|
Konuyu
yakından bilen Avukat Sibel Ataoğul ile söyleşi
Kebek'te
öğrenciler ne istiyor?

Değerli okuyucularımız,
hepinizin bildiği gibi son günlerde Montreal başta olmak üzere Quebec
eyaletinin belli başlı kentlerinin sokakları, öğrenci gösterilerine
sahne oluyor. CEGEP ve üniversite öğrencilerinin çoğunluğu
grevde. Quebec tarihinin en uzun ve en kapsamlı grevine katılan
öğrencilerin sayısı 170 bin. Hatta Mart ayında yapılan bir günlük
greve tam 300 bin öğrenci katıldı. Ne istiyor bu gençler, onları
sokaklara döken nedenler nedir? Bu konuda ayrıntılı bilgi almak
üzere, çok yakından tanıdığım birini, İş Hukuku Avukatı
ve İlerici Hukukçular Derneği Kurucu Üyesi Sibel
Ataoğul'u köşemize konuk ettim.
- Bu öğrenci
grevi nasıl başladı?
- Quebec Hükümeti önümüzdeki 5 yıl içinde, öğrenci harçlarını toplam
1.625.- dolar artırmaya karar verdi. Bu, yüzde 75'lik bir artış
demek.
- Peki
gerekçeleri nedir?
- Eğitim fonlarında yeteri kadar para olmadığını söylüyorlar. Hep
aynı şey; sağlık sektöründe de insanlara kullanım vergisi adı altında
bir takım vergiler koymaya kalktılar. Ama o kadar çok olay çıktı
ki, kaldırmak zorunda kaldılar. Neyse; hep aynı kafa yapısı. Örneğin
Quebec'te yüksek öğrenim gören öğrenciler, burs ve/ veya kredi alabiliyorlar.
 |
|
Avukat
Sibel Ataoğul
|
- Evet,
kredi borç olduğu için geri ödeniyor. Burs ise başarılı öğrencilere
yardım olarak veriliyor ve geri ödenmesi gerekmiyor değil mi?
- Aynen. Ancak 2005 yılında hükümet bütün bursları krediye dönüştürmeye
çalıştı. Ama öğrenciler grev yaparak buna direndiler ve bu uygulama
kaldırıldı. Paralar iade edildi fakat öğrenciler yine de 1 yıllık
burslarını kaybettiler. Şimdiki hükümet 2007 yılında iktidara geldiğinde
yüksek öğrenim harçlarına zam getirmeye başladı. O yıl ufak bir
artış oldu ancak asıl büyük artışı daha sonra yapacaklarını söylediler.
Ve bu sene, sözünü ettiğim yüzde 75'lik 5 yıllık artış planını uygulamaya
koymaya karar verdiler. Gerekçeleri de eğitim sektöründe fazla para
olmaması, okulların onarıma gereksinimi olması, Quebec'te yüksek
okulların harçlarının diğer Kanada eyaletlerine göre çok daha ucuz
olmasıydı. Öğrenciler bu kararın uygulanmasına engel olmak için
grev yapmaya karar verdiler.
- Bir
şey belirtmek istiyorum; aslında şu anda grev yapan öğrencilerin
büyük çoğunluğu, bu zamlar tamamlanana dek mezun olacaklar. Yani
bu grevleri kendileri için değil, daha sonra gelecek arkadaşları
için, sistem için yapıyorlar, bu da çok etkileyici...
- Evet. Özellikle belirtmek istediğim önemli bir şey var; Quebec'te
"öğrenci grevi" denilen bu fenomen çok eskilere
dayanıyor. Quebec'teki ilk öğrenci grevi 1958 yılında, Maurice
Duplesis iktidarı zamanında olmuş. O günler Quebec'in karanlık
günleri, fakir bir eyalet, Duplesis çok tutucu ve hiç güvenilmeyen
bir politikacı. O günlerde henüz UQAM (Montreal Quebec Üniversitesi)
yoktu. Grevi yapanlar Montreal Üniversitesi öğrencileriydi. Bunlardan
üç kişi, üç ay boyunca, Maurice Duplesis'in bürosunda oturma
eylemi yapmış.
- O kadar
tutucu biri buna göz yummuş; ben bizim ülkeyi düşünüyorum da....
- Evet ama, daha büyük olaylar çıkmasından korktukları için buna
göz yumdular. O zamanki grevin nedeni de üniversite harçlarının
çok çok yüksek olmasıydı. Öğrenciler bunun azaltılmasını istiyorlardı.
