Ayşenil Suadiyeli ATAOĞUL
Ayın Konuğu

 

Pencereden başka bir İstanbul ve Ali İhtiyar

Bir pencereden seraplaşmış bir İstanbul ve başka bir güzellik Serap Yiğenoğlu... (Fotoğraf: Ömer Özen)

Değerli okuyucularımız, Montreal'de, "Pencereden İstanbul" adlı bir fotoğraf sergisi gezdim. Doğup büyüdüğüm, 34 yıl yaşadığım, baharları, erguvanlar, mor salkımlar, mimozalar ve papatyalarla bezeli, lodos kokan "çıkmaz" sokakları denize açılan, inci gibi adaları masmavi boğazıyla, her yaz en az dört ay denize girdiğimiz, en sevdiğim şehrimin kokusu hep burnumda tüter. Bu hasretle girdiğim sergiden hüzünle ayrıldım. Fotoğraf ustası Ali İhtiyar'ın İstanbul'un tarihi dokusuna, sokaklarına açtığı pencereden bakmak ve sevgili şehrimin onca çarpıklık ve ağırlık altında bunalışını tüm gerçeğiyle gözlerimin önünde görmek acıklıydı gerçekten. Türk bir anne ve Beyaz Rus bir babanın kızı olarak büyüyen ve bu kentin hem Hıristiyan hem de aydın Müslümanlarını çok iyi tanıyan biri olan ben de, bu çok kültürlülüğün bir parçasıyım aslında; ama oradaki yaşam koşullarının zorluğu bizi taa buralara kadar getirdi. Lakin canım, İstanbul'umu asla terk etmedim. Dediğim gibi İstanbul özlemiyle gittiğim sergide "2010 Kültür Başkenti"nden hüzünlü manzaraları hem çok beğendim hem de üzüldüm. Ve fotoğraf sanatçısı Ali İhtiyar'la New York'taki "International Photography Awards" adlı uluslararası fotoğraf yarışmasında onursal mansiyon alan, Montreal'de başlayarak İstanbul'da Nazım Hikmet Kültür Merkezinde devam eden sergisi ve fotoğrafçılık üzerine bir söyleşi yaptım, ilginç bulacağınızı umuyorum....

Ali İhtiyar uluslararası ödül almış olduğu bir yapıtının önünde. (Fotoğraf: Mehmet Emin Işıkalp)

Ali İhtiyar sergisi için, "Efsanelerin, büyük aşkların, gecekonduların ve yalıların, açlığın ve safahatın kenti. Bir yanında çöpler, diğer yanında havai fişekler patlar. Her semti başka bir hikâye anlatır. En yeni ve en eski renkler, burada iç içedir. Şiirler ve şarkılar onun içindir. Bugünle asırlar öncesi onda koyun koyunadır. Sokaklarında tarih yürür. Üç büyük imparatorluğun başkentidir. Roma, Bizans, Ceneviz, Araplar, Yahudiler, Ermeniler, Rumlar, Kürtler ve Türklerin ayak izleri birbirine karışır burada... O denizle sevişir durur. İki kıtanın üzerinde doğuyla Batının ellerini tutar İstanbul. Tarih boyunca arzu nesnesidir. Ama kim onu ele geçirdiğini sanır, yanılır. Bir nabız gibi atar İstanbul ve onu ele geçirmek imkânsızdır. İstanbul bitmez. Baktıkça çoğalır durur. Size hazırladığım bu fotoğraf sergisinde İstanbul'un tarihi dokusuna, sokaklarına siyah beyaz bir pencere açmak istedim. Bu pencereden insanlık tarihinin en önemli şehrinin güzelliğini seyretmeniz dileğiyle..." diyor ...

- Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
- Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Televizyon Bölümünü bitirdim, aynı zamanda fotoğraf bölümüne de devam ettim. Yüksek Lisansımı da aynı yerde yaptıktan sonra bir iki yıl İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde "Fotoğraf ve Görsel Çözümlemeler" üzerine ders verdim. Bu arada belgesel, reklam filmleri gibi çeşitli işlerde çalıştım.

- Kanada'ya nasıl geldiniz?
- 2005 yılında dil öğrenmek amacıyla geldim. Montreal'deki Concordia Üniversitesi'nde Sinema Bölümü'ne kabul edilmiştim, ama orayı devam ettirmedim, daha çok kendi projelerime yöneldim. Sergilerdi, kısa filmlerdi filan ama, İstanbul'la da bağlantımı tam anlamda kesmiş değilim. Biraz Montreal, biraz İstanbul, öyle yaşıyorum işte.

- Geçiminizi fotoğrafçılıkla mı sağlıyorsunuz?
- Evet fotoğrafçılık daha ağır basıyor, reklam fotoğrafçılığı. Ama Kanada'da buna pek fırsatım olmuyor. Montreal'de bir kafemiz var, Gitana, ablamla birlikte orada çalışıyoruz. Arada sırada Montreal'de de festivallerde falan fotoğraf çekiyorum.

