Ömer F. ÖZEN
Dil Yarası


Türkçesi varken

Daha önce yoktu bunlar.

Atatürk devrimlerinin ışığında kendi dilinin gelişmesine katkıda bulunan bilim ve yazın erleri dışarıdan gelen terimleri, deyimleri Türkçeleriyle değiştirirler, topluma kendi dillerinde seslenirlerdi.

Bağımsız düşünceyi alışkanlık edindiğinizde, herhangi bir yanlışa düşmeyeceğinizi bilirsiniz. Yanlış yapmak da kişioğlunun doğasındadır. Ancak yanlış yaptığının bilincinde olmak, o yanlıştan en kısa sürede dönme olanağını da sağlar. Kişioğlu ve kızı olmanın onursal gereği budur.

Siyasal ve özekinsel anlamda bir dönüm noktası olarak saydığımız 12 Eylül darbesinin ardından, düşüncenin, düşünmenin önü kesildi; kitap terör araç-gereci, yazar ve sanatçı terörist; geniş anlamdaysa düşünen, karşı çıkan aydın, toplum suçlusu olarak belirlenip, bu da geniş kesimlere böyle inandırılmaya çalışıldı.

Tüm olumsuz koşullara karşın Türkiye, 1990'lara eski birikimlerinin ışığında ulaştı. Ancak o arada toplum sorunlarından uzaklaştırma amaçlı yeni bir kuşak yetiştirilmeye başlanmıştı. Bu kuşaklar 'köşe dönmecilik'le, 'Anayasa bir kere delinmekle bir şey olmaz' yaklaşımıyla evriltilmişti. Kitaptan korkutularak görselliğin albenisine yaklaştırılan, teknik işgücü yetiştirilirken sanatsal, yazınsal, özetle ekinsel tat verilmeden, kişioğlu ve kızı duyarlılığından, toplumsallıktan, sorgulamaktan uzaklaştırılmış bireyciler yaratılmaya girişilmişti. Bu geriye dönüşümün acı etkilerini 1990'lı yıllarda yoğun olarak görmeye başlayacaktık. Herşeyin parasal bir değeri olmalıydı. Bu bile, kendi değeriyle değil, devlet kuruluşlarının da içinde bulunduğu, emperyalist egemen bir gücün para birimiyle konuşmasında somut bir durum alacaktı.

İşte bu geriye dönüşüm süreci başarılınca, kendi özekinsel gelişimi yadsınmış, özgür düşüncenin tanımı 'egemen gücün güdümü altında' konuşma olarak yerini almaya başlamıştı. Eh, bu böyle olunca, onun dilinde konuşma ve düşünmek de özgürlüğün, bağımsızlığın adı olmuştu.

Nedenlerini böylesine -kısa da olsa- ortaya koymadan konuya girmek, ayrıntılarda yollarını yitirmiş, gerçek nedenlerden uzaklaşmış bir konuma getirirdi bizi. Tüm bu oluşumlar, küresel bir ele geçirmenin aşamaları olarak yanımızda dursun, biz tüm bunların büyük bir parçası olan dil konumuza girelim.

Yaşadığımız evrende oturtulan düzen gereği, kimse kimsenin tam olarak ne yaptığını bilmediğinden, öbürüne de bir zaman ayırma olanağından yoksun kılınıyoruz. Yaşam hızlı bir biçimde dönüyor. Bunun gereği olarak da yeni kurallara gereksinim duyuluyor. Daha ayrıntısına girmeyelim, çünkü onun da kendine özgü sunuş biçimi (iş dünyasında kendini satmayı bilme) öne çıkıyor.

Fransız dilinin saygın sözlüklerinden sayılan Petit Robert'in 1990 baskısında 'CV' (Curriculum Vitae) şöyle tanımlanıyor: Dile girişi (Fransız diline) Ondokuzuncu yüzyıl sonları. Latince, 'yaşam koşusu'dan. Bir kişinin toplum içindeki durumunu, edinmiş olduğu becerileri, almış olduğu yetkinlik belgelerinin kanıtlarını ve geçmişteki edimlerini, eylemlerini içeren bilgiler toplamı.

(CV) Amerikan ve Kanada İngilizcesinde geleneksel olarak Fransızca 'Résumé' sözcüğüyle karşılanıyor. 'Résumé' özet demektir.

Şurada burada görüyoruz; işe alımlarda, üniversitelerde bir CeVe hazırlama, CeVe gönderme deyimleri almış başını gidiyor.

Türkçede yerleşmiş bir deyim vardı zaten: Özgeçmiş. N'oldu ki bu deyime? Bu deyim de mi 'banal' oldu, 'avut' oldu? Yukarıdaki tanım göz önüne alınacak olursa, Türkçede 'özgeçmiş' deyiminin yerli yerince oturduğu açık değil mi? İlle de yabancının diliyle mi konuşmak gerekiyor?

Sözüm Amerika, Kanada ortamında iş aramaları için değil; sözüm Türkiye ortamı ve Türkçe yazıp konuşma üzerine.

Bir de şu Kapak Mektubu! Özgeçmişle birlikte kendini ve niçin bu özgeçmişi o kuruluşa gönderdiğinin kısa açıklamasını yapan bir yazıt hazırlayıp göndermeye, İngilizce'den basit bir çeviriyle 'Kapak Mektubu' (Cover letter) deyimi kullanılıyor. Ne kapağı bu? Tencere kapağı mı? Amerikalılar böyle konuşup yazıyor diye, ille biz de mi böyle yazıp konuşacağız?

Türkçeye yakışan bir 'Sunuş Yazısı' uygun değil mi?

Neden bağımsız düşünme alışkanlığı edinemiyoruz?

Nedir bu tembelliğimiz bizim? Bu tembellikle, sadece basit bir tüketici olduğumuzun bilincinde miyiz?


NİSAN 2003

Önceki Yazılar:
Ulusaldan Evrensele
Dog-Shop...
'Dilini Değiştirmelisin'
Dilin Varsıllaşması Kullanmakla Olur
Bırakmak, Dökmek
70. Dil Bayramı Buruk
İnternetin Dilimize Ettikleri
Türkçe Düşünebilmek
Dil Bir İletişim Aracı