Çünkü çok fakir bir eyalette yaşıyorlardı. Daha fakir olanlar genellikle
Fransızlardı. O yüzden üniversiteye gidemiyorlardı. Oysa ki, daha
zengin olan İngilizler için böyle bir sorun yoktu. 1958'de bu nedenle
grev olmuştu, 1968'de de oldu, 70'li yıllarda da oldu.
- Hepsi
de başarılı oldu sanıyorum...
- Evet, hepsi başarılı oldu, bu greve kadar başarısız olmayan grev
yok. İşte şimdi Liberal Parti bunu değiştirmek istiyor. Örnek vermek
gerekirse, 1958'deki grevden sonra, 1960'da Parent Komisyonu
(Ebeveyn Kurulu) diye bir komisyon kuruldu ve bu komisyon yüksek
öğrenimin bedava olması gerektiğine ilişkin bir rapor yayınladı.
Daha sonraki iktidarlar daha sosyal demokrat eğilimli oldukları
için pek grev olmadı. 70'lerde büyük bir grev yapıldı, o da Montreal'de
ikinci bir Fransızca üniversite açılması içindi. İşte UQAM,
yani 'Université du Québec à Montréal', böyle bir
grev sonucunda açıldı.
- Çok
etkileyici...
- Evet... Sonra da bütün 'Université du Québec' zincirleri
başladı. Şu an olaylar olan Outaouais, yani UQAO, sonra Rimuski,
Chicutimi hep bu grevin sonucunda açıldı. Bu, Quebec eyaletindeki
insanların üniversiteye gidebilmelerini sağlamak için gerçekleştirilen
sosyal demokrat bir hareketti ve Quebec'in birinci dünya ülkesi
olmakta gösterdiği en büyük başarıdır. Üniversitelerin en güçlü
olduğu zamanlar 70'lerin sonuna doğrudur. 80'lerin başında neo liberallerin
iktidara gelmesiyle, bütün dünyada da aynı eğilimi gözlemliyoruz,
bütün hükümetler üniversite harçlarının artırılması gerektiğini
söylemeye başladılar. Örneğin şimdi herkes, bu Liberal Partinin
işi diyor. Oysa ki "eritme"den bahseden
ilk parti, Parti Quebecois...
Aslında
PQ iktidarında başladı

- "Eritme"
nedir?
- Okul harçlarının hiç artırılmamasına "harçların dondurulması"
deniyor. Artıştan söz edenler de buna "dégel"
yani eritme diyorlar, ya da çözülme
de diyebiliriz. Bunu ilk dillendiren, yani harçların artırılmasını
isteyen, PQ'deki Eğitim Bakanı'dır. Ama başaramadı, çünkü grevler
yapıldı. Yüksek öğrenim sisteminde her değişiklik yapmak istediklerinde
öğrenciler buna direndi ve başarılı oldular. CEGEP ve üniversitelerdeki
öğrenci derneklerinin devlet tarafından tanınması ve ödenek sağlanması
da bu yolla sağlanmış bir haktır. Aynen sendikalarda olduğu gibi
işlemekte ve bu yasa bizim iş hukuku yasalarımızla çok paralellik
göstermektedir. 2005'teki grev şimdiki greve yakındı ama 9 hafta
sonra hükümet geri adım attı ve grev bitti. Bu grevde onuncu haftaya
girmiş durumdayız. Ancak hiçbir geri adım yok. Ve ilk defa greve
karşı olan bazı öğrenciler mahkemeye başvurmaya karar verdiler.
Çünkü grev hiçbir yasada var olan bir şey değil. Bu, insanların
kendi kurdukları demokratik sistemlerin içinde, kendi başlarına
aldıkları kararlar. Öğrenciler kendi aralarında toplantılar, genel
kurullar yapıyorlar ve grev kararı alıyorlar. Greve katılmayan öğrencilerin
sınıflarına girip onları ikna ederek, gürültü yaparak, rahatsız
ederek sınıflardan çıkartıyorlar. Bazı CEGEP'ler (Kolejler)
öğrenci liderleriyle anlaşma imzaladılar, biz ders vermeyeceğiz,
yani greve saygı göstereceğiz, siz de okulu işgal etmeyeceksiniz
diye. Bazı üniversitelerde ise yazılı imzalı bir karar olmamasına
karşın yine de bu uygulama yapılıyor...
