|
Sibel
Ataoğul:
"Biz hukukçular ister istemez siyasetin içindeyiz"

Değerli Okuyucularımız, bu kez Sibel'den kurucusu olduğu
'Association des juristes progressistes', yani İlerici
Hukukçular Derneği hakkında biraz bilgi istedik...
- İlerici Hukukçular
Derneği'ni 2010 yılında, ablam (Nil Ataoğul) ve benim gibi
düşünen 5 hukukçu arkadaşımla birlikte kurduk.
- Neden
böyle bir dernek kurmaya karar verdiniz?
- Çünkü hukuk çevresinde böyle bir girişim yok. Herkes bürosunda,
işinde çalışıyor. Oysa ki bize göre, biz hukukçular olarak aslında
ister istemez politikayla çok ilgiliyiz. Bu yüzden de daha daha
ilerici, insancıl yasalar kabul edilsin diye, geçen yasalar hakkında
eleştirel bir bakışla yorum yapabilmemiz lazım. İşte bu yüzden böyle
bir dernek kurmaya karar verdik. Genel uygulama şöyle: Birine bir
oy veriyorsun, o iktidara gelince kafasındaki bazı fikirlere dayanarak
uygun bir yasa çıkartılmasını sağlıyor ve o iş orada bitiyor. Bize
göre bu böyle değil. Yasalar sosyolojik ve sınıfsal bazı çelişkilerin
neticesidir; yöneten sınıfın yaptırımlarıdır. Yöneten sınıf, sırf
kendi varlığını sürdürebilmek için topluma karşı bazı fedakârlıklar
ve özverilerde bulunmak zorundadır. İşte yasal sistem de buradan
doğmuştur ve amacı kitleleri kontrol altında tutmaktır. Biz insanlara
hukuktaki bu kritik görüş noktasını sunmak istiyoruz. Çıkarılan
çeşitli yasalarla ilgili olarak toplumu bilgilendirmek, kamusal
tartışma ve müzakerelerle, protesto gösterileriyle, çıkarılan yasalara
ve/veya o yasaların yürütme biçimlerine müdahale edebilmek için
tutarlı bir yasal ses olmak istiyoruz. Örneğin polis baskısı, çeşitli
yasalardaki farklı yönetmeliklerin uygulanması sonucu gerçekleşebiliyor.
Biz bunun ortaya çıkmasını, herkesçe bilinmesini istiyoruz. İnsanların,
"ben birini seçerim, o benim için karar verir"
diye düşünmelerini istemiyoruz. Onların bir şeyleri değiştirme ya
da bazı konularda baskı yapabilme gücüne sahip olduklarını bilmelerini
istiyoruz. İnsanlar bunun farkında bile değiller. Bir de yasal sistemin
sınırlarını bilmelerini istiyoruz. Bu sistem aslında onları korumak
için değil; var olan sistemin yerinde kalmasını sağlamak ve onu
korumak için orada bulunuyor.
- Peki
insanları bilinçlendirme işini nasıl yapıyorsunuz?
- Derneğimiz kurulalı iki yıl oldu. İlk yıl kuruluş süreciyle geçti.
Bizim üyelerimizden biri başka bir oluşuma üyeydi ve bu oluşum artık
işlevini yitiriyordu.
- Adı
neydi o oluşumun?
- "Droit de Cité"ydi adı; "Kent Hakları"
diye tercüme edebiliriz. Genç çalışanlara haklarını öğretip, onları
örgütlüyorlardı. İşte bu derneğin üyeleri, derneklerini kapatmak
yerine bize devrettiler. Dediler ki, "bizim yerimiz var,
biraz paramız var, kuruluşumuz hazır, yardım kuruluşu numaramız
var; kısacası kırtasiye işlemlerimiz tamam. İsterseniz derneğimizi
devralabilir, bütün bu aşamalardan geçmek zorunda kalmazsınız. Derneğin
adını ve tüzüğünü değiştirerek yola devam edebilirsiniz."
- Peki
oluşumlar bağışlanabiliyor mu böyle?
- Evet, tamamen yasal bu. Neyse, biz de devraldık ve ilk sene temelini
attık. Kuruluş işlemleriyle uğraştık, tüzüğümüzü yaptık, yerin kirasını
üstümüze aldık, internet sitemizi yaptırdık, facebook, twitter
sayfalarımızı yaptık. Bütün bu işlerin arasında ilk yıl, benim çalıştığım
şirketteki bir avukat, G.Scortino'yla bir konferans da düzenledik.
Konu "sarı işçi kullanımı" idi.
- Nedir
bu, biraz açıklar mısın?
- Quebec'te yasalara göre bir işyerinde grev varsa, işveren işini
yaptırmak için genelde başka işçi kullanamıyor.
- Bunlara
sarı işçi deniyor değil mi?
- Evet. İşte bu yasanın uygulanması konusundaydı konferans; bu yasalar
etkili mi, yürüyor mu, yürümüyor mu... İlk sene böyle geçti. İnsanlar
bizim derneğimizi tanısın, biraz büyüyelim istiyorduk. Üye kabulüne
de sonra başladık. İlk başta sadece kurucu üyelerimiz vardı ve bu
kurucu üyeler de yönetim kurulumuzu oluşturuyordu. Kuruluş işlemlerimiz
bittikten sonra, büyük bir konferans düzenledik dört konuda. Burada
"colloque" deniyor buna. Panel başına iki hukukçudan oluşuyordu.
Yani toplam 8 hukukçuyla düzenledik bu konferansı ve konferans sırasında
üye kabulüne de başladık.
- Konferans
konuları neydi?
- Fahişeliğin Yasallaştırılması, Sığınmacı ve Göçmen Hakları,
Protesto-Gösteri Yapma Hakkı ve sonuncusu da "İşverenler
ve İşyerinde Sendikayı Engellemek İçin Kullandıkları Yöntemler".
Yani 4 değişik konumuz vardı. Ama hepsi de yasal sistemin bir baskı
aracı olarak ya da baskıya karşı kullanılmasıyla ilgiliydi. O konferansta
üye kabulüne başladık. Şu anda 50 civarında üyemiz var. Bizim derneğimiz
çalışma kolları şeklinde çalışıyor. Her kolun bir çalışma konusu
var. Kolları üyelerimiz oluşturuyor ve çalışacakları konuya da onlar
karar veriyor. Bir toplantı yapıp 6 kol kurduk, daha sonra da Genel
Kurulumuzu yaptık.

- Kolların
çalışma konuları neler?
- Temamız yine aynı. Bir kol yasal baskılar üzerine çalışmalar yapıyor;
polis baskısı, mahkeme baskısı gibi. Hayvan Hakları Kolu
var, "Mevsimsel ve Belirsiz İşçilerin Hakları Kolu"
var...
- Bu mevsimsel
işçiler, yazları sebze toplamaya gelen Meksikalı işçiler değil mi?
- Evet, Meksikalı işçiler var. Sonra ev işlerinde çalışan Filipinli
kadın işçiler var. Ama artık Quebec'li ve Kanadalı çalışanlar için
de sorunlar başladı. Eskiden çalışma hayatı farklıydı. Bir işe giriyordun,
ömür boyu orada çalışıp iyi bir maaşla emekli oluyordun. Artık öyle
değil. Artık firmalar çok daha fazla kâr ettikleri halde çalışanların
hakları çok azaldı. İşler hep yarımgün. Sendika yok, doğru dürüst
emeklilik fonu yok, çalışanların kendi emeklilik birikimlerini yapmaları,
yani "RRSP/REER" (Registered Retirement
Savings Plan) almaları gerekiyor. Ancak RRSP'ler
de doğru dürüst para vermiyor. Devlet sektöründe de fazla para yok.
Herkes bu "precarious", yani belirsiz /
tutarsız dediğimiz durumda. İşte bu konuda çalışmalar yapmak istiyoruz.
Tabii başka bir konu daha var; söyleşimizin ilk bölümüne konu olan
öğrenci grevi... Ki bu da artık sosyal bir krize dönüşmüş durumda.
