|
Yetkin
Dikinciler: "Amacım Nâzım'a benzemeye çalışmak değil, layık
olmaya çalışmaktı..."
"Hiçbir
suç işlememişken, ne cinayet, ne birine bir fiske vurmak; hiçbir
şey çalmamış, çırpmamışken hapiste olmak... Düşünen, üstelik insanların
aydınlık bir geleceğe kavuşmasını düşünen bir insan dört duvar arasına
kapatılırsa nasıl yaşar? Nâzım dışardaymışcasına yaşadı. İşte ben
de bu filmde bunun peşine düştüm."

Değerli okuyucularımız,
gazetemizin düzenlediği Türk Filmleri Haftası'na katılan
olan iki oyuncuyu konuk ettik bu sayımıza. Nâzım Hikmet'in
Bursa Cezaevindeki günlerini anlatan Mavi Gözlü Dev filminde
Nâzım'ı canlandıran Yetkin Dikinciler ve Nâzım'ın
eşi Piraye'yi canlandıran ve oyunculuğun yansı sıra arkeolog
olan Dolunay Soysert.
-
Ben oyuncu Yetkin Dikinciler, Türkiye'de yaşıyorum. Şu an
Nâzım'la Montreal'de bulunuyorum. Mimar Sinan Üniversitesi,
Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü mezunuyum. Okuldan sonra
iki yıl Antalya Devlet Tiyatrosu'nda, 4 yıl Diyarbakır
Devlet Tiyatrosu'nda çalıştım. Ondan sonra İstanbul'a döndüm
ve hali hazırda İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda oynuyorum.
Ama onun yanı sıra özel tiyatrolarda, filmlerde ya da dizilerde
rol almaya devam ediyorum. Şu anda da Devlet Tiyatrosu'nda
oynanan profesyonel bir oyunumuz var. Özetle hayatımı oyuncu olarak
sürdürüyorum.
- Sinema
salonunda film bittikten sonra yaptığınız konuşmada, "Zorlanmadım
çünkü ben Nâzım'la büyüdüm" dediniz. Bu çok hoşuma
gitti. Ama yine de Nâzım'ı oynamak oyuncuya ayrıca bayağı
ağır bir sorumluluk yüklüyor galiba. Bu rolü oynarken neler hissettiniz?
- Vallahi Nâzım'a temas eden kim ne hissediyorsa ben de onu
hissettim. Bence Nâzım'ın eserleriyle buluştuğunda herkes
kendine göre bir coşkulanma yaşar, ondan bir pay çıkarır. Bir ressam,
tiyatrocu, operacı, heykeltıraş, hangi sanat dalından olursa olsun
kendi sanatıyla ilgili bir ilham alır. Yalın insanlara, vatandaşa
gelince; o da hayata dair, hayatın tavırlı yaşanılabilirliliğine
karşı bir bilince kavuşmaya başlar Nâzım'ın sözcükleriyle.
Yani Türk dilinin şairi Nâzım, dünyada Türkçe'nin şairi olarak
tanınıyor. Ben bir aktör olarak yaşıyorum, ama bir insanım ve insan
olarak da Nâzım'dan yanayım. Yani filmde onu oynamış olmak
ikinci aşama. Ama ikinci aşama da şöyle önem kazanıyor: Nâzım'ı
doğru aktarabilmek. Biliyorsunuz, Nâzım Hikmet bu ülkede
ilk defa sinema filmiyle beyaz perdeye aktarıldı. Orada benim için
önemli olan şuydu; benzemeye çalışmak değil, layık olmaya çalışmaktı.
Sadece bunun için çabaladım.
-
Beni Nâzım konusunda yıllardır çok rahatsız eden bir şey
var. Bu yeni moda Nâzım hayranlığına ne diyorsunuz? Aynı
Che Guevara hayranlığı gibi yapay, yapmacık, entel görünmeye
yönelik, ama asla gerçek olmayan bu numaraya ne diyorsunuz?
- Metalaştırma,
abartma durumuna mı?..
- Evet
ama sadece o değil. Nâzım'ın hiçbir söylediğine inanmayan, onun
hayat görüşünü asla paylaşmayan, onunla ortak hiçbir şeyi olmayan,
hatta tüm tavırlarıyla onunla kesinlikle aynı tarafta olmadığını
sergileyen kişilerin, sırf aydın görünmek için takındıkları bu Nâzım
hayranlığından söz ediyorum... Hatta bir zamanlar bizim gazetede
bile bunu yaşadık, Nâzım'ın bir şiirinden bir dörtlük yayınlandı
diye gazetemiz aleyhinde kampanya yapıldı, "bu gazete
ancak tuvalet kâğıdı yapılır" diye hakaret edildi.
Şimdi de aynı zatı muhteremler demode olmama uğruna alkış tutuyorlar
Nâzım'a ve bize; ben bundan söz ediyorum.
- Umarım bu durum, bu sözünü ettiğiniz tehlike şuna dönüşür:
"Yahu ben hiçbir şey bilmeden bu adamın adını söyleyip duruyorum
ama, bir okuyayım bakayım, kimdir bu adam, neler demiş"
deyip onu okuyup ve tanırsa o zaman onu sevecektir.
-
Ben tanıyıp da sevmeyen ama seviyormuş gibi görünenlerden söz ediyorum...
- Onu tanıyıp da sevmeyen yok, olamaz; tanımak istemeyenler vardır.