- Bir
tür centilmenlik anlaşması gibi...
- Evet, UQAM'da bu sistem o kadar ileri gitmiş ki, eğer bir fakülte
grevdeyse, öğretmenler aralarında "medyatörler/arabulucular"
seçiyorlar; ve diyelim ki bir öğretmen ders yapmak istiyor,
öğretmen sendikası oraya o arabulucuyu gönderip o öğretmeni sınıftan
çıkartıyor. Bu sefer, tam neo-liberal olan bu hükümet çok katı davranıyor
ve ne olursa olsun, geri adım atmamakta direniyor.
- Neden
bu kadar kararlılar?
- Belki ideolojik bir şey. Belki de birkaç rektöre söz vermişlerdir.
Çünkü bilinmesi gereken bir şey var; üniversite rektörlerinin hepsi
hükümet kararının yanında, sadece rektörler ama...
- UQAM'ın
rektörü de mi?..
- Evet Claude Corbo, en solcuları, o da... Sadece bir rektör
var, adını anımsayamadım şimdi. Ama dediğim gibi sadece rektörler;
onun dışında grev yapılan okullardaki tüm profesörler ve benim gibi
ders veren pratisyenler de karara karşılar. Önemli bir şey var;
şu anda Quebec'te 170 bin öğrenci grevde, bu toplam öğrenci sayısının
yüzde 35'ini oluşturuyor. Ama greve gitmeseler de tüm öğrencilerin
yüzde 95'i harçların artırılmasına karşı. Bazıları birkaç hafta
grev yaptı; yani 10 haftadır sürekli olarak grevde olanların sayısı
170 bin. 22 Mart'ta bir gün grev yapıldı, ona 300 bin öğrenci katıldı.
Bu Quebec tarihindeki en büyük grev ve de Quebec tarihindeki en
sağcı, tutucu hükümete karşı. Ve de bu grevde ilk defa greve karşı
olan bazı öğrenciler ve okullar grev durdurulsun diye mahkemelere
başvurdular.
- Hakimlerin
çoğunu hükümet tayin ediyor değil mi?
- Ben bu konuda yorum yapmak istemem... Ama yine de kararlar çok
farklı çıkıyor; 'okulu işgal etmeyin', 'sadece o şikâyette
bulunan 2-3 öğrenciye ders verin' falan gibi. Mahkeme istese
bile bütün öğrencilere ders verdiremiyor. İki üniversitede hakimler
öğrencilerin istediğinden daha fazlasını vermeye karar verdiler,
ki bu aslında mümkün değil. Ama bu işler o kadar hızlı ilerliyor
ki, mahkeme kararını durdurma işini halledene dek vakit geçiyor.
Neyse, o iki üniversitede, üniversitelerin kendileri dersleri iptal
ettiler. İyi olduklarından değil, o kadar çok olay oldu ki dayanamadılar.
Bu ilk UQAO'da başladı; mahkeme derslerin verilmesi ve kampusun
25 metre civarında gösteri yapılmaması kararı aldı ancak, her gün
bu kararlar ihlal edildi. 300 kadar öğrenci ve profesör tutuklandı
ve üniversite de derslere ara verilmesi kararı aldı. Sherbrooke
Üniversitesi'nde de aynı şey oldu, oradaki tedbir kararını veren
hakim eski bir Liberal Parti Milletvekili Adayı. O yüzden öğrencilerin
istediklerinden çok daha fazlasını verdi; tüm derslerin verilmeye
başlanması, kampusun 25 metre civarında gösteri yapılmaması gibi
katı kararlar verdi. Bunun üzerine davayı açan 11 öğrenci, grevcilerden
özür dileyip istediğimiz bu değildi demek zorunda kaldılar. O da
şöyle oldu; karar çıktığı anda, 1000 kişi sokaklara döküldü. Oradaki
öğrencilerin avukatı benim çok yakın arkadaşım, kendisi aynı zamanda
da Sherbrooke Üniversitesi hukuk fakültesinde ders veriyor. Öğrenciler
sokakta yürürken aynı zamanda da rektörle telefonda konuşuyorlarmış
ve rektör birden bire derslerin durdurulacağını söylemiş ve yürüyüşe
son vermişler. Bugün de ders verilmiyor. Şimdi bakacağız Pazartesi
ne olacak.
- Bu boykot
ya da grev amacına ulaşacak mı sence? Öyle mi gidiyor?