O kriz üstüne çalışmalar yaptık. Kanada ve Quebec Anayasasında,
İnsan Hakları Yasası var ve bu yasa Anayasa düzeyinde, tüm yasaların
üstünde. Diğer yasaların da buna uygun olması lazım. Türkiye'de
de öyle herhalde. Ama buradaki fark iki katmanda, yani hem federal
hem de eyalet anayasalarında insan hakları yasası var. Aslında her
eyalette değil ama Quebec'te var. Biz bu insan hakları yasasına
göre grev yapma hakkının tanınmasını istiyoruz. Bu yasaya göre ifade
ve bir araya gelme/dernek kurma özgürlüğü var. Bunlar yürürlükte
olan yasalar. Hep orada varlar, ancak uygulamada mahkeme yorumuna
ihtiyaç var. Mesela ifade özgürlüğü var. Bunu yürüyerek yapacaksan,
caddenin üstünde mi yoksa kaldırımda mı yürüyeceksin; buna mahkemenin
karar vermesi gerek. Dernek kurma özgürlüğü (freedom of association)
sadece bizim bir araya gelme özgürlüğümüz değil, aynı zamanda
bazı eylemlerde bulunma özgürlüğümüzü de kapsamalı diyoruz. Bu durumda
öğrencilerin grev yapma hakkı da yasalarca korunmalı, çünkü bu da
öğrencilerin bir araya gelme hakkı/özgürlüğünün bir parçasıdır.
Biz dernek olarak, bunun nasıl yorumlanması gerektiği hakkında tamamen
hukuka dayanan bir metin yayınladık.
- Nerede
yayınlandı?
- Web sayfamızda ve facebook sayfamızda. Facebook'ta inanılmaz ilgi
gördü. Fransızcası 700, İngilizcesi ise 350 kez paylaşıldı. Radio
Canada'da öğlenleri 'Les Mots', 'Kelimeler' diye
bir program var, bir kelime seçiliyor ve o tartışılıyor. Bir programda
oldukça güncel olan 'grev' kelimesi seçilmişti. McGill
Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden bir profesör katılmıştı o programa.
Kendisi grev konusunda çok beğendiği, tamamen katıldığı, yasal açıdan
da çok mükemmel bulduğu bir yazı okuduğunu söyleyip bizim yazımızı
okudu radyoda. Kendisini şahsen hiç tanımıyoruz, ama tabi ki çok
mutlu olduk. O yazımızda belirttiğimiz şeylerden biri de grev yapma
hakkı gibi hakların yasalarca korunması gerektiğinin yanı sıra hakların
durup dururken yaratılmadığı, herhangi bir politikacının topluma
sunduğu bir şey olmadığı, hakların uzun mücadeleler sonunda kazanıldığı
gerçeğidir. Hakların kazanılabilmesi için de o hakların kullanılması
gerekir. Birçok hak sokağa çıkıp, protesto edip, sesini duyurarak
elde edilebilmiştir. Bunu asla unutmamak gerekir. İşte bu yazı bizim
oldukça tanınmamızı sağladı. Kollarımız çalışmalarını sürdürüyorlar.
Benim bulunduğum kol polis baskısı üzerine inceleme ve çalışmalar
yapıyor. Yapmak istediğimiz şeylerden biri de İnsan Hakları
Komisyonu'na polis baskılarıyla ilgili şikâyetlerde bulunmak.
İnsan Hakları Komisyonu, Quebec Anayasası İnsan Hakları Yasası'na
göre çalışan bir kamu örgütü. Onlara şikâyette bulunabiliyorsunuz
ve eğer şikâyetinizin bir temeli olduğuna ikna olurlarsa, o zaman
sizi mahkemeye havale ediyorlar, ki orası gerçek bir insan hakları
mahkemesi. Biz, temel hakların tanınması için çalışmalar yapan,
70'lerde Quebec Anayasası'nın kabulünde en önde çalışan örgütlerden
biri olan, kırk yıllık bir geçmişe sahip 'La Ligue de droits
de Liberté/Hak ve Özgürlük Birliği' ve en büyük öğrenci
derneği olan 'Classe/Sınıf' ile işbirliği yaparak,
politik inançları yüzünden ayrımcılığa uğramış, barışçıl protestolara
katıldıkları için mahkum olmuş insanlara yardım edebilmek amacıyla,
onların adına yasal şikâyetlerde bulunmak istiyoruz. Mesela polisler
tüm grev boyunca hep toplu tutuklamalar yaptılar. İnsanları belli
bir süre tutup sonra bıraktılar. Bunların en önemlisi "Grand
Prix" araba yarışlarının yapıldığı hafta sonu oldu.