- Biraz da "A window into İstanbul" adlı serginizden söz edelim.
- Evet, o sergi önce Montreal'de açıldı sonra da devamı İstanbul'da Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde yapıldı. Konsept aynı, çeşitli pencerelerden İstanbul'u görmeye çalıştım. Siyah beyaz fotoğraflar bunlar. 2010 Avrupa Kültür Merkezi İstanbul üzerine bir şeyler yapmaya çalıştım. Şehrin kültürel ve tarihi dokusunu temel aldım.

- Bildiğiniz gibi Montreal'deki serginize gelmiştim, fotoğraflar çok güzel ancak hepsinde bir hüzün var. İstanbul'un rengarenk cıvıl cıvıl bir hali de vardır, ama sizin fotoğraflarda buna hiç rastlanmıyor, özellikle mi böyle fotoğraflar çektiniz?
- Şehrin yok oluşu beni çok rahatsız ediyordu; işte o göçler, yapılaşma.... tamam üst geçitler, alt geçitler filan yapılmış ama, banliyöler önüne geçilemez bir durumda, tarihi yapıyı korumak için ciddi bir çalışma yok. Kentsel dönüşüm projeleri adı altında birtakım olumsuzluklar var. Eski evler yıkılacak Balat'ta, Süleymaniye'de, bu çok acıklı. Mesela Balat'ta birçok arkadaşım var; oradaki birçok restorasyon çalışması durmuş vaziyette. İnsanlar ne olacağını bilemiyorlar. Aslında projeler hazır, oralara siteler yapılacak. Oysa oralardaki insanların çeşitliliği, o tarihi dokunun içindeki mahalle kültürü çok güzel, dengeli bir birliktelik var. Oysa kentsel dönüşüm projesi adı altında oraları insanlarıyla birlikte yok olacak. Çingene mahallesine olanı biliyorsunuz herhalde, Sulukule. Oraları yıktılar, oradaki insanları alıp taa Beylikdüzü'nde yapılan yeni konutlara götürdüler. Orada çok çarpık şeyler çıktı ortaya. Mesela oradaki bir evin balkonunda bir at görebilirsiniz.

- 2010 Kültür Başkentine yakışmayan şeyler bunlar değil mi?
- İşte ben de fotoğraflarımla 2010'un doğru yüzünü göstermek istedim. Buradaki oluşum 2010 konseptine biraz karşı, aslında buna çok girmek istemedim ama, gerçekler var, kentte bir yok oluş var. O hüznü de vermek istedim. Kent 2010 kültür başkenti ama, kültür adına, tarihi doku adına hiçbir bir sahiplenme yok.

- Zaten bu kültür başkenti olayı çok da önemli bir şey değil anladığım kadarıyla. Her yıl bir iki şehir seçiliyor, sonuçta her şehre sıra gelecek herhalde. Beklesek bize de sıra gelirdi belki de ...
- Bu konuda da bir sürü alavere dalavere döndü. Onca paralar döküldü saçıldı. Oysa o paralar aslında İstanbul'un o mahallelerine harcansaydı, en azından çok kültürlülüğe bir katkısı olurdu. Benim bu sergide anlatmak istediğim de bu. Bu şehrin tarihi dokusunu oluşturan bu çok kültürlülük, o binalar, camiler, kiliseler ... bunu bütünüyle algılamak lazım ama, İstanbul'da bu bütün maalesef kafalara yerleşmiyor. Müslümanlık açısından da yerleşmiyor. Mesela Mimar Sinan'ın çok önemli bir iki camisi yıkıldı gitti bazı yerlerde. Bazıları da kaderine terkedilmiş durumda. O iskeledeki cami, adını şimdi hatırlayamadım, yıkılıp gidiyor zaten. O cami uzun yıllar oto park olarak kullanıldı, sonra depoydu falan filan. Yani ortada bir gariplik var. Adam kendi camisine bile sahip çıkmıyor. Ha bire sağda solda saçma sapan, çirkin çirkin camiler yapıyorlar. Onarımlar yıllar sürüyor. Mesela Ayasofya. Ortasındaki o iskeleyi çok iyi hatırlıyorum. Ben çocuktum, hâlâ duruyor. Balat'ta da kentsel dönüşüm adı altında bir proje var ama, şu anda yıkıma başlanmadı. "Evime dokunma" diye bir protesto da başladı; bu karşı duruşta bayağı bir sanatçı da yer aldı. Belki bir şans olabilir. Bayağı bir örgütlenme var. Ama yine de ne olacağı belli değil.

- Fotoğrafçı olmak isteyen gençlere nasıl önerileriniz olabilir?
- Hangi dal olursa olsun sanatla uğraşan insanın sabırlı olması lazım. İnatla çalışması lazım. Bir de bu işten çok para kazanmayı beklememesi lazım. Manevi tatmini maddi tatminin üstünde tutabilmesi gerek.
Fotoğrafçılıkta en büyük eksiklik, yani Türkiye'deki fotoğrafçılıktan bahsediyorum, beli bir konu üzerinde çalışmıyorlar. O anlamda bir bütünlük yok. Ama iyi fotoğrafçılar var.