- Şimdilik öyle görünüyor, yalnız öğrenciler buna boykot değil grev
diyorlar, bu konuda öğrencilerle mahkeme arasında büyük bir tartışma
var, mahkeme diyor ki "grev" sadece işçilerin
yapabileceği bir şey, siz boykot yapıyorsunuz. Oysa öğrenciler bunun
bir "boykot" değil grev olduğunu söylüyorlar
çünkü boykot örneğin bir kuruma karşı olur, McDonald'ı boykot etmek
oraya gitmemek gibi. Grev aslında Quebec'te başlayan bir şey değil,
tarihte yapılan ilk öğrenci grevi 1443 yılında Paris'te gerçekleşmiş.
Öğrenciler ceza hukukunun üniversitelerde uygulanmasına karşı çıkıyorlarmış.
Üniversite aslında çok farklı ve enteresan bir kavram, üniversiteler
yıllar boyunca otonomdu ve oradaki kurallar hiçbir zaman toplum
içindeki kurallarla aynı değildi, bu yıllarca böyle sürmüştür. İşte
bunun için grev yapmıştı öğrenciler. 1946 yılında da Vichy
yönetimi sırasında Fransa'daki öğrenci sendikası "Chartre
de Grenoble" adında bir tüzük yazmış, buna göre, öğrenciler
entelektüel işçilerdir ve devlete entelektüel birikimlerini sunarlar
ve kendilerini ekonomik işçiler olmaya hazırlarlar. Özet olarak
öğrenciler tüketici değil, entelektüel işçilerdir. Ve aynen diğer
işçilerin yaptığı gibi, bazı haklar elde etmek için entelektüel
iş güçlerini kullanabilirler ya da durdurabilirler. İşte şu andaki
durum bu ve biz bunun için mücadele veriyoruz. Ve bizim derneğimiz,
"Association des juristes progressistes" yani
İlerici Hukukçular Derneği olarak bir metin yazdık
(İş Hukuku öğreten kişilerin çoğu da buna katılıyor) ve dedik ki
bu bir boykot değil, bir grevdir, çünkü boykot etmek demek bir ürünü
almamak, bir ticari kuruma gitmemek şeklinde olur.
Oysa ki öğrenciler
üniversitenin müşterileri değildir, onlar üniversitenin bir parçasıdırlar.
Bunun aslında bir yasa olarak da tanınmışlığı var, çünkü öğrenci
dernekleri yasa karşısında resmen tanınıyorlar. Bu da öğrenci hakları
için mücadelede tek yol, yani öğrenci dernekleri, öğrencilerin sosyo
ekonomik çıkarları için yasal olarak mücadele edebiliyorlar. Bu
arada şunu belirmem gerekiyor; bu yasa da bir grev sonucu çıktı.
Neyse konumuza dönelim; örneğin Wal-Mart müşterilerinin sosyo ekonomik
hakları için mücadele eden bir Wal-Mart Müşteri Derneği yok. O yüzden
bu bir boykot değil, grevdir.
Bu grevde, üniversitenin
bir parçası olan öğrenciler ve öğretmenler, programlar olsun, ders
saatleri olsun, harçlar olsun, üniversiteyle ilgili tüm konularda
söz sahibi olmak istiyorlar.
- Öğrenci
ve öğretmenler olmazsa üniversite de olmaz değil mi?..
- Evet ama, o konu çok tartışmaya açık ve geniş bir konu. Şimdilik
oralara girmeyelim derim ben. Evet üniversiteyi üniversite yapan
onlar ama hiçbir konuda söz söylemeye hakları yok. Olur mu böyle
şey! Öğrenciler sadece okula gitmiyorlar, araştırma kâğıtları yazıyorlar,
tezler hazırlıyorlar, fikirler üretiyorlar. Bu yüzden de bazı şeyler
istemeye ya da değiştirmeye hakları var. İlerici Hukukçular
Derneği olarak biz diyoruz ki, yasada "öğrenci
grevi" diye bir kavram yok, yok olması bunun yasadışı
olduğu anlamına gelmez, sadece yasak olmadığı anlamına gelir. Öğrencilerin
grev yapmasını yasaklayan bir yasa yok. İnsanların anlamadığı ya
da bilmediği şu; yasa işçilere grev hakkı vermiyor, yasa işçilerin
grev hakkını yasaklıyor, bazı istisnai durumlar dışında. Yani yasa
insanlara hak vermiyor, haklarını yasaklayabiliyor. Bizim dediğimiz
de şu: Bizlerin grev yapma hakkımızın sınırı yoktur-olamaz. Quebec
Anayasasındaki bir araya gelme, dernek kurma özgürlüğü yasası bize
bu imkânı tanıyor. Bu bir temel haktır ve diğer temel hakların üstündedir.