Polisler metroyu işgal edip insanları, özellikle de sırt çantalıları
aramaya kalktılar. Aranmak istemeyenleri, hatta aranıp hiçbir şey
bulunmayanların bazılarını ve yakasında grevin sembolü olan kırmızı
kare takılı olanları da metrodan attılar. Yarışların yapıldığı ada
biliyorsun kamusal bir alan. Ama polis o gün o adaya gelenleri "bugün
burası kamusal alan değil" diyerek oraya sokmadı ya
da gelmiş olanları dört saat boyunca orada göz altında tuttu. Bunlar
hep duyduğumuz şeyler; her yerde yazıldı, çizildi. Elinde taşıdığı
kitaptan ötürü tartaklananlar oldu. Herkes Kanada'nın çok demokratik
bir ülke olduğunu sanıyor, ama böyle olaylar olunca görüyorsun ki
hiç de demokratik değil. Benim çocukluğumda Türkiye'den bildiğim
olaylar burada da yaşanıyor. İnsanları gözaltına alıp içeride tutup
sonra suçlayamadan bırakmak zorunda kalıyorlar. İşte biz bütün bu
olayların mağdurlarına yardım etmek, onların adına şikâyette bulunmak
istiyoruz. Ancak polisi şikâyet edeceksen, Polis Şikâyet Komisyonu'na
başvurabiliyorsun. Ama bu Komisyon hiç iyi çalışmıyor, şikâyetler
bir yere varmıyor, şikâyet edilen polislere hiçbir ceza verilmiyor.
O yüzden biz Quebec İnsan Hakları Komisyonu'na yapacağız
şikâyetleri. Bu yolu deneyeceğiz. Zaten şu anda Quebec'te, Quebec
Solidaire Partisi milletvekili Amir Khadir'in 'La
Ligue des Droits et Libertés' ile birlikte başlattığı,
"polisin yaptığı operasyonlara bağımsız bir komisyon bakmalı"
diyen bir kampanya var. İşte bizim yürüttüğümüz bu çalışmalar biraz
da bu kampanyayı desteklemek amacıyla yapılıyor.

- Bir
de her akşam tencere, tavalar vuruluyor, bu konuda biraz aydınlatır
mısın bizi?
- Bu olay, 78 numaralı yasanın yürürlüğe girmesiyle başladı. Bu,
yaklaşık bir yıllık geçici bir yasa. Bu yasaya göre artık grev yapmak
olanaksız, ancak kişisel olarak boykot yapabiliyorsun. Aslında yasa
doğrudan "grev yasak" demiyor. Ama mesela
yüksek öğrenimde dersler 17 Ağustos'a dek askıya alındı ve o tarihten
itibaren derslerin yapılması gerekiyor. Dersleri vermeyen, grevi
destekleyen hocalara 1000 - 5000 dolar arasında çok ağır cezalar
kondu. Grevi destekleyen öğrenci derneklerine 125 bin dolara kadar
para cezası kondu. Ayrıca "demokratik bir karar aldık,
dersler verilmeyecek" diyen öğrenci derneklerinin bütün
gelirini kesiyorlar, odalarını ellerinden alıyorlar ve sadece bir
günlük grev için, bütün bir yarıyılın harcını kaybediyorsun. Bu
yasa tamamıyla öğrenci federasyonlarına karşı çıkartıldı. Amaçları
bu dernekleri yok etmek. Yasanın diğer yüzü de protesto hakları
üzerine. Normalde Quebec'te istediğin zaman, herhangi bir şeyi protesto
etmek için sokaklara dökülebilirsin. İşte bu değişti. Artık protestoları
8 saat öncesinden tüm ayrıntılarıyla polise bildirmek gerekiyor.
Nerede, nasıl olacak falan gibi ve de polisin sana güvenlik nedeniyle
orada yürüyemezsin, şurada yürüyebilirsin demeye hakkı var. Bu da
polis devletine geçişte ilk adım. Zaman içinde kontrolü tamamen
ele almaya çalışıyorlar. Artık sadece yasalara karşı çıkmanla ilgilenmiyorlar.
O gün uygun bir gün mü, toplanacağın yer uygun bir yer mi v.s. bunlar
politik konular aslında. Bu yasanın çıktığı gün genç bir adam Şili'den
ilham alarak "facebook"ta bir kampanya başlattı.
Biliyorsun, Şili'de seçimle başa gelen Allende öldürüldükten sonra
iktidarı ele geçiren Pinochet tüm protesto gösterilerini
yasaklamıştı. Şili halkı da buna karşı akşam 8-8.15 arası balkonlara
çıkıp evdeki tencere tavaları birbirlerine vurarak tepki vermeye
başladı ve bu yıllar sürdü. İşte Quebec'teki genç adam da Şili'den
esinlenerek "facebook"ta birkaç kişiye yazarak
bir kampanya başlattı. Derken bu bütün eyalete yayıldı. Tabii burası
Şili olmadığı için, insanlar bu eylemi sokaklara dökülerek yapıyorlar.
Tüm Quebec'e yayılmış durumda, yaz tatili başladığı halde hâlâ da
sürüyor.
-
Şili'de sonunda üzerlerine ateş açarak, şiddet kullanarak sindirdiler
herkesi...
- Evet ama başta değil. Başta göz yumuluyor, büyük tepki almamak
için her şey yavaş yavaş gelişiyor. Mesela burada da Quebec kentinde
akşam 11.00'den sonra her türlü protesto yasaklandı. Ama saat 8.00'deki
protesto sürüyor. Milletvekili Amir Khadir de her gün işi
bitip meclisten çıkınca bisikletine biniyor ve bu insanlarla yürüyordu.
Bir gece bu insanların hepsini tutuklayıp otobüslere bindirdiler.
Bunların içinde Amir Khadir de vardı. Bu çok acayip bir olay. Tamam
dokunulmazlığı yok ama ....
- Milletvekili
ama dokunulmazlığı yok öyle mi?
- Yok. Quebec'teki kurallar farklı. Meclisteki milletvekilinin göreviyle
ilgili konularda dokunulmazlığı var ama sivil hayatında yaptığı
şeyler için dokunulmazlığı yok. Yani bizim Türkiye gibi değil.
- Çok mantıklı.
- Tabii, sivil yaşamda herkes eşit haklara sahip. Konumuza dönersek;
ilginç olan şey, polislerin bu konuda bazı istisnalar yapma hakları
var. Kendi başlarına karar verebiliyorlar. Her durumda yasayı uygulamak
zorunda değiller ve de uygulamıyorlar. Ama Amir Khadir olayında
yasayı harfi harfine uyguladılar. Parti Quebecois'lı
bir milletvekili de böyle protestonun içinde kalmıştı, ama onu bırakmışlardı.
Hatta Amir Khadir'i de birkaç kez bıraktılar ama bu sefer...
- Kaldırımda
değil de caddede yürüdüğü için tutuklanmış değil mi?..
- Evet. Hem de bu yeni yasa kapsamında değil. Çok eskiden beri var
olan bir şey. Ki bu da bize göre çok mantıksız. Çünkü Quebec'te
bu protestolar yeni değil. Yıllardır 100-200 bin kişilik protestolar
yapılıyor ve hiç kimse kaldırımda yürümedi. Zaten 100 bin kişinin
kaldırımda yürümesine imkân yok. Dolayısıyla bugüne dek hiç kimse
kaldırımda yürümedi diye tutuklanmadı. Caddeler de bir tür kamu
alanı zaten. Ayrıca yasalara göre protestolarda sırf verdiğin mesaj
değil, o mesajı nasıl verdiğin de korunuyor; giyinme biçimin, müzik
mi yapıyorsun, konuşuyor musun, bütün bunlar bazı kurallarla korunan
şeyler. Tamam, neo-naziysen "hate speech" (ırkçı
söylemler) yapıyorsan, o korunmuyor. Ya da şiddet kullanıyorsan,
pencereleri falan kırıyorsan, onlar korunmuyor. Ama barışçı ve sakin
davrandığın sürece hiçbir sorun yaşanmıyordu. Bence Amir Khadir'in
tutuklanması çok garip. Ama öte yandan bakınca da Amir Khadir,
Amir Khadir olduğu için tutuklanıyor. Zaten bu kendisinin ilk
tutuklanması değil. Milletvekili olmadan önce de bir protestoda
tutuklanmıştı. O zaman hiçbir şekilde suçlanmadan serbest bırakılmıştı.
