|
Ne Yapmalı?
Bu soruya cevap
ararken Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Gençlik Kolları'nın
açıklaması yolumuzu aydınlatıyor. Duygularıma karşılık verdi diyebilirim.
Değerli okuyucularımın bilgisine sunuyorum.
'GÖLGEMİZİ
BİLE ÇİĞNETMEYİZ ADAMA!'
"Atatürkçülere,
yurtseverlere, millîcilere, Cumhuriyetçilere, demokratlara, ilericilere
ve tüm ulusumuza 12 Eylül Halkoylaması sonucuna ilişkin seslenişimizdir.
Türkiye'de
yargı erkini de tek adamın inisiyatifine bırakacak olduğunu bildiğimiz;
federalleşme ve ardından bölünmemize; ayrıca küresel güçlerin bizi
rahatça kemiksiz olarak yutmasına kapı açan Halkoylaması -üzülerek
belirtiyoruz ki- istemediğimiz biçimde sonuçlandı.
Halkoylaması
sürecinde bizim hatalarımız, eksikliklerimiz olmuştur; ulusalcı
partilerimizin ve diğer örgütlerin de mutlaka yanlışları, eksiklikleri
olmuştur. Siyasal iktidarın baskıları, kitle iletişim araçlarının
tek sesli yayın yapması, ortaya konan yalanlar da bu oylamanın bu
şekilde sonuçlanmasına tabii ki etki etmiştir. Bu konunun kapsamlı
değerlendirmesini daha sonra yapacağımız toplantılarda, ele alacağımız
nesnel verilerle yapacağız. Hemen belirtmek gerekir ki, her kurum,
her örgüt ve her birey şapkasını önüne alıp düşünmelidir. Suçu birbirimize
atmak, kendimizi rahatlatmanın dışında hiçbir sonuç vermeyecektir.
Onun için herkesin doğru bir özeleştiri yapıp geçmişe saplanmadan
önümüzdeki sürece bakması gerekmektedir. Bugünkü açıklamamızın konusu
da bundan sonra neler yapacağımız ve duruşumuzun ne olacağıdır.
Büyük
Türk Ulusu;
Kurumlar
gerici, bölücü ve Batı işbirlikçilerinin güdümüne girmiş veya giriyor
olabilir. Gerici bir siyasal güç ile onu besleyen okyanus-ötesi
destekli bir cemaat, örümcek gibi her yanı sarmış olabilir. Topraklarımızın
55 milyon metrekaresi yabancılara satılmış, binlerce metrekaresi
de yabancı bankalar tarafından ipotek edilmiş olabilir. Halkımız
televizyon ekranlarının karşısında kirli bilgilerle ve uyuşturucu
izlenceleriyle uyutulmuş olabilir. Haberleşme ağımız bile yabancıların
eline geçmiş olabilir. Türkiye'nin en seçkin aydınları, bilim insanları
Atatürkçü oldukları için belirsiz bir davada hükümsüz olarak ceza
çekiyor olabilir. Özel yaşamlarımız "demokrat"lığıyla
övünen yayın organları tarafından servis ediliyor olabilir. Güvendiğimiz
kişi ve kurumlar bile düşmanla işbirliğine yanaşıyor olabilir. Ulu
Önderimizin de belirttiği gibi, türlü oyunlarla sevgili yurdumuzun
bütün kaynakları düşman eline geçmiş olabilir. İktidara sahip bulunanlar
aymazlığın, sapkınlığın ve hatta hainliğin en beterini yapıyor olabilir.
Ulusumuz yoksulluk ve darlık içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir.
Bugün Büyük
Atatürk'ün Gençliğe Hitabesinde yani bize seslenişinde öngördüğü
duruma yakın bir manzarayla karşı karşıyayız. Manzaranın bu hale
gelmesinde kesinlikle hepimizin payı olmuştur. Çünkü bugün yaptıklarımız
kadar yapmadıklarımızın da sonuçlarını, zorluklarını yaşamaktayız.
Herkesin kendini suçlu sayıp bu önkabul ile işe başlamasını kurtuluşumuzun
çabuklaşması açısından önemli görmekteyiz.
Evet, durumumuz
oldukça korkunç. Peki, biz ne yapacağız?
Birinci olarak,
kurtarıcı bekleme alışkanlığını bırakmamız gerekmektedir. Atatürk'ün
izinden giden gençlik olarak kurtarıcı beklemediğimizi üstüne basa
basa belirtmekte yarar görüyoruz: Artık biz yapacağız, ülkeyi bir
kurtaracağız.
Bir gecede
iktidarın değişmesi de sorunlarımızı çözmeyecektir.
Türkiye'nin
birliğine, bütünlüğüne, uygarlığına ve gönenmesine inanmış tüm Cumhuriyetçi
ve Ulusçu güçlere sesleniyoruz:
Atatürkçü
demek, kasada beş kuruş para yokken, kahve bile yokken, iki tane
küp şekeri kalmışken "Kurtuluş Hareketi"nde "Saltanatı
kaldırıp cumhuriyeti kuracağım" diyebilmektir.
