Ayşenil Suadiyeli ATAOĞUL
Ayın Konuğu

 

Sibel Ataoğul:
"Biz hukukçular ister istemez siyasetin içindeyiz"


Değerli Okuyucularımız, bu kez Sibel'den kurucusu olduğu 'Association des juristes progressistes', yani İlerici Hukukçular Derneği hakkında biraz bilgi istedik...

- İlerici Hukukçular Derneği'ni 2010 yılında, ablam (Nil Ataoğul) ve benim gibi düşünen 5 hukukçu arkadaşımla birlikte kurduk.

- Neden böyle bir dernek kurmaya karar verdiniz?
- Çünkü hukuk çevresinde böyle bir girişim yok. Herkes bürosunda, işinde çalışıyor. Oysa ki bize göre, biz hukukçular olarak aslında ister istemez politikayla çok ilgiliyiz. Bu yüzden de daha daha ilerici, insancıl yasalar kabul edilsin diye, geçen yasalar hakkında eleştirel bir bakışla yorum yapabilmemiz lazım. İşte bu yüzden böyle bir dernek kurmaya karar verdik. Genel uygulama şöyle: Birine bir oy veriyorsun, o iktidara gelince kafasındaki bazı fikirlere dayanarak uygun bir yasa çıkartılmasını sağlıyor ve o iş orada bitiyor. Bize göre bu böyle değil. Yasalar sosyolojik ve sınıfsal bazı çelişkilerin neticesidir; yöneten sınıfın yaptırımlarıdır. Yöneten sınıf, sırf kendi varlığını sürdürebilmek için topluma karşı bazı fedakârlıklar ve özverilerde bulunmak zorundadır. İşte yasal sistem de buradan doğmuştur ve amacı kitleleri kontrol altında tutmaktır. Biz insanlara hukuktaki bu kritik görüş noktasını sunmak istiyoruz. Çıkarılan çeşitli yasalarla ilgili olarak toplumu bilgilendirmek, kamusal tartışma ve müzakerelerle, protesto gösterileriyle, çıkarılan yasalara ve/veya o yasaların yürütme biçimlerine müdahale edebilmek için tutarlı bir yasal ses olmak istiyoruz. Örneğin polis baskısı, çeşitli yasalardaki farklı yönetmeliklerin uygulanması sonucu gerçekleşebiliyor. Biz bunun ortaya çıkmasını, herkesçe bilinmesini istiyoruz. İnsanların, "ben birini seçerim, o benim için karar verir" diye düşünmelerini istemiyoruz. Onların bir şeyleri değiştirme ya da bazı konularda baskı yapabilme gücüne sahip olduklarını bilmelerini istiyoruz. İnsanlar bunun farkında bile değiller. Bir de yasal sistemin sınırlarını bilmelerini istiyoruz. Bu sistem aslında onları korumak için değil; var olan sistemin yerinde kalmasını sağlamak ve onu korumak için orada bulunuyor.

- Peki insanları bilinçlendirme işini nasıl yapıyorsunuz?
- Derneğimiz kurulalı iki yıl oldu. İlk yıl kuruluş süreciyle geçti. Bizim üyelerimizden biri başka bir oluşuma üyeydi ve bu oluşum artık işlevini yitiriyordu.

- Adı neydi o oluşumun?
- "Droit de Cité"ydi adı; "Kent Hakları" diye tercüme edebiliriz. Genç çalışanlara haklarını öğretip, onları örgütlüyorlardı. İşte bu derneğin üyeleri, derneklerini kapatmak yerine bize devrettiler. Dediler ki, "bizim yerimiz var, biraz paramız var, kuruluşumuz hazır, yardım kuruluşu numaramız var; kısacası kırtasiye işlemlerimiz tamam. İsterseniz derneğimizi devralabilir, bütün bu aşamalardan geçmek zorunda kalmazsınız. Derneğin adını ve tüzüğünü değiştirerek yola devam edebilirsiniz."