- Kızı
da tutuklandı değil mi?
- Evet, o da çok ilginç. Kızını "Grand Prix"
otomobil yarışlarının yapıldığı hafta sonundan kısa bir süre önce,
sabahın 6.00'sında tutukladılar. Oysa kız daha önce "Jacques
Cartier" köprüsünün üstünde öğrenci grevleriyle ilgili
olarak yapılan bir protestoda tutuklanıp şartlı serbest bırakılmıştı.
Her Pazartesi günü polise gidip burada olduğunu bildirmesi gerekiyordu.
O Pazartesi de gitmişti polise ve tutuklanmamıştı. Zaten tutuklama
gerekçeleri de haftalar önce olan olaylara dayanıyor ve o zaman
tutuklamaya gerek görmemişler. Bir de kızı, sabahın köründe babasıyla
yaşamakta olduğu evinden alıyorlar. Oysa arayıp emniyete çağırabilirlerdi.
Üstelik onlarla birlikte gazeteciler de eve gelmişler.
- Birileri
haber vermiş demek ki...
- Aynen...
- Peki
neyle suçlanıyor?
- Çok ayrıntılı olarak bilmiyorum ama; sanırım öğrencilerin, bir
süre önce istifa eden Eğitim Bakanı'nın odasını işgal etmeleriyle
ilgili bir suçlama.
- Peki
sence ne olacak bu öğrenci grevi?
- Bir kere sonbaharda büyük bir ihtimalle seçimler olacak
(söyleşimiz seçim kararı alınmadan önce yapıldı. B.A.)...
Aslında 2013'ün sonuna kadar zamanları var. Ama şimdiye kadar hiçbir
iktidar 5 sene beklemedi hep 4 sene sonra seçim yaptılar. Bu sefer
de öyle olacağı sanılıyor çünkü inşaat işlerindeki yolsuzlukları
falan soruşturan bir komisyon var. Henüz birkaç kişinin ifadesini
aldılar ve Liberal Parti'yle ilgili olarak çok büyük
skandallar ortaya çıkmaya başladı. Bu komisyon şimdilik çalışmalarına
ara verdi. Ama 17 Eylül'de tekrar başlayacak. İşte o tarihten önce
hükümetin seçimlerle ilgili bir oylama yapması bekleniyor. Charest,
tabi ki eğitim sistemiyle ilgili kendi, yani Liberal Parti'nin programını
ortaya koyacak ve seçilirse bu onlara büyük bir moral olacak.
"İşte bakın insanlar bunu istiyor" diyecek ve
uygulamaya koyacak. Ancak seçimleri Parti Quebecois
kazanırsa, onlar zaten söylediler, "öğrenci harçlarına
zam yapılmayacak". Ayrıca öğrenci dernekleriyle büyük
toplantılar yapacaklar ve durumu düzeltmek için ne gibi tedbirler
alınacağına birlikte karar verecekler.
- Federal
seçimlerde Quebec'te NDP (Yeni Demokratik Parti) büyük çoğunluğu
aldı. Liberaller büyük yenilgiye uğradılar, belki bu kez eyalet
seçimlerinde de aynı şey olur.
- Olabilir. Tabi Parti Quebecois seçimleri kazanır,
daha solda olan Amir Khadir'in partisinden de birkaç milletvekili
parlamentoya girerse öğrenciler için ideal olur. Ama Liberal
Parti kazanırsa ne olur onu bilemem. "CLASSE",
öğrenci derneği koalisyonu, "ne olursa olsun greve devam
edeceğiz" dedi.
- Sizin
büro yeni yasayla ilgili bir itirazda bulundu mu?
