|
Türk Toplumu - Basını Nereye?
Türkiye'nin çivisi çıkmış durumda.
Adına 'rögar'
denilen kanalizasyon kapaklarını çalıyorlar; çocuk istismarları,
kangren olmuş töre kuralları, kapkaççılık, katilin eline bayrak
vermek, Atatürk'ün fotoğrafının altında fotoğraf çektirmeler,
neredeyse katilin sırtını sıvazlamalar... Başbakanlıkta yandaş-karşıt
basın-yayın belirlemesi...
Ve televizyonların
haber izlencelerinde 32 kısım tekmili birden insanları korkulara
salan görüntüler...
Şov TeVe'nin
sabah 6'da verilen haberlerini izliyorum. Bir gün önce bir adreste
olay olmuş, bir-iki silah patlamış. Ancak olay anında herhangi bir
muhabir, kamera yok, polis bilgisi üzerine haber yapılmış. İzleyiciye
verilen görüntü dehşet verici. Sanki oradaymışçasına, muhabir elinde
mikrofon, ileriye koşturuyor, onu kamera izliyor. Silah patladığını
bildirirken, ekran ikiye bölünüyor ve boş bir odada silah patlatılıyor...
Bu haber midir?
Bunun adı görüntülü haber midir?
Nasıl bir haber yapma anlayışları var bu haber merkezlerinin?
İzleyicileri
dehşete düşürüp izlenme oranı mı artırılmaya çalışılıyor? Dünyanın
neresinde böyle bir haber yapma ahlakı var? Bu gazetecilik ahlakı
mıdır?
Aziz Nesin Vakfı
Yöneticisi Ali Nesin, Vakıf'ta savlanan olaylar hakkında
basın-yayında çıkan haber biçimleri üzerine içini dökmüş, basın
bildirisi göndermiş.
Bir basın üyesi
olarak, utanıyorum. O çocuklara uygulanan işkenceler, haksız suçlamalar
ve basın-yayında veriliş biçimi...
Ali Nesin
anlatıyor: "Nesin Vakfı aleyhine sürdürülen kampanyayı sıcacık
evlerinde rahat koltuklarına gömülmüş cıkcıklayarak izleyenler,
o sırada bizim ne yaptığımızı düşündüler mi acaba? Ben söyleyeyim
ne yaptığımızı: Tuvalet temizlemekten gelecek ayı nasıl çıkaracağımızı
hesaplamaya kadar olağan tüm işleri yaptığımız gibi, bir yandan
da bakirelik kontrolünden geçen kızlarımızı teselli ediyorduk, yuvalarından
alınacaklarını düşünen çocuklarımızı yatıştırıyorduk, olan biteni
anlayacakları ve üzülmeyecekleri bir dilde anlatmaya çabalıyorduk,
gülümsemeye, güven vermeye çalışıyorduk. En çaresiz kaldığımız zaman
da hıçkırıklarımızı hapsedip onlara sarılıp susuyorduk."
Basın-yayın
yöneticileri olarak aklımızı başımıza devşirmemiz gerekiyor.
Bu yapılanların
adına sakın ola ki, basın özgürlüğü, halkın haber alma özgürlüğü
denmesin. Hangi iletişim okulunda, hangi gazetecilik okulunda bu
tür habercilik eğitimi verilmektedirler?
Toplumu eğitmek
gibi bir sorumluluğu varken, basın-yayının halkı yayınlarıyla dehşete,
şiddete, korkuya düşürmeye hakkı yoktur.
Aklımızı başımıza devşirelim.
Toplumun barışa,
gerçek sorunların dile getirilmesine ve onlara çözüm üretilmesine
gereksinimi var.
Sorumluluğumuzu
bilelim...
Mart 2007
Yazarın önceki
yazıları:
Biz Bu Filmi Görmemiş miydik?
İyi ki Oradasınız!..
Sevinelim mi?..
Umarsız mısınız?
Cumhuriyet Değerlerimize Sahip Çıkmak
Gelen Kuşaktan Umudum Var
Şu Sanal Alemden Çıksak mı?...
Kuzey Amerika'da Gerçeklerden Kopmadan
Güz Gelince Bir Haller Oluyor Bana
|