Atatürkçü
demek, zamanı gelince apoletleri çıkarabilmek, Kuvayi Milliye'yi
örgütleyebilmektir. Toparlayıcı, birleştirici olabilmektir Atatürkçülük.
Atatürkçü
demek, umutsuzluğun ortasında ilkelerden ödün vermemektir.
Atatürkçü
demek, milletin gücüne inanabilmek demektir.
Kısacası,
hemen çalışmalara başlarken;
1) Yükümlülüğü
ve suçu milletin üzerine atma kolaycılığına düşmeyeceğiz. Böyle
bir sonuç çıkmışsa kendimizi, millete derdimizi yeterince anlatamamış
saymamız gerekmektedir. Sömürgeci anlayışın dev silahlarına karşı
daha da fazla çalışmanın gerekliliği ortaya çıkmıştır. Çözümümüz
yine ulustadır. Çıkışlarımıza, verdiğimiz demeçlere dikkat etmeliyiz.
Halk cahilse onu aydınlatacak olan yine biziz. Halkımıza korku salmaktan
çok, gelecekte kuracağımız Atatürkçü iktidara ilişkin umut vermeliyiz.
Ayrıca kurucu ideoloji olduğumuzu unutmayarak, bunun getirdiği sorumlu
davranışı sergilemeliyiz. Şu anki karşıdevrimci anlayış belki yıkabileceğini
düşünebilir, ama yapamaz. Biz yeniden başlayıp yeniden yapabiliriz.
Bu güç kendine Atatürkçüyüm diyen herkeste vardır, var olmalıdır.
2) Günübirlik
çalışmalarla kendimizi avutmak yerine, kalıcı çalışmalara yönelmeliyiz.
Sırf seçim öncesi çalışmaları ile derdimizi anlatmamız olanaklı
değildir. Çalışmalara şimdiden başlamalıyız.
3) Ulu Önderimizin
de belirttiği gibi "Ülkenin ve devrimin içeriden ve dışarıdan
gelebilecek tehlikelere karşı korunması için, bütün ulusçu ve cumhuriyetçi
güçlerin bir yerde toplanması gerekmektedir." Bu toplanılması
gereken yer de Atatürkçülüğün demokratik kitle anlamında özgörev
örgütü olan Atatürkçü Düşünce Derneği'dir. Tüm ulusçu ve cumhuriyetçi
güçleri bir yerde yani doğal olarak ADD çatısı altında toplamak
son dönemde iyice ortaya çıkan bir zorunluluk haline gelmiştir.
Buradan açık çağrımızdır: Tüm Cumhuriyetçi ve Ulusalcı Gençliği
ADD çatısı altına davet ediyoruz.
4) Umutsuzluk
sözcüğünü lügatimizden atacağız. Bir savaşın içinde önemli bir cepheyi
yitirdik, ancak savaş devam etmektedir. Yani ortaya çıkan sonuç
karşıdevrim için bir yengi sayılabilir ama asla utku (zafer) değildir.
Tevfik Fikret'in de belirttiği gibi ne kadar ışık şimdi görünmüyor
olsa da güneşten yani Atatürkçülükten, bağımsızlıktan, akıldan,
bilimden gözümüzü çekmeyeceğiz.
Zulmün topu
var, güllesi var, kal'ası varsa, (Tevfik Fikret - Millet Şarkısı)
Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır;
Göz yumma güneşten, ne kadar nûru kararsa
Sönmez ebedî, her gecenin gündüzü vardır.
Özcesi, baştan
tutup yolumuzu umutsuzluğa kapılmadan bağımsızlık ve özgürlük savaşımızı
kazanacağız. Cumhuriyetçi ve millîci güçlerin sanıldığından fazla
olduğunu biliyoruz. Sorunumuz, dağınıklığı giderip tek yumruk olabilmektir
ki bunu da başaracağız.
Düvel-i Muazzama'yı
Dünyada İlk Kez Yenmiş Asil Milletimiz;
Kenan Evren'in
dizinin dibinden ayrılmayanlar darbe karşıtlığı (!) için "evet"
dedi, sonuç da "evet" çıktı. Evet, bölücüler "evet"i
destekledi ve biz bunu gösteremedik. Dış odaklar "evet"
olsun dedi, halkımız ne yazık ki bunu da ayırt edemedi. Olsun, demek
ki biz derdimizi, işin aslını çok iyi anlatamamışız. Çünkü Türk
Ulusu 600 yıldır peşinden koştuğu padişahı bir kalemde silip unvanlarından
bile istifa etmiş eski bir paşanın peşinden gidebilmiş soylu bir
ulustur. Türk ulusunun sağduyusuna hâlâ güveniyoruz ve hep güveneceğiz.