- Kanada'da durum farklı mı?
- Sanat eğitimi farklı tabi Kanada'da.

- Fotoğraf da aynı, öyle mi?
- Evet bize göre çok farklı. Burada belgesel fotoğrafçılık çok az. Zaten bütün dünyada bu böyle artık. Daha çok kavramsal soyutlamalar üzerine gidiyorlar. Belgesel fotoğraf bu anlamda biraz şeyini yitirdi...

- Demode oldu mu diyeceksiniz?
- Denilebilir. Tabii internetin de belgesel fotoğraf üzerindeki gücü çok ağırlıklı.

- İnternetin olumsuz bir etkisi mi oldu diyorsunuz?
- Tabii. Belgesel fotoğrafın mesela, Vietnam savaşındaki gücü kalmadı.

- Elleri arkasında bağlı adamı vuran asker fotoğrafı savaşın simgesi olmuştu...
- Evet bir anda Vietnam savaşının korkunçluğu sergilenmişti. Oysa şimdi insanlar savaşı bazen canlı bile seyredebiliyor. Ama halen belgesel fotoğraf adına iyi fotoğrafçılar da var. Bir de fotoğraf artık para da etmiyor, satmak çok zor. Önemli ajanslar bile artık fotoğraf satamıyorlar.

- Evet 30 küsur yıldır bir ressamla evli olduğum için bu satış konusunu çok iyi biliyorum.
- Bana okulda bir hocam şöyle demişti, "daha iyi fotoğrafçı, ressam, yani sanatçı değil, daha iyi menajer vardır". Bunu hiç unutmadım. Bağlantılar, pazarı iyi tanımak çok önemli.

- Sizin menajeriniz var mı?
- Hayır menajerle çalışmıyorum. Kendi internet sitem var, uluslararası yarışmalarda aldığım ödüllerim var, portfolyomu sunuyorum, onlar üzerinden bir şey olursa, sergilerde de satış olabiliyor. Ama dediğim gibi sadece fotoğraf çekerek geçinmek pek mümkün değil. Alternatif işlere yöneleceksin. Reklam ya da düğün fotoğrafçılığı yaparsın. Hatta o bakımdan şanslı da sayılırsın, çünkü teknik bir konu olduğu için para da kazanırsın. Ama belgesel çekeceğim, o fotoğrafları satacağım dersen para kazanma şansın sıfır!

Fotoğraflar: Mehmet Emin Işıkalp, Ömer Özen

Kasım 2010

Yazarın Önceki Yazıları:
Yetkin Dikinciler: "Amacım Nâzım'a benzemeye çalışmak değil, ona layık olmaya çalışmaktı..."
Atatürk ve Devrim Arabaları'nın ünlü yönetmeni Tolga Örnek'le samimi bir söyleşi

Nil Ataoğul'la Kebek'te Sendikalaşma
Resimlerim çok renkli, biçimler renklerden çıkıyor...
Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'dan görüntüler
Toronto Başkonsolosu Bilgen, yoğun biçimde açılışa hazırlanıyor
Dr. Khadir: "Bilime inanın!"
Türkiye Turizm Fuarı'ndaydı
Kadınların duygusallığını resmeden ressam: Orhan Alpaslan
Toplumun Muhteşem Süleyman'ı Montreal Caz Festivali'nde döktürdü
"Burada bir hikâye var, bunu çekmeliyim dedim.
Ve hiçbir şey iki kez çekilmedi!"

Türkiye'den Kanada'ya sanat köprüsü ve Ressam Atanur-Asuman Doğan çifti
Montreal'de Türk Kültür Şöleni'ni başlatıyoruz
Duo Romantika'dan dört el'li sevgi damlaları…
Petro Canada'ya karşı işçilerin utkusu
Kriz gerçekten korkunç mu?
"Zekât, bu ülkede herkes tarafından gerektiği gibi uygulansa…"
Zayıflamak sorun değil, onu korumayı bilmeli!
Ressam Ali Refik Ataoğul: "Sanatçı avant-garde olmalı"
Profesyonel bir yardım toplayıcı: Eda Levi
Fethullah hareketiyle ilgili Mahçupyan:
"O ağın içinde pekişmesi sayesinde tabii ki bir siyasi güç"

Mahçupyan: "Hrant'ın ölümünü hâlâ kabullenebilmiş değilim."
"Benim planlamacıya ihtiyacım yok demeyin!"
"Çok paranız olması önemli değil, elinizdekini akıllıca değerlendirin!"
Rum Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs yurttaşlarına pasaport veriyor
Melisa, oğlu ve torununa destek için Erivan'dan geldi
İsmail Cem İpekçi: "Kültürünüzü yitirmeyin ama, yaşadığınız topluma da karışın!"