|
Ulusaldan
Evrensele
Ülkeden
uzaklaşınca ve -özellikle- 1990'lardan bu yana Türkiye'de toplum
yaşamına giren özel kitle iletişim araçlarının bilimselliği dışlayan,
basın-yayın ahlakını göz ardı eden, sunuculuk ya da yapımcılıkta
yetkinlik kaygısı ve topluma saygısı bulunmayan yayınların da etkisinde
kalarak, gerektiği gibi dili kullananlara ve yayınlara karşı bir
direnme ve 'halk böyle istiyor' gerekçesini kullanan ucuz
halkçılık söylemleriyle bu dirençlerini pekiştiren çevrelere rastlanıyor.
Öte yandan kendi özekininden gelen bir kişiyle ya 'başka bir
dilde' konuşulmaya ya da kırma, garip bir dil konuşulmaya başlanıyor.
Acı
bir yabancılaşmanın sonucu bunlar.
***
Arada
bir, yazılarımda ve Bizim Anadolu'da kullanılan dile ve ödünsüz
savunduğumuz Türkçe okuyup - yazmaya karşı tepki yazıtları alıyoruz.
Bu
satırların yazarı, bazı kesimlerde 'dil züppesi' olarak da
tanımlandı; bazı kesimlerde, "yazılarını anlamıyoruz, onun
için okumuyoruz" çıkışları da oldu.
Bu
tepkileri, çıkışları hoşgörüyle karşıladık, karşılıyoruz. Çünkü
biliyoruz, alışkanlıklar kolay bırakılmaz. Kendi özekininden uzaklaştıkça,
-bu kendi ülkesi içinde olsun, dışında olsun - kendi dilinde düşünme
yetisinden de uzaklaşır ve o dayatılan özekinin diliyle konuşmaya
başlar. Böylece kendi dili ona 'banal', 'değersiz', 'yoksul',
'uydurma' görünür.
Örneğin
bir yazarımıza telefon eden bir okurumuz, İngilizce konuşmakta ısrar
edince, yazarımız, "belki 40-50 yıl önce ülkeden ayrılmış
ya da burada doğmuş, Türkçe konuşmaktan 'tamamen' uzaklaşmış bir
toplum üyesiyle karşı karşıya olduğunu" düşünerek,
"ne kadar zamandır Kanada'da olduğunu" soruyor.
Aldığı yanıt: "6 ay".
Öte
yandan, "kırk yıldan çok oldu ülkeden ayrılalı; o zamanlara
göre Türkçe oldukça gelişti. Benim gibi eski kuşak insanları uzakta
olduğundan bunu yakalayamadı. Ama Bizim Anadolu'yu Hürriyet' ten
çok daha iyi anlıyorum" türünde yazıtlar da alıyoruz.
***
Kitle
iletişim araçlarını 'Televole', 'Hülya Avşar Şov', 'Seda Sayan
Şov' yayınları ya da Foto Maç, Fanatik gazeteleri, Şov TV, Star
TV olarak bilince, dilini kendi özekini içinde yetkin ve ödünsüz
kullanmaya çalışan yayınlar kuşkusuz yadırganır, yadsınır; 'siz
dil dergisi misiniz' soruları sorulur.
Bu
düşünceye göre, dili savunmak ve kullanmak sadece bilimsel düzeyde,
sadece dilin yaşatılması kaygısını duyan çevrelerde kalması ve halka
ulaştırılmaması gerekiyor.
Gerekçe
ne? Halk bunu anlamaz, halkçılık bunu gerektirmez, halktan kopuk
yaşanmaz. Halk bunu tutmaz, vb, vb...
Bu,
halkı küçümsemek sayrılığıdır (hastalığıdır).
***
Ben
ülkeden çıktığım yıllarda birilerince 'derbi' -ki
benim bildiğim bir ayakkabı taban kaplaması markasıydı- zorlamayla,
anlamı da tam olarak bilinmeden toplum diline sokulmuşsa; kendi
dilinde, 'ergen', 'yeni yetme' gibi deyimler varken,
Anadolu Ajansı bile bunu düzeltme kaygısı duymadan, sözüm ona bilim
adamının savruk bir biçimde ortaya attığı 'adolesan'ı
haberlerinde kullanıyorsa, yolunda gitmeyen birşeyler var demektir.
***
Her
yazı yazan yazar, kısa tümceleri alt alta sıralayıp ve buna şiir
diyen ozan olamayacağı gibi, haber ya da yazı yazmak, radyo ve televizyonlarda
haber okumak da bir yetkinlik ister. Geniş bir kesime seslenmekte
olduğunun, büyük bir sorumluluk altında olduğunun ayrımına varmalıdır
bunu yapan kişi. Örneğin yıllar boyu eleştirdiğimiz TRT Kurumu,
önüne gelen kişiyi haber okumaya, sunuculuk yapmaya vermez, sözcük
dağarcığı geniş, sesi radyoya uygun bile olsa, aylarca, belki de
yıllarca belli bir eğitimden geçirirdi.
***
Türkiye'de
hâlâ İngilizce eğitim öğretim verelim yaygaraları var. Bunu da aymaz
bir biçimde uyguluyorlar. İngilizce dünya diliymiş, çocuklarımızı
yarına ancak bu dilde hazırlamalıymışız... Bu gerekçeler herhangi
bir sömürge ülkesinde değil, kendi özekini içinde yaşayan Türkiye'de
öne sürülüyor?
Öte
yandan Kanada gibi bir ülkede, anadili İngilizce ya da Fransızca
olmayan çocukların başarı oranlarının çok düşük olduğunu gören eğitimbilimciler,
çocuklara kendi dillerinde eğitim, öğretim vermeyi ve bu saatleri
artırmayı düşünüyorlar.
Peki
bunu kendi insanımız söylediğinde değersiz mi oluyor? İlle de bunu
söyleyen Mister Şimit, Toni, Mösyö Trambley, Düpon mu olmalı?
***
Dilimizi
koruyacağız, gençlere aktaracağız. Elimizden geldiğince yabancılaşmanın
önünü kapamaya çalışacağız. Bu demek değildir ki, dış dünya ile
ilişkimizi keseceğiz. Ulusaldan evrensele varmak kendi özekinine
saygı duymakla, onu yaşamak ve yaşatmakla olur.
MART
2003
Önceki
Yazılar:
Dog-Shop...
'Dilini Değiştirmelisin'
Dilin Varsıllaşması Kullanmakla Olur
Bırakmak, Dökmek
70. Dil Bayramı Buruk
İnternetin Dilimize Ettikleri
Türkçe Düşünebilmek
Dil Bir İletişim Aracı
|