Yani biz diyoruz ki, insanların grev yapma hakkı, dernek kurma hakkının
bir parçasıdır, bu yüzden de bu hak engellenemez. İşte şu anda bunun
mücadelesini veriyoruz. Quebec'te 1958'den beri grevler yapılagelmiş
ve Quebec toplumu buna tepki göstermiş. Temel hak denilen şey yasalarla
belirlenmez. Bu, toplumun değer yargılarından oluşur. Olaylara bakarsak;
Quebec'te 1958'den beri yapılan grevler sayesinde yüksek öğrenime
erişim kolaylaştırılmış. UQAM ve Quebec'teki birçok üniversitenin
kurulması sağlanmış; eğitim sistemini düzelten küçük yasalar çıkarılmış;
harçların artırılması engellenmiştir. Bütün bunlar toplum yararına
kazanılmış haklardır ve bu başarılar hep grevler sayesinde sağlanmıştır.
Sürecek...
Mayıs
2012
Yazarın
Önceki Yazıları:
Pasta Sanatçısı Aylin Özyazgan
Kadınlara bir sığınak: Auberge Madeleine
Kadın Sığınma Evi
Walstreet'ten Sonra Montreal İşgali
Gösteri biçimi vurmalı çalgı müziğini
Türkiye'ye getiren adam, Jozi Levi
Gülpekmez: "Yanlış yapılan şeyler
varsa düzeltmemiz için çözüm önerin diyoruz"
Turquebec'in yeni Başkanı Bekir Gülpekmez'le
yaşamın içinden
"Her zaman için bir mülk sahibi
olmak iyidir."
Ressam Hikmet Çetinkaya'nın kan kırmızı
gelincikleri
Pencereden başka bir İstanbul ve Ali
İhtiyar
Yetkin Dikinciler: "Amacım Nâzım'a
benzemeye çalışmak değil, ona layık olmaya çalışmaktı..."
Atatürk ve Devrim Arabaları'nın
ünlü yönetmeni Tolga Örnek'le samimi bir söyleşi
Nil Ataoğul'la Kebek'te Sendikalaşma
Resimlerim çok renkli, biçimler renklerden
çıkıyor...
Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'dan görüntüler
Toronto Başkonsolosu Bilgen, yoğun biçimde
açılışa hazırlanıyor
Dr. Khadir: "Bilime inanın!"
Türkiye Turizm Fuarı'ndaydı
Kadınların duygusallığını resmeden ressam:
Orhan Alpaslan
Toplumun Muhteşem Süleyman'ı Montreal
Caz Festivali'nde döktürdü
"Burada bir hikâye var, bunu çekmeliyim
dedim.
Ve hiçbir şey iki kez çekilmedi!"
Türkiye'den Kanada'ya sanat köprüsü ve
Ressam Atanur-Asuman Doğan çifti
Montreal'de Türk Kültür Şöleni'ni başlatıyoruz
Duo Romantika'dan dört el'li sevgi
damlaları…
Petro Canada'ya karşı işçilerin utkusu
Kriz gerçekten korkunç mu?
"Zekât, bu ülkede herkes tarafından
gerektiği gibi uygulansa…"
Zayıflamak sorun değil, onu korumayı
bilmeli!
Ressam Ali Refik Ataoğul: "Sanatçı
avant-garde olmalı"
Profesyonel bir yardım toplayıcı: Eda
Levi
Fethullah hareketiyle ilgili Mahçupyan:
"O ağın içinde pekişmesi sayesinde tabii ki bir siyasi güç"
Mahçupyan: "Hrant'ın ölümünü hâlâ
kabullenebilmiş değilim."
"Benim planlamacıya ihtiyacım yok
demeyin!"
"Çok paranız olması önemli değil,
elinizdekini akıllıca değerlendirin!"
Rum Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs yurttaşlarına
pasaport veriyor
Melisa, oğlu ve torununa destek için Erivan'dan
geldi
İsmail Cem İpekçi: "Kültürünüzü yitirmeyin
ama, yaşadığınız topluma da karışın!"
|