Ayşenil Suadiyeli ATAOĞUL
Ayın Konuğu

 

"Her zaman için bir mülk sahibi olmak iyidir."

Doğa Demirsu. Fotoğraf: Ayşenil Ataoğul

Değerli okuyucularımız, uzun bir kışın sonuna geldik, Montreal'de taşınma mevsimi yaklaşıyor. Kirayı yenilemek yerine kendi evimizi mi alsak diye düşünenlerimiz çok. Üstelik bankaların konut kredisi "mortgage" faiz oranları yüzde 2.5 - 3'lerde geziniyor ve ödeme süreleri de 30-35 yıllarda... Örneğin 250 bin dolara aldığınız bir evin aylık ödemesi 950 dolar civarında. Yani kira öder gibi ev sahibi olmak pek de zor değil. Ev alma konusunda sizlere biraz bilgi verebilmek için genç bir bankacıyı konuk ettik köşemize. Scotia Bank müşteri temsilcisi Doğa Demirsu bakın bize ev alma konusunda neler anlattı...

- İstanbulluyum, ailem hâlâ Türkiye'de yaşıyor; annem İstanbul'da, babam ise Antalya'da. Ben de her yıl mutlaka onları ziyarete giderim.

- Neden Kanada'ya geldin?

- Benim çocukluğumda Türkiye'de ilkokul beş yıldı ve sonra yabancı okulların sınavına girilirdi. Tam benim sınava gireceğim sene, ilkokul 8 yıla çıkarıldı. Ben de tekrar bu sınava çalışmam diye isyan ettim. Her gün özel hocalar falan, sıkılmıştım. Babam da yazık çocuğa diyerek bana hak verdi. Ne yapalım diye düşündüler ve beni 9. sınıfa yurtdışına göndermeye karar verdiler. Önce İsviçre'ye baktılar, Yatılı okula. Ama çok pahalı geldi. Ben de yatılı okul istemiyordum. Kanada'yı düşündüler. Hem ülke olarak çok iyi, çok güvenli, ucuz. O zaman Kanada doları bugüne göre çok daha düşüktü; bu yüzden iyi olur diye düşündüler. Sonunda babamın ikinci eşinin, birinci eşinden olan kızı, yani üvey ablamla birlikte bizi buraya getirmeye karar verdiler. O zaman burada bu işlere yardımcı olan bir Çiğdem Hanım vardı.

- Evet tanırdım, Çiğdem Solaş...
- İşte onun aracılığıyla geldik buraya. Üvey ablam 11. ben de 9. sınıfa başladık. Ben aslında İstanbul'da hiç çalışmadığım halde İtalyan Lisesi'ni kazanmıştım. Ama istemedim. Zaten Kanada işlerine de başlamıştık. Neyse, buraya gelmeden önce İstanbul'da hızlandırılmış İngilizce dersleri aldım. Yine de geldiğimde İngilizce'm çok azdı, ama küçük yaşta olunca çabuk öğreniyor insan.

- Hangi okula geldin?
- Kells Academy. Zaten o zaman gidebileceğimiz tek İngilizce okul oydu. Oradan mezun oldum ve CEGEP'e, Dawson'a gittim. Orası biterken üniversiteye İsviçre'ye gitmek istedim. Çünkü Dawson'da otel yönetimi okumuştum. Orada da bu konuda ve iş idaresi üzerine çok iyi programlar vardı. Hem de Türkiye'ye yakın diye düşünmüştüm. Neyse, oraya transfer oldum, okudum bitirdim ve buraya döndüm.

- Orada kalmak istemedin demek.
- Hayır, İsviçre hem çok pahalı, hem de çok, hatta aşırı derecede ırkçı bir ülke. Ben orada Türk olduğumu bile söylemedim. 1 ay kadar Cenevre'de staj yaptım. Çin'de de staj yaptım, ama okulu bitirince İsviçre'de 1 yıl kalıp çalışma hakkım olduğu halde istemedim. Zaten bütün arkadaşlarım da buradaydı, döndüm işte. Sonra birkaç ay iş aradım. Önce otellere baktım, ama burası turizm ülkesi olmadığı için istediğim gibi bir şey bulamadım ve sonunda bankaya girdim.

- Senin üniversite yıllarında bir de Boston maceran var galiba.
- Evet, üniversite programı yarı yarıyaydı, yani yarısı İsviçre'de yarısı da Boston'da, Massachusetts Üniversitesi'nde. Orayı da çok sevmedim. Aslında üniversite süperdi, ama bir an önce bitirip çalışmak istedim; ve de burada çalışmak istiyordum. Okuldayken hep çalışmak istedim ama şimdi okula dönmek istiyorum.

- Öyle mi, ne okuyacaksın?
- Harvard'da 'business master'i (İş Yönetimi konusunda Yüksek Lisans) yapmak istiyorum. İş deneyimi olunca daha kolay giriliyor o programa. Birkaç yıl sonra onu yapmak istiyorum.

- Bu kadar ülkede yaşamışsın, sence en iyisi neresi?
- Ben en idealimdeki ülkeyi bulabilmiş değilim ama, en çok burayı seviyorum. Çünkü tüm arkadaşlarım, çevrem burada. Ben Türkiye'ye sadece ailemi ziyarete gidiyorum. Arkadaşlarımdan koptuk artık. Birçoğu da yurtdışında yaşıyor zaten. Türkiye'de havaalanında başlıyor sinir krizlerim. İnsanlar üst üste, bir kargaşa, ama çok da özlüyorum. Havasını, yemekleri… kendi ülkem tabi. Bazen geri dönüp babamla Antalya'da yaşayayım diyorum. Ama annem de babam da orada yaşamanın çok zor olacağını, buralara alıştığımı, altı ayda pes edeceğimi söylüyorlar.

- Peki biraz da mesleğinden söz edelim. Scotia Bank'ta hangi konumdasın?
- "Senior Personal Banking Officer".

- Türkiye'deki karşılığı "Bireysel Müşteri Yönetmeni" oluyor sanırım. Bize ev satın alma konusunda biraz bilgi verebilir misin? Bazı insanlar, çok büyük bir borcun altına gireceklerini düşünerek korkuyorlar bu işten. Bazıları da, kirada oturulacağına, kendi evini alıp kira yerine kendi evinin borcunu ödemekten yana. Hem bu arada aldığınız ev de değer kazanıyor, yani paranız da büyümüş oluyor: üstelik faizler de oldukça düşük.
- Bence, her zaman için bir mülk sahibi olmak çok avantajlıdır. Sonuç olarak değeri olan bir şeye sahip oluyorsunuz. Bu sizin çocuklarınıza ya da yakınlarınıza da kalıyor. Yıllarca kira ödeyip birinin cebini dolduracağınıza, kendi evinizi alıp bunun değerini artırmaya çalışmak en önemlisi. Tüm bankaların elinde gerçek verilere dayalı araştırmalar ve bunlara göre çizilen grafikler var. Örneğin 1980'li yılların başında 50 bin dolara alınan evler bugün 350 bin dolar ediyor. Tam 7 misli artmış. Yani bu pazara bir an önce girmek gerek. Çünkü ev fiyatları da artıyor. Ne kadar erken girerseniz o kadar iyi. Bunun için de birçok program var. En az yüzde 5 peşinat koyarak "mortgage", yani ipotekle ev alabiliyorsunuz. Kanada'da bütün bankaların "değerlendirme" sistemi çok iyi olduğu için burada hiçbir zaman krize girmedik. Hatırlarsanız Amerika'da büyük kriz oldu ama Kanada'da ev karşılığı borç verilirken çok daha ayrıntılı bir değerlendirme yapıldığından böyle bir şey yaşanmadı. Bu müşteri açısından da çok iyi, çünkü ödeyemeyeceğiniz bir ev alıp sonra mağdur durumlara düşmeniz önleniyor. Bu nasıl yapılıyor? Müşteri bankaya gelip başvuruyor, biz onun gelirine, borç durumuna ve ödeme kapasitesine göre bir değerlendirme yapıyoruz ve kendisine ne kadarlık bir "mortgage" yani ipotek çıkacağını söylüyoruz. Sonra müşteri gidip ev bakmaya başlıyor. Tabi herkesin durumu farklı ama, bu en klasik senaryo. Ev bakmadan bu başvuruyu yapmanın en büyük avantajı, ne kadarlık bir ev alabileceğinizi önceden biliyorsunuz ve faiz oranını da 4 aylık bir süre için garanti altına alıyorsunuz. Bugün faiz oranları o kadar değişken ki...

Bir de bilgi almış oluyorsunuz. Genelde ilk defa ev alanlar bu konuda hiçbir şey bilmiyorlar. Mesela emlakçıya para ödeyeceklerini sananlar bile oluyor. Oysa burada ev satın alan emlakçıya komisyon ödemez. Komisyonu evi satan öder. Yani, kısacası müşteriye bir saat içinde hem genel hem de kendi durumuyla ilgili oldukça ayrıntılı bilgi verebiliyoruz ve bunun hiçbir mali külfeti yok.

- Yüzde 5 peşinatla ev alınabiliyor dedin, içinde oturmak şart herhalde.
- Evet. Eğer yatırım için kiraya vermek üzere bir ev alırsanız o zaman yüzde 20 peşinat gerekiyor.

- Peki faiz oranları ne kadar şimdi?
- Şimdi, bizim iki tane farklı faizimiz var, biri sabit oran; genelde 5 yıllık olur. Diğeri de değişken oran. Bu bütün bankalarda aynıdır. Farklı olan tek şey, her bir bankanın uyguladığı faizin miktarıdır. Sabit faiz, beş yıl boyunca piyasada faiz oranları ne olursa olsun değişmeyen faizdir. Yani artsa da azalsa da sizinki aynı kalır. Değişken oran ise Kanada'da devletin belirlediği bir "prime", yani temel var, onun civarında oynuyor. Kanada Maliye Bakanlığı yaklaşık 6 haftada bir, "prime" ile ilgili bir değerlendirme yapar.

- Faizler de oldukça düşük. Biz yıllar önce yüzde 11.5 faizle almıştık evimizi. Şimdi ise yüzde 2.5'a kadar inebiliyor sanırım.
- Evet. Grafiklere bakarsak 1982 yılında faizler yüzde 24'e çıkmış. Ama o tarihten itibaren sürekli aşağıya iniyor ve en düşük oran da geçtiğimiz yaz, yüzde 2.25 idi. Biz bu "prime" oranına bakarak bir teklif veriyoruz. Mesela şu anda "prime" yüzde 3, biz size "prime" eksi 0.5 veririz diyoruz. Yani faiz oranınız yüzde 2.5 oluyor. Ancak bu oran 3'e, yani "prime"a bağlı olarak değişebiliyor. Müşteri bizden gerekli bilgileri aldıktan sonra ev almaya karar verir ve resmi başvurusunu yaparsa, biz onun durumuna göre mali geçmişi, borçları ödemesi, geliri, risk durumu ve en önemlisi bizimle ne kadar iş yapacağına bakarak, onun faiz oranlarında ufak tefek oynamalar yapabiliriz. Yani herkesin durumu farklı oluyor ve tek tek değerlendirilmesi gerekiyor. Ancak ben size genel portreyi açıkladım.

- Peki bir de işin öbür yüzü var. Diyelim ki evin taksitlerini ödeyemedik. O zaman nasıl bir yol izleniyor?
- Burada herkesin durumu farklı oluyor ve her durum kendi temelinde değerlendiriliyor tabi. Benim bu konuda çok ayrıntılı bir bilgim yok, çünkü bu durumlarda konu Toronto'daki merkezimize iletiliyor ve onlar ilgileniyorlar. Bir taksiti ödeyememek başka, 6 ay sürekli ödeyememek başka değerlendiriliyor. Kişi iflas ilan ederse o da daha farklı oluyor.

- Ama sonunda banka eve el koyuyor ve satıyor değil mi?
- Evet, en sonunda öyle olabiliyor ve kişilerin eline pek bir şey kalmıyor çoğunlukla. Ama düzgün bir mali plan yapılmışsa, o zaman böyle bir şeyin olmasına hemen hemen imkân yok diyebiliriz. Yani sizin durumunuzun elverdiği bir miktarda borç almanız gerek, bu çok önemli. Ödeme gücünüzün üstünde bir ev alırsanız, ödemede zorlanacağınız ve bir yerde patlak vereceği kesin. O yüzden altından kalkabileceğiniz bir miktarı borçlanmanız lazım. Bir de sigorta yaptırmak şart. Bu en önemli konu. Mesela Scotia Bank'tan borç almışsanız ve bu banktan "mortgage" sigortanız varsa, ölürseniz borcunuz tamamen ödeniyor. Hayat sigortanız olabilir ama bununla borcunuzu ödeyip azıcık parayla kalmak yerine bunun yanında bir "mortgage" sigortanız varsa o zaman çok daha kârlı olusunuz. Bir kere "mortgage" sigortası hayat sigortasından daha ucuzdur ve ödediğiniz prim hep aynı kalır; yani yaşlansanız da değişmez.

- Ama evin borcun azaldıkça da bu prim azalmıyor. Neyse, sigorta konuları çok karışık. Ama insan böyle bir riski de göze alamıyor. Zaten Kuzey Amerika'da sigortasız yaşam yok. 35 dolara aldığınız bir mutfak aletini bile 20 dolara sigorta ettirmeye çalışıyorlar insana. Fıkra gibi...

- Doğru ama, sizin de dediğiniz gibi bazı durumlarda bu risk alınamıyor. Bir de hastalık halinde kullanabileceğiniz bir sağlık sigortası var. O da çok yararlı, çünkü hastalıkla uğraşırken bir de borç için üzülmüyorsunuz. Bunu gençken almak çok önemli. Çünkü primler çok düşük oluyor ve hiç değişmiyor. Hatta evi satıp aynı bankayla yeni bir ev alırsanız da ödediğiniz prim değişmiyor. Gençler genelde bu sigortaları yaptırmıyorlar ama bu çok önemli. İnsan hep genç kalmıyor ve dediğim gibi gençken primler çok düşük.

- Bir de eğer RRSP, yani emeklilik planında paranız varsa, onu ev alırken peşinatta kullanabiliyorsunuz değil mi?
- Evet, bildiğiniz gibi RRSP, yani emeklilik planı emekli olana dek üzerinden vergi ödemeden biriktirebildiğiniz bir para ve bunun 25,000 dolara kadarını ev alırken peşinat olarak kullanabiliyorsunuz. Ve bu kullandığınız miktar üzerinden vergi ödemiyorsunuz. Bu büyük bir rahatlık. Sonra da aldığınız bu parayı 15 yıl içinde RRSP'ye geri ödeyebiliyorsunuz. İlk yıl hiç bir ödeme yapmama hakkınız var, sonra da taksitle ödeyebilirsiniz.

- Bunca kolaylık sağlanırken ev almamak pek akıllı bir şey değil galiba?
- Evet. Bence en iyi ve de yapılması gereken ilk yatırım bir mülk almak. Hem paranız çar çur olmuyor, hem faizler çok düşük ve ödeme süresi geniş, yani en fazla 30 yıl; hem de zaman içinde eviniz değer kazanıyor.

- Bunun üzerine söyleyecek bir şey kalmadı zaten. İlgilenen Montrealli okuyucularımız bu konuda, hem de Türkçe bilgi almak için sevgili Doğa'yla iletişim kurabilirler.

Fotoğraflar: Ayşenil Ataoğul

Mart 2011

Yazarın Önceki Yazıları:
Ressam Hikmet Çetinkaya'nın kan kırmızı gelincikleri
Pencereden başka bir İstanbul ve Ali İhtiyar
Yetkin Dikinciler: "Amacım Nâzım'a benzemeye çalışmak değil, ona layık olmaya çalışmaktı..."
Atatürk ve Devrim Arabaları'nın ünlü yönetmeni Tolga Örnek'le samimi bir söyleşi
Nil Ataoğul'la Kebek'te Sendikalaşma
Resimlerim çok renkli, biçimler renklerden çıkıyor...
Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'dan görüntüler
Toronto Başkonsolosu Bilgen, yoğun biçimde açılışa hazırlanıyor
Dr. Khadir: "Bilime inanın!"
Türkiye Turizm Fuarı'ndaydı
Kadınların duygusallığını resmeden ressam: Orhan Alpaslan
Toplumun Muhteşem Süleyman'ı Montreal Caz Festivali'nde döktürdü
"Burada bir hikâye var, bunu çekmeliyim dedim.
Ve hiçbir şey iki kez çekilmedi!"

Türkiye'den Kanada'ya sanat köprüsü ve Ressam Atanur-Asuman Doğan çifti
Montreal'de Türk Kültür Şöleni'ni başlatıyoruz
Duo Romantika'dan dört el'li sevgi damlaları…
Petro Canada'ya karşı işçilerin utkusu
Kriz gerçekten korkunç mu?
"Zekât, bu ülkede herkes tarafından gerektiği gibi uygulansa…"
Zayıflamak sorun değil, onu korumayı bilmeli!
Ressam Ali Refik Ataoğul: "Sanatçı avant-garde olmalı"
Profesyonel bir yardım toplayıcı: Eda Levi
Fethullah hareketiyle ilgili Mahçupyan:
"O ağın içinde pekişmesi sayesinde tabii ki bir siyasi güç"

Mahçupyan: "Hrant'ın ölümünü hâlâ kabullenebilmiş değilim."
"Benim planlamacıya ihtiyacım yok demeyin!"
"Çok paranız olması önemli değil, elinizdekini akıllıca değerlendirin!"
Rum Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs yurttaşlarına pasaport veriyor
Melisa, oğlu ve torununa destek için Erivan'dan geldi
İsmail Cem İpekçi: "Kültürünüzü yitirmeyin ama, yaşadığınız topluma da karışın!"