- Evet. Benim çalıştığım avukatlık bürosu, diğer başka bazı bürolarla
birlikte 78 sayılı yasanın ifade ve dernek kurma özgürlüğüne
karşı olduğu gerekçesiyle mahkemeye şikâyette bulundu. Ancak mahkemede
bu konuda bir karar çıkması aylar, hatta bir yıl sürebilir. O yüzden
biz o kararı beklemeden, yasanın çok aşırı olan bazı maddelerinin
iptali için olağanüstü bir başvuru yaptık.
- Hangi
maddeler bunlar?
- Protestoların 8 saat öncesinden tüm ayrıntılarıyla polise bildirilmesi;
yasaya karşı gelirlerse öğrenci derneklerinin tüm mal varlıklarını
kaybetmeleri, hatta tamamen kapatılmaları gibi...
- Karar?
- Maalesef reddedildi. Hiç şaşırmadık tabii.
* Söyleşi
Kebek seçimleri öncesi yapıldı.
Ağustos-Eylül
2012
Yazarın
Önceki Yazıları:
Kebek'te öğrenciler ne istiyor?
Pasta Sanatçısı Aylin Özyazgan
Kadınlara bir sığınak: Auberge Madeleine
Kadın Sığınma Evi
Walstreet'ten Sonra Montreal İşgali
Gösteri biçimi vurmalı çalgı müziğini
Türkiye'ye getiren adam, Jozi Levi
Gülpekmez: "Yanlış yapılan şeyler
varsa düzeltmemiz için çözüm önerin diyoruz"
Turquebec'in yeni Başkanı Bekir Gülpekmez'le
yaşamın içinden
"Her zaman için bir mülk sahibi
olmak iyidir."
Ressam Hikmet Çetinkaya'nın kan kırmızı
gelincikleri
Pencereden başka bir İstanbul ve Ali
İhtiyar
Yetkin Dikinciler: "Amacım Nâzım'a
benzemeye çalışmak değil, ona layık olmaya çalışmaktı..."
Atatürk ve Devrim Arabaları'nın
ünlü yönetmeni Tolga Örnek'le samimi bir söyleşi
Nil Ataoğul'la Kebek'te Sendikalaşma
Resimlerim çok renkli, biçimler renklerden
çıkıyor...
Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'dan görüntüler
Toronto Başkonsolosu Bilgen, yoğun biçimde
açılışa hazırlanıyor
Dr. Khadir: "Bilime inanın!"
Türkiye Turizm Fuarı'ndaydı
Kadınların duygusallığını resmeden ressam:
Orhan Alpaslan
Toplumun Muhteşem Süleyman'ı Montreal
Caz Festivali'nde döktürdü
"Burada bir hikâye var, bunu çekmeliyim
dedim.
Ve hiçbir şey iki kez çekilmedi!"
Türkiye'den Kanada'ya sanat köprüsü ve
Ressam Atanur-Asuman Doğan çifti
Montreal'de Türk Kültür Şöleni'ni başlatıyoruz
Duo Romantika'dan dört el'li sevgi
damlaları…
Petro Canada'ya karşı işçilerin utkusu
Kriz gerçekten korkunç mu?
"Zekât, bu ülkede herkes tarafından
gerektiği gibi uygulansa…"
Zayıflamak sorun değil, onu korumayı
bilmeli!
Ressam Ali Refik Ataoğul: "Sanatçı
avant-garde olmalı"
Profesyonel bir yardım toplayıcı: Eda
Levi
Fethullah hareketiyle ilgili Mahçupyan:
"O ağın içinde pekişmesi sayesinde tabii ki bir siyasi güç"
Mahçupyan: "Hrant'ın ölümünü hâlâ
kabullenebilmiş değilim."
"Benim planlamacıya ihtiyacım yok
demeyin!"
"Çok paranız olması önemli değil,
elinizdekini akıllıca değerlendirin!"
Rum Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs yurttaşlarına
pasaport veriyor
Melisa, oğlu ve torununa destek için Erivan'dan
geldi
İsmail Cem İpekçi: "Kültürünüzü yitirmeyin
ama, yaşadığınız topluma da karışın!"
|