Meziyet YÜCEL
SAĞLIKLI BESLENME



Daha çok Türklerde görülen hastalığın sebebi bilinmiyor

Değerli okuyucular bu ayki sağlık köşemizde İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rasim Küçükusta’nın yaptığı bir araştırma sonucuyla ilgili bir yazıyı hepimizi yakından ilgilendirdiği için sizlerle paylaşmak istiyorum.

7 Mayıs 2007

Prof. Dr. Rasim Küçükusta, dünyada en çok Türklerde görülen ve sebebi bilinemeyen alveoler mikroalitazis adlı hastalığın akciğerde minik taşların oluşumu ile meydana geldiğini söyledi.

En çok Türklerde görülen hastalığın en belirgin özelliği öksürük ve nefes darlığı.

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rasim Küçükusta, dünyada en çok Türklerde görülen tek hastalığın “alveoler mikroalitazis” olduğunu söyledi. Küçükusta, bu hastalığın Türklerde sık görülmesinin nedeninin bilinmediğini, hastalığın, akciğer dokusunda hava kesecikleri (alveoler) içinde sayısız, minik küçük taşların oluşumu ile meydana geldiğini belirtti. Hastalığın en fazla Türklerde görüldüğünü, onları İtalya ve Amerikalıların izlediğini ifade eden Küçükusta, hastalığa her yaştan insanda rastlanabildiğini bildirdi. Alveoler mikroalitazis hastalığının, en sık 30-50’li yaşlarda görüldüğünü, özellikle erkeklerde daha çok rastladığını ifade eden Küçükusta, “Hastalığın ailesel özelliği vardır, özellikle kardeşlerde sık görülür.” dedi.

Küçükusta, hastalığın yaklaşık 80 yıldan bu yana bilinmesine rağmen sebebinin bulunamadığını dile getirerek, şunları belirtti:

“Akciğerlerde oluşan minik taşlar büyük ölçüde kalsiyum ve fosfordan oluşur, fakat hastalarda ne kalsiyum ne de fosfat metabolizmasında bir bozukluk yoktur. Bulaşıcı bir hastalık değildir. Erken dönemdeki hastaların önemli bir yakınması yoktur. Birçok hastaya herhangi bir nedenle çekilen akciğer röntgeninde saptanan belirtilerle teşhis konulur. En çok rastlanan belirtiler öksürük ve ilerleyici nefes darlığıdır, ancak bunlar hastalığın ilerlemiş evrelerinde ortaya çıkarlar.

Bazı hastalarda öksürükle beraber balgam ya da küçük kanamalar da görülebilir. Göğüs ağrısı olabilir. Hastalık iyice yaygınlaştığında, bacaklarda şişme, karaciğerde büyüme, karında sıvı toplanması, boyun damarlarında genişleme, tırnak ve dudaklarda morarma gibi sağ kalp yetersizliği bulguları ortaya çıkar. Nefes darlığı, oturur durumda bile vardır.”

Çok yavaş ilerliyor

Hastalığın çok yavaş ilerlediğini anlatan Küçükusta, teşhisi 80 yaşında konulan hastaların, bu durumun en iyi kanıtı olduğunu kaydetti. Küçükusta, hastaların, genellikle teşhis konulduktan ortalama 30 yıl sonra solunum ya da sağ kalp yetersizliği nedeniyle kaybedildiğine dikkati çekti. Küçükusta, şunları söyledi: “Hastalığın kesin bir tedavisi yoktur. Bazı hastalarda denenen akciğerlerin serumla yıkanmasının (bronko-alveoler lavaj) tedavi bakımından bir yararı olduğu görülmemiştir. Kortizon tedavisinin de olumlu bir etkisi olmadığı anlaşılmıştır. Son yıllarda, kristalleşmeyi önleyici etkisi olan ‘disodium etidronat’ isimli ilaçla uzun süreli tedavi ile hem hastaların şikâyetlerinde ve hem de röntgen bulgularında gerilemeler olduğu bildirilmiştir.”

Oldukça ilginç değil mi? Düşünün; bir başka araştırmanın da bu taşların çok değerleri olduklarını ileri sürdüğünü ve her öksürüldüğünde bu taşları kullanabileceğimizi veya kendimizi inci yapan istiridyeler gibi korumaya almamız gerektiğini.

Gelecek sayımızda tekrar görüşmek umuduyla, sağlık ve esenlikle kalın.


Haziran 2007

Yazarın Önceki Yazıları:
SU; Sağlıklı Yaşamın Altın Sıvısı
Detoks Nedir, Kimler İçin Gerekli ve Nasıl Uygulanabilir?
Tabağımızdaki Yiyecekler Birbirleriyle Uyumlu mu?
Vitaminlerle Olan İlişkilerimiz