Sorunu kendimizde arıyor ve çözümü ulusta buluyoruz. Onun için kapınıza
geleceğiz, anlatacağız derdimizi, göstereceğiz gerçekleri içtenliğimizle,
yazılar yazacağız, konuşacağız… Sen, Türk Ulusu! Sen kapını açık
tut, biz geleceğiz! Doğru er geç ortaya çıkacak ve eğri er geç belasını
bulacaktır.
Biz yılmayacağız;
binler gitse, milyonlar gelecektir. Mustafa Kemal'in çocuklarının
gücünü göstereceğiz. Her yerde örgütlenmeli, her alanda savaşımımızı
sürdürmeliyiz. Biz ancak tek yumruk olduğumuz sürece "yasal
hukuksuzluğa" karşı çıkabileceğiz. Kamuoyunun ve örgütlü olmanın
gücünü göstereceğiz. Hitler olabilmek için yalan söylemek, baskı
yapmak, halkın zayıf yönlerini kullanmak ve yasalar yeterli olabilir.
Ama Mustafa Kemal olmak için devrimci olmak gerekir. Tek kişi kalsak
bile savaşabilmek gerekir. Kemalist olmak ülkeyi düşünmeyi, geleceği
tasarlayabilmeyi, yılmamayı, yılmamayı, yılmamayı gerektirir.
Paramızı,
işimizi elimizden alabilirler. Bizi hapislere atabilirler. Bizi
öldürebilirler, hapse atabilirler, kurumlarımızı dış destekli cemaat
örgütlenmesine bağlayabilirler… Ama bizi bitiremezler! Çünkü biz
para değiliz ki bitelim… Yalnızca bir binadan oluşan kurum değiliz
ki yıkılalım… Ten değiliz ki ölelim! Biz düşünceyiz, sevdayız, ülküyüz…
Ve ülkümüzü, sevdamızı, kavgamızı, düşüncemizi hapse tıkamazlar,
öldüremezler, yıkamazlar. Atatürk, bu ülkede heykelleriyle değil,
kavgasıyla ve düşüncesiyle yer almaktadır. Bu topraklarda kahramanlık
sözü geçti mi yüzyıl sonra da Mustafa Kemal'in adı akla gelecektir.
Bolu Beyleri varsa Köroğlular da vardır, Hızır Paşalar varsa Pir
Sultanlar da vardır… Damat Feritler emperyalistlerin desteğiyle,
halkın cahilliğini sömürerek, bölücülerle işbirliği yaparak hâlâ
iktidardaysa Mustafa Kemaller de tükenmeyecektir!..
Ve Ey Kadı
Hazretleri!..
Evet, hapse
tıkabilirsiniz bizi… Evet, öldürebilirsiniz Uğurlarımızı, Aksoylarımızı,
Kubilaylarımızı şehit ettiğiniz gibi… Ama bizi ezemezsiniz, ezemeyeceksiniz.
Memleketin her yanının satılmasından, ülkemizin karanlığa yuvarlanmasından,
vatanın parçalanmaya doğru gitmesinden dolayı içimiz kan ağlıyor,
doğru. Ama ağlayıp sizi sevindirmeyeceğiz. Daha çok çalışacağız,
daha çok çalışacağız. Dediğimiz gibi baskıları kurabilir, haksızlık
üstüne haksızlık yapabilirsiniz ama biz onurumuz için yaşarız şu
dünyada.
Onun için
Şairin de dediği gibi "gölgemizi bile çiğnetmeyiz adama!"
Atatürkçü
Düşünce Derneği Gençlik Kolları Merkez Yürütme Kurulu"…
Ağustos-Eylül
2010
Yazarın Önceki
Yazıları:
Kızım Derya Evleniyor!
Mississauga da yapılan Çokkültürlü Festival:
CARASSAUGA!
En Katil Devletler, En Merhametli Ulusa Soykırım
Damgası Vuruyor!..
Yenilikçi Nezihe Araz!
Yaş Kemale Erince!..
Yavaş Yavaş Gençleşirler
Kutlamaların ve Anmaların Ardından
Cumhuriyeti Kutlamak!..
Örgütlenelim, Güçlenelim!..
Toplumsal Özlemlerimizin Sömürülmesine Dikkat!..
'İstikbal Göklerdedir!'
Bir Festivalin Ardından
Ali Mahzuni Şerif Carassauga Festivali'nde
"Atatürk'ün Gerçek Ölüm Nedeni"
Bizim Anadolu Gazetemiz 15 Yaşını Kutluyor
Yaşasın Tiyatro
Toplumsal Örgütlenmeye Bir Bakış
2009'a Girerken
Atatürk ve Türkiye Ayrılmaz Bir Bütündür
Amerikan Kovboy Kapitalizminin Düşüşü!...
Genç Cumhuriyet 85 Yaşına Basıyor
Bu Yıl da Yaz Bitti!
|