Onlar sevmezler belki. Çünkü Nâzım gerçekten kendi görüşünden
olsun olmasın bir düşüncenin peşinde olan herkesi yanına çekiyor
ve "tamam tartışabiliriz, karşıt görüşlü olabiliriz ama,
bu hayatı paylaşıyoruz ve insanoğlu her şeyin üzerindedir"
diyor. Ben zannetmiyorum; karşıtı bile olsa kimse onu reddetmez.
-
Nâzım Hikmet'i oynamak için nasıl bir çalışma yaptınız?
- Öncelikle, bilgi, belge, yazılı, görsel ne varsa izledim, okudum
ve dinledim. Ama tabi ki en önemlisi, özellikle de bu filmin geçtiği
Bursa hapishanesi döneminde Nâzım'ın duygusallığını yansıtabilmekti;
ben bu duygusal özdeşliği kurmaya çalıştım. Yani nedir o? Hiçbir
suç işlememişken, ne cinayet, ne birine bir fiske vurmak, hiçbir
şey çalmamış, çırpmamışken hapiste olmak. Düşünen, üstelik insanların
aydınlık bir geleceğe kavuşmasını düşünen bir insan dört duvar arasına
kapatılırsa nasıl yaşar? Nâzım dışardaymışcasına yaşadı.
İşte ben de bu filmde bunun peşine düştüm.
- Çok
da başarılı bir şekilde yansıtmışsınız bunu bizlere. Çok teşekkürler.
Evet şimdi de çok güzel bir hanım var yanımızda; filmde Nâzım'ın
eşi Piraye'yi canlandıran, Dolunay Soysert. Bizim söyleşimizin geleneksel
sorusuyla başlayalım isterseniz, okuyucularımıza kısaca kendinizi
tanıtır mısınız?
- Ben Müjdat Gezen Sanat Merkezi mezunuyum. Yaklaşık
18-19 yıldır televizyon işi yapıyorum, sinema filmleri de yapıyorum.
- Piraye'yi
oynamak nasıldı? İşiniz zordu herhalde değil mi?
- Vallahi herkes öyle söylüyor ama, benim açıkçası çok korkarak,
ama çok rahat çıkardığım bir rol oldu. Çünkü şiirler çok yardımcı
oldu. Yani ben şiirleri düşledim. Nâzım nasıl bir kadın düşlemiş
olabilir, ben onu düşledim, ona göre yeni bir düş kurdum. Zaten
elimizde çok güzel bir senaryo vardı, o senaryonun doğrultusunda
düşlediğim kadını canlandırdım. Burada zaten Yetkin'i Nâzım
olarak görmek, benim için öyle Nâzım'dı ki, yapamasam ona
ayıp olacaktı biraz. Öyle bir Nâzım'ın karşısında zaten bir
şekilde oynuyorsunuz.
- Çok
da başarılı olmuşsunuz tebrikler. Gazetemizi tanıyor musunuz?
- Evet, daha önce tanımamıştım ama buraya gelir gelmez gazetenizin
sahibi Ömer Bey hemen bir sayı verdi bana. Baktım, inceledim,
çok güzel bir gazete. Çok zor bir işi başarmaya çalışıyorsunuz,
size kolay gelsin diyorum. Güzel bir iş, hele üç dilde çıkıyor olması.
Ama siz bir yerde buna mecbursunuz. Burada üç dil, üç ana dil haline
gelmiş. Ciddi, hoş ve doğru haber veren bir gazete olduğu için takdir
ediyorum. Çünkü şu anda Türkiye'de bunun sıkıntısını çok çekiyoruz.
Tebrikler.
Fotoğraf:
Kerem Saltuk
Ağustos-Eylül 2010
Yazarın Önceki
Yazıları:
Atatürk ve Devrim Arabaları'nın
ünlü yönetmeni Tolga Örnek'le samimi bir söyleşi
Nil Ataoğul'la Kebek'te Sendikalaşma
Resimlerim çok renkli, biçimler renklerden
çıkıyor...
Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'dan görüntüler
Toronto Başkonsolosu Bilgen, yoğun biçimde
açılışa hazırlanıyor
Dr. Khadir: "Bilime inanın!"
Türkiye Turizm Fuarı'ndaydı
Kadınların duygusallığını resmeden ressam:
Orhan Alpaslan
Toplumun Muhteşem Süleyman'ı Montreal
Caz Festivali'nde döktürdü
"Burada bir hikâye var, bunu çekmeliyim
dedim.
Ve hiçbir şey iki kez çekilmedi!"
Türkiye'den Kanada'ya sanat köprüsü ve
Ressam Atanur-Asuman Doğan çifti
Montreal'de Türk Kültür Şöleni'ni başlatıyoruz
Duo Romantika'dan dört el'li sevgi
damlaları…
Petro Canada'ya karşı işçilerin utkusu
Kriz gerçekten korkunç mu?
"Zekât, bu ülkede herkes tarafından
gerektiği gibi uygulansa…"
Zayıflamak sorun değil, onu korumayı
bilmeli!
Ressam Ali Refik Ataoğul: "Sanatçı
avant-garde olmalı"
Profesyonel bir yardım toplayıcı: Eda
Levi
Fethullah hareketiyle ilgili Mahçupyan:
"O ağın içinde pekişmesi sayesinde tabii ki bir siyasi güç"
Mahçupyan: "Hrant'ın ölümünü hâlâ
kabullenebilmiş değilim."
"Benim planlamacıya ihtiyacım yok
demeyin!"
"Çok paranız olması önemli değil,
elinizdekini akıllıca değerlendirin!"
Rum Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs yurttaşlarına
pasaport veriyor
Melisa, oğlu ve torununa destek için Erivan'dan
geldi
İsmail Cem İpekçi: "Kültürünüzü yitirmeyin
ama, yaşadığınız topluma da karışın!"
|