükleri gibi. Artık yazıda duygularımızı sağlıklı olarak dile getiremiyoruz.

Kısa bir Türkçe öğrencesine ne dersiniz?:

Latin abecesiyle yazılan tüm dillerde kural, noktadan sonra büyük harfle başlamaktır.

Kısa bir anlatımda bulunmuşsunuzdur, bir düşünceyi dile getirmişsinizdir ve tümcenizi bitirmişsinizdir. Noktayı koyacaksınız. İkinci tümceye, hiç üşenmeden -kesinlikle- büyük harfle başlayacaksınız. Virgül, bir tümce içinde yarım soluklanmayı belirler, tümceye bir düzen verir.

Noktadan, virgülden ve diğer noktalama imlerinden sonra -kesinlikle- bir ara vermek gerekir.

Bilgisayarların yaşamımıza girmesinden önce kullandığımız yazı makinalarında, tümce ayrımlarını ve araları açıkça gösterebilmek için, noktadan sonra iki ara vermek gerekiyordu. Bilgisayarlarla artık buna gerek kalmadığını, deneyimlerimizle biliyoruz.

* Özel adlar, yer adları, kentler, ülke adları vb hep büyük harfle başlar.

Üşenmek tembelliği, tembellik düşüncede, bilgide gerilemeyi getirir.


Ağustos 2002

Önceki Yazılar:

Türkçe Düşünebilmek

Dil Bir İletişim Aracı