- Peki oluşumlar bağışlanabiliyor mu böyle?
- Evet, tamamen yasal bu. Neyse, biz de devraldık ve ilk sene temelini attık. Kuruluş işlemleriyle uğraştık, tüzüğümüzü yaptık, yerin kirasını üstümüze aldık, internet sitemizi yaptırdık, facebook, twitter sayfalarımızı yaptık. Bütün bu işlerin arasında ilk yıl, benim çalıştığım şirketteki bir avukat, G.Scortino'yla bir konferans da düzenledik. Konu "sarı işçi kullanımı" idi.

- Nedir bu, biraz açıklar mısın?
- Quebec'te yasalara göre bir işyerinde grev varsa, işveren işini yaptırmak için genelde başka işçi kullanamıyor.

- Bunlara sarı işçi deniyor değil mi?
- Evet. İşte bu yasanın uygulanması konusundaydı konferans; bu yasalar etkili mi, yürüyor mu, yürümüyor mu... İlk sene böyle geçti. İnsanlar bizim derneğimizi tanısın, biraz büyüyelim istiyorduk. Üye kabulüne de sonra başladık. İlk başta sadece kurucu üyelerimiz vardı ve bu kurucu üyeler de yönetim kurulumuzu oluşturuyordu. Kuruluş işlemlerimiz bittikten sonra, büyük bir konferans düzenledik dört konuda. Burada "colloque" deniyor buna. Panel başına iki hukukçudan oluşuyordu. Yani toplam 8 hukukçuyla düzenledik bu konferansı ve konferans sırasında üye kabulüne de başladık.

- Konferans konuları neydi?
- Fahişeliğin Yasallaştırılması, Sığınmacı ve Göçmen Hakları, Protesto-Gösteri Yapma Hakkı ve sonuncusu da "İşverenler ve İşyerinde Sendikayı Engellemek İçin Kullandıkları Yöntemler". Yani 4 değişik konumuz vardı. Ama hepsi de yasal sistemin bir baskı aracı olarak ya da baskıya karşı kullanılmasıyla ilgiliydi. O konferansta üye kabulüne başladık. Şu anda 50 civarında üyemiz var. Bizim derneğimiz çalışma kolları şeklinde çalışıyor. Her kolun bir çalışma konusu var. Kolları üyelerimiz oluşturuyor ve çalışacakları konuya da onlar karar veriyor. Bir toplantı yapıp 6 kol kurduk, daha sonra da Genel Kurulumuzu yaptık.

- Kolların çalışma konuları neler?
- Temamız yine aynı. Bir kol yasal baskılar üzerine çalışmalar yapıyor; polis baskısı, mahkeme baskısı gibi. Hayvan Hakları Kolu var, "Mevsimsel ve Belirsiz İşçilerin Hakları Kolu" var...

- Bu mevsimsel işçiler, yazları sebze toplamaya gelen Meksikalı işçiler değil mi?
- Evet, Meksikalı işçiler var. Sonra ev işlerinde çalışan Filipinli kadın işçiler var. Ama artık Quebec'li ve Kanadalı çalışanlar için de sorunlar başladı. Eskiden çalışma hayatı farklıydı. Bir işe giriyordun, ömür boyu orada çalışıp iyi bir maaşla emekli oluyordun. Artık öyle değil. Artık firmalar çok daha fazla kâr ettikleri halde çalışanların hakları çok azaldı. İşler hep yarımgün. Sendika yok, doğru dürüst emeklilik fonu yok, çalışanların kendi emeklilik birikimlerini yapmaları, yani "RRSP/REER" (Registered Retirement Savings Plan) almaları gerekiyor. Ancak RRSP'ler de doğru dürüst para vermiyor. Devlet sektöründe de fazla para yok. Herkes bu "precarious", yani belirsiz / tutarsız dediğimiz durumda. İşte bu konuda çalışmalar yapmak istiyoruz. Tabii başka bir konu daha var; söyleşimizin ilk bölümüne konu olan öğrenci grevi... Ki bu da artık sosyal bir krize dönüşmüş durumda. O kriz üstüne çalışmalar yaptık. Kanada ve Quebec Anayasasında, İnsan Hakları Yasası var ve bu yasa Anayasa düzeyinde, tüm yasaların üstünde. Diğer yasaların da buna uygun olması lazım. Türkiye'de de öyle herhalde. Ama buradaki fark iki katmanda, yani hem federal hem de eyalet anayasalarında insan hakları yasası var. Aslında her eyalette değil ama Quebec'te var. Biz bu insan hakları yasasına göre grev yapma hakkının tanınmasını istiyoruz. Bu yasaya göre ifade ve bir araya gelme/dernek kurma özgürlüğü var. Bunlar yürürlükte olan yasalar. Hep orada varlar, ancak uygulamada mahkeme yorumuna ihtiyaç var. Mesela ifade özgürlüğü var. Bunu yürüyerek yapacaksan, caddenin üstünde mi yoksa kaldırımda mı yürüyeceksin; buna mahkemenin karar vermesi gerek. Dernek kurma özgürlüğü (freedom of association) sadece bizim bir araya gelme özgürlüğümüz değil, aynı zamanda bazı eylemlerde bulunma özgürlüğümüzü de kapsamalı diyoruz. Bu durumda öğrencilerin grev yapma hakkı da yasalarca korunmalı, çünkü bu da öğrencilerin bir araya gelme hakkı/özgürlüğünün bir parçasıdır. Biz dernek olarak, bunun nasıl yorumlanması gerektiği hakkında tamamen hukuka dayanan bir metin yayınladık.

- Nerede yayınlandı?
- Web sayfamızda ve facebook sayfamızda. Facebook'ta inanılmaz ilgi gördü. Fransızcası 700, İngilizcesi ise 350 kez paylaşıldı. Radio Canada'da öğlenleri 'Les Mots', 'Kelimeler' diye bir program var, bir kelime seçiliyor ve o tartışılıyor. Bir programda oldukça güncel olan 'grev' kelimesi seçilmişti. McGill Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden bir profesör katılmıştı o programa. Kendisi grev konusunda çok beğendiği, tamamen katıldığı, yasal açıdan da çok mükemmel bulduğu bir yazı okuduğunu söyleyip bizim yazımızı okudu radyoda. Kendisini şahsen hiç tanımıyoruz, ama tabi ki çok mutlu olduk. O yazımızda belirttiğimiz şeylerden biri de grev yapma hakkı gibi hakların yasalarca korunması gerektiğinin yanı sıra hakların durup dururken yaratılmadığı, herhangi bir politikacının topluma sunduğu bir şey olmadığı, hakların uzun mücadeleler sonunda kazanıldığı gerçeğidir. Hakların kazanılabilmesi için de o hakların kullanılması gerekir. Birçok hak sokağa çıkıp, protesto edip, sesini duyurarak elde edilebilmiştir. Bunu asla unutmamak gerekir. İşte bu yazı bizim oldukça tanınmamızı sağladı. Kollarımız çalışmalarını sürdürüyorlar. Benim bulunduğum kol polis baskısı üzerine inceleme ve çalışmalar yapıyor. Yapmak istediğimiz şeylerden biri de İnsan Hakları Komisyonu'na polis baskılarıyla ilgili şikâyetlerde bulunmak. İnsan Hakları Komisyonu, Quebec Anayasası İnsan Hakları Yasası'na göre çalışan bir kamu örgütü. Onlara şikâyette bulunabiliyorsunuz ve eğer şikâyetinizin bir temeli olduğuna ikna olurlarsa, o zaman sizi mahkemeye havale ediyorlar, ki orası gerçek bir insan hakları mahkemesi. Biz, temel hakların tanınması için çalışmalar yapan, 70'lerde Quebec Anayasası'nın kabulünde en önde çalışan örgütlerden biri olan, kırk yıllık bir geçmişe sahip 'La Ligue de droits de Liberté/Hak ve Özgürlük Birliği' ve en büyük öğrenci derneği olan 'Classe/Sınıf' ile işbirliği yaparak, politik inançları yüzünden ayrımcılığa uğramış, barışçıl protestolara katıldıkları için mahkum olmuş insanlara yardım edebilmek amacıyla, onların adına yasal şikâyetlerde bulunmak istiyoruz. Mesela polisler tüm grev boyunca hep toplu tutuklamalar yaptılar. İnsanları belli bir süre tutup sonra bıraktılar. Bunların en önemlisi "Grand Prix" araba yarışlarının yapıldığı hafta sonu oldu. Polisler metroyu işgal edip insanları, özellikle de sırt çantalıları aramaya kalktılar. Aranmak istemeyenleri, hatta aranıp hiçbir şey bulunmayanların bazılarını ve yakasında grevin sembolü olan kırmızı kare takılı olanları da metrodan attılar. Yarışların yapıldığı ada biliyorsun kamusal bir alan. Ama polis o gün o adaya gelenleri "bugün burası kamusal alan değil" diyerek oraya sokmadı ya da gelmiş olanları dört saat boyunca orada göz altında tuttu. Bunlar hep duyduğumuz şeyler; her yerde yazıldı, çizildi. Elinde taşıdığı kitaptan ötürü tartaklananlar oldu. Herkes Kanada'nın çok demokratik bir ülke olduğunu sanıyor, ama böyle olaylar olunca görüyorsun ki hiç de demokratik değil. Benim çocukluğumda Türkiye'den bildiğim olaylar burada da yaşanıyor. İnsanları gözaltına alıp içeride tutup sonra suçlayamadan bırakmak zorunda kalıyorlar. İşte biz bütün bu olayların mağdurlarına yardım etmek, onların adına şikâyette bulunmak istiyoruz. Ancak polisi şikâyet edeceksen, Polis Şikâyet Komisyonu'na başvurabiliyorsun. Ama bu Komisyon hiç iyi çalışmıyor, şikâyetler bir yere varmıyor, şikâyet edilen polislere hiçbir ceza verilmiyor. O yüzden biz Quebec İnsan Hakları Komisyonu'na yapacağız şikâyetleri. Bu yolu deneyeceğiz. Zaten şu anda Quebec'te, Quebec Solidaire Partisi milletvekili Amir Khadir'in 'La Ligue des Droits et Libertés' ile birlikte başlattığı, "polisin yaptığı operasyonlara bağımsız bir komisyon bakmalı" diyen bir kampanya var. İşte bizim yürüttüğümüz bu çalışmalar biraz da bu kampanyayı desteklemek amacıyla yapılıyor.

- Bir de her akşam tencere, tavalar vuruluyor, bu konuda biraz aydınlatır mısın bizi?
- Bu olay, 78 numaralı yasanın yürürlüğe girmesiyle başladı. Bu, yaklaşık bir yıllık geçici bir yasa. Bu yasaya göre artık grev yapmak olanaksız, ancak kişisel olarak boykot yapabiliyorsun. Aslında yasa doğrudan "grev yasak" demiyor. Ama mesela yüksek öğrenimde dersler 17 Ağustos'a dek askıya alındı ve o tarihten itibaren derslerin yapılması gerekiyor. Dersleri vermeyen, grevi destekleyen hocalara 1000 - 5000 dolar arasında çok ağır cezalar kondu. Grevi destekleyen öğrenci derneklerine 125 bin dolara kadar para cezası kondu. Ayrıca "demokratik bir karar aldık, dersler verilmeyecek" diyen öğrenci derneklerinin bütün gelirini kesiyorlar, odalarını ellerinden alıyorlar ve sadece bir günlük grev için, bütün bir yarıyılın harcını kaybediyorsun. Bu yasa tamamıyla öğrenci federasyonlarına karşı çıkartıldı. Amaçları bu dernekleri yok etmek. Yasanın diğer yüzü de protesto hakları üzerine. Normalde Quebec'te istediğin zaman, herhangi bir şeyi protesto etmek için sokaklara dökülebilirsin. İşte bu değişti. Artık protestoları 8 saat öncesinden tüm ayrıntılarıyla polise bildirmek gerekiyor. Nerede, nasıl olacak falan gibi ve de polisin sana güvenlik nedeniyle orada yürüyemezsin, şurada yürüyebilirsin demeye hakkı var. Bu da polis devletine geçişte ilk adım. Zaman içinde kontrolü tamamen ele almaya çalışıyorlar. Artık sadece yasalara karşı çıkmanla ilgilenmiyorlar. O gün uