|
Gösteri
biçimi vurmalı çalgı müziğini Türkiye'ye getiren adam, Jozi Levi
"Oturarak
çalınan vurmalı çalgılar değil de, enstrümanları boyunlara asarak,
yürüyerek, dans ederek, geçit yaparak, gösteri tarzı vurmalı çalgı
müziği kavramını Türkiye'ye ben getirdim."

Değerli okuyucularımız,
güzel ve uzun bir yaz tatilinden sonra yeniden Bizim Anadolu'da
sizlerle buluşmanın keyfini yaşıyorum. Bu kez köşemde, ülkemiz müzik
dünyasından çok değişik bir konuğum var. Türkiye'de bir ilki gerçekleştirmeyi
başaran ender müzisyenlerden biri olan Jozi Levi, Brezilya'nın,
boyunlara asılan enstrümanları çalarken bir yandan da yürüyerek,
dans ederek, geçit yaparak, gösteri tarzı vurmalı çalgı müziği kavramını
ana vatanımıza getiren kişi. Jozi'nin vurmalı çalgılara olan
merakı 1970'li yıllarda Carlos Santana furyasının etkisiyle
başlamış. Lise yıllarında caz, Brezilya ve Latin müziklerine yönelmiş,
İngiltere'de geçirdiği 5 yıllık yüksek öğrenimi boyunca okul konserlerinde,
Türkiye'de de 'Jazz Junior' grubunda piyano ve
'Fender Rhodes Electric Piano' çalarak yer almıştı. Bu arada
fırsat buldukça, vurmalı çalgılar toplamaya, kendi çabalarıyla öğrenmeye
ve çalmaya başlamış; İngiltere'de Brunel Üniversitesi'nden elektrik
ve elektronik mühendisi olarak mezun olup Türkiye'ye döndüğünde
bazı Brezilya vurmalı çalgılarını çalmakta bayağı ustalaşmıştı.
İlerleyen yıllarda müzikle yalnızca amatörce ilgilenmiş ancak yine
bu yıllarda Paco de Lucia'nın ekibinden bass gitarist Carlos
Benavent ve saksafoncu Jorge Pardo ile dostluklar kurarak,
onlarla birlikte İstanbul'da birkaç 'Jam Session'da
yer almıştı. Tam anlamıyla profesyonel olarak müzik yaşamına atılması
Uğur Yücel'in etkisi ile olmuş. Gerisini, lisedeyken, bir
yandan piyano çalıp bir yandan da tarağın arasına sıkıştırdığı kâğıdı
üfleyerek bize müzik yapan sevgili sınıf arkadaşım Jozi Levi'den
dinleyelim... Kendisiyle İstanbul Nişantaşı'ndaki 'House Café'de
yaptığımız keyifli söyleşiyi ilginç bulacağınızı umuyorum.
- Okuyucularımıza
kısaca kendini tanıtır mısın?
- İtalyan bir baba ve Türk bir annenin oğlu olarak 1956 yılında
İstanbul'da doğdum. İngiliz Lisesi'sinden mezun olduktan sonra,
İngiltere'de elektronik mühendisliği eğitimi aldım. Türkiye'ye döndükten
sonra uzun yıllar dış ticaret yaptım. Eş zamanlı olarak hobi olarak
da müzikle uğraştım.
- Çok da
hobi değil bildiğim kadarıyla; bayağı bir müzik eğitimi almıştın...
- Müzik yaşantıma 7 yaşında piyano dersi alarak başladım. 12 yaşından
sonra da klasik müzik bir yana bırakıldı ve pop ve rock müziklerine
ilgi duydum. Bir yandan da küçük yaşlardan beri vurmalı çalgılara
merakım vardı, onlara başladım. Daha sonra üniversite yıllarında
vurmalı çalgılarda biraz daha ustalaştım. Ancak Türkiye'ye dönünce
evlendim ve müziğe çok uzun bir süre ara verdim. Çok nadir olarak
sadece evde çalıyordum. 1994 yılında Uğur Yücel'in beni iteklemesiyle
müziğe atıldım.
- Aktör Uğur
Yücel'den söz ediyorsun değil mi?
- Evet, ta kendisi. Vurmalı çalgılarla ilk profesyonel müzik yaşamım
Sezen Aksu - Uğur Yücel Şov'da başladı. Sezen
Aksu'dan sonra bir dönem, üç yıl falan Kayahan'la çaldım.
Bunlar Türk Pop Müziğindeki çalışmalarım. Ama benim en büyük ilgim
Latin Müziği alanındaydı. 1996 yılında 'Pasaporte Latino'
diye bir grup kurduk. Orada sadece Salsa ve Samba çalıyorduk; arada
bir başka türler de deniyorduk. 6 yıl sürdü. 2000 yılında
'Latin Türküler' diye bir albüm yaptık. Çok popüler Türk
şarkılarını Latin müziğine uyarlayıp düzenledik ve onlarla bir albüm
yaptık. Fena satmadı, ancak 2002'de grubumuz dağıldı. Ondan sonra
yeni bir grup kurdum. O da şöyle oldu: Brezilya'daki gibi vurmalı
çalgıcılardan oluşan çok kalabalık bir ritm grubu kurmak hep benim
idealimdi. 2003'te o grubu kurdum. Adı "Bate Bumba"
(yazıldığı gibi okunur) anlamı da "Beat the drum"
...
-
Yani "Vur Davula" ...
- Aynen... "Bate Bumba"yı kurduk, sekiz
yılını doldurdu. Daha çok kurumsal işlerde çalıyoruz. Yani şirket
ürün tanıtımlarında, partilerde, mağaza, alışveriş merkezi açılışlarında
kalabalık toplulukları eğlendiren bir gösteri grubuyuz. Bazan düğünlerde
de çıkıyoruz. Ayrıca ben 2008 yılında başka bir grup daha kurdum;
çünkü sadece vurmalı çalgılar çalarak sahnede 2 saati dolduramayız
diye düşündüm. Daha doğal müzik yapmamız gerekiyordu. Bir repertuvarımız
olsun, şarkıcımız, çeşitli enstrümanlar çalan elemanlarımız olsun
istedim. Bu amaçla bir topluluk kurduk, adını da bulamadık; sonunda
adı "Jozi Levi Brazil Project" oldu, yeni
yeni tanınmaya başlıyor.
- Kaç kişisiniz?
Grup elemanları ve enstrümanları ile ilgili bilgi verebilir misin?
- Banu Kunt - Şarkıcı,
Vurmalı çalgılar
Tamer Temel - Saksafon, Flüt
Eylül Biçer - Gitar
Kerem Köseoğlu - Bas,
Vurmalı çalgılar
İzzet Hiçkalmaz - Davul
Ivan Kile - Vurmalı çalgılar
Bulut Gülen - Trombon
ve ben de klavye ve vurmalı çalgılar çalıyorum. Brezilya'nın popüler
müziği olan MPB (Musica Popular Brazileira) çatısı
altında, Bossa Nova, Samba, Pagode ve Baiao stillerinde, içinde
caz tınıları da barındıran ve birbirinden güzel şarkılardan oluşan
bir repertuvarımız var.
- Nerelerde
sahneye çıkıyorsunuz?
- Dediğim gibi "Jozi Levi Brazil Project" henüz
yeni bir oluşum ve çok fazla sahneye çıkmıyor. Ama çıktığı zaman
da oldukça elit mekânlarda sahneye çıkıyor; öreğin Ghetto,
Babylon, Istanbul Jazz Center, Çeşme MONK gibi... Ayrıca
kurumsal etkinlikler ve özel gecelerde de sahneye çıkıyor.
- Bir de
radyo programın var, onunla ilgili bilgi verebilir misin okuyucularımıza?
- Radyoya gelelim… Malum, Brezilya müziği yurdumuzda fazla bilinmiyor
veya meraklısı az sayıda. Hem o nedenle hem de çok keyif alarak
her Salı günü saat 13.00'te Açık Radyo'da "MUSICA
BRAZILEIRA" isimli bir müzik programı hazırlayıp sunuyorum.
Web sitesi www.acikradyo.com.tr
- Geçimini
müzikle mi sağlıyorsun?
- Müzikle geçinmek, özellikle de bizim yaptığımız türden müzikten
para kazanmak zor; yani kazandığınla geçinmek zor. Müzikten para
kazananlar Türk pop dünyasındaki starlar ve onlara eşlik eden müzisyenler.

- Neden Brezilya
müziğine bu kadar düşkünsün?
- Onu hiçbir zaman bilemiyorum. Ama reinkarnasyon (yeniden doğuş)
diyebilirim. Yani ben bir zamanlar oradaymışım falan... Bunu insanları
etkilemek ve şaşırtmak için kullanıyorum... Ama şöyle bir gerçek
de var: Benim teyzem doğduğum gün Türkiye'den Brezilya'ya göç etmiş.
3 de erkek kuzenim de var. Hatta biri rahmetli oldu. Ama ben onları
hiç görmemiştim, tanımıyordum. Ben 13 yaşına geldiğimde onların
orada işleri bozulmuş ve İsrail'e göç etmek zorunda kalmışlardı.
O ara ben de İsrail'e gitmiştim ve teyzemle ilk kez orada tanıştım.
Kuzenimin biri askerdeydi, diğeri de evleniyordu. Neyse, ben sadece
bir kuzenimle tanışabildim. Teyzem Brezilya'yı çok özlüyordu. Bana
bir plak çıkardı, Sergio Mendes - biliyorsun en önemli Brezilyalı
müzisyenlerdendir-; "bak biz orada bu müziği dinlerdik,
sen de dinle, bayılacaksın" dedi. Gerçekten de öyle
oldu. Çok hoşuma gitti ve bu tutku başlamış oldu.
- Bate Bumbo
ile nasıl bir tepki alıyorsun?
- Bate Bumbo'nun kurulmasıyla Türkiye'de bir ilk başladı.
Oturarak çalınan vurmalı çalgılar değil de, enstrümanları boyunlara
asarak, yürüyerek, dans ederek, geçit yaparak, gösteri tarzı vurmalı
çalgı müziği kavramını Türkiye'ye ben getirdim. Çok ilgi gördü,
ancak taklit de edildi. Şimdi internetten alışveriş kolay olduğu
için, bazı adamlar kendilerine bizimkilere benzer çalgılar aldılar
ve bizim taklidimizi yapmaya başladılar. Şu anda Bate Bumbo'nun
taklidini yapan iki grup var.
- Demek ki
bayağı gözdesiniz, taklidiniz yapıldığına göre... Kaç kişisiniz?
- En az 10, en çok 14 kişiyiz. 10 kişinin altına düşünce iyi sonuç
vermiyor bence.
- Peki şarkıcınız,
dans eden kızlarınız da var mı?
- Olmaz mı!....
- Brezilya'ya
gittin mi hiç?
- Evet, iki kere gittim. İlk olarak 2005 yılında gittim ve en yakın
arkadaşım Los Angeles'ten oraya geldi ve orada buluştuk. Bizi en
çok mutlu eden an daha havaalanından çıkar çıkmaz başladı. Binmiş
olduğumuz takside "salak" pop müzikleri
duymak yerine, enfes "bossa nova"lar dinleyerek
otelimize gittik. Karnavalı izledik, sokak etkinliklerine katıldık
vs. O kadar etkilendim ki, bir yıl sonra tekrar gittim. Bu sefer
de karnavalı izlemekle yetinmeyip kostüm satın aldım ve karnavalda
yarışan bir Samba okuluna katıldım.
- İleriye dönük projelerin nedir?
- Bir albüm yapmak istiyorum. Şu ana dek ben hep birilerine eşlik
ettim ya da bilinen parçaları yorumladım, özgün bir şeyler yapamadım.
Zaman bulursam ya da zaman yaratıp beste yapmak ve bir albüm çıkartmak
istiyorum.
Ağustos
2011
Yazarın
Önceki Yazıları:
Gülpekmez: "Yanlış yapılan şeyler
varsa düzeltmemiz için çözüm önerin diyoruz"
Turquebec'in yeni Başkanı Bekir Gülpekmez'le
yaşamın içinden
"Her zaman için bir mülk sahibi
olmak iyidir."
Ressam Hikmet Çetinkaya'nın kan kırmızı
gelincikleri
Pencereden başka bir İstanbul ve Ali
İhtiyar
Yetkin Dikinciler: "Amacım Nâzım'a
benzemeye çalışmak değil, ona layık olmaya çalışmaktı..."
Atatürk ve Devrim Arabaları'nın
ünlü yönetmeni Tolga Örnek'le samimi bir söyleşi
Nil Ataoğul'la Kebek'te Sendikalaşma
Resimlerim çok renkli, biçimler renklerden
çıkıyor...
Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'dan görüntüler
Toronto Başkonsolosu Bilgen, yoğun biçimde
açılışa hazırlanıyor
Dr. Khadir: "Bilime inanın!"
Türkiye Turizm Fuarı'ndaydı
Kadınların duygusallığını resmeden ressam:
Orhan Alpaslan
Toplumun Muhteşem Süleyman'ı Montreal
Caz Festivali'nde döktürdü
"Burada bir hikâye var, bunu çekmeliyim
dedim.
Ve hiçbir şey iki kez çekilmedi!"
Türkiye'den Kanada'ya sanat köprüsü ve
Ressam Atanur-Asuman Doğan çifti
Montreal'de Türk Kültür Şöleni'ni başlatıyoruz
Duo Romantika'dan dört el'li sevgi
damlaları…
Petro Canada'ya karşı işçilerin utkusu
Kriz gerçekten korkunç mu?
"Zekât, bu ülkede herkes tarafından
gerektiği gibi uygulansa…"
Zayıflamak sorun değil, onu korumayı
bilmeli!
Ressam Ali Refik Ataoğul: "Sanatçı
avant-garde olmalı"
Profesyonel bir yardım toplayıcı: Eda
Levi
Fethullah hareketiyle ilgili Mahçupyan:
"O ağın içinde pekişmesi sayesinde tabii ki bir siyasi güç"
Mahçupyan: "Hrant'ın ölümünü hâlâ
kabullenebilmiş değilim."
"Benim planlamacıya ihtiyacım yok
demeyin!"
"Çok paranız olması önemli değil,
elinizdekini akıllıca değerlendirin!"
Rum Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs yurttaşlarına
pasaport veriyor
Melisa, oğlu ve torununa destek için Erivan'dan
geldi
İsmail Cem İpekçi: "Kültürünüzü yitirmeyin
ama, yaşadığınız topluma da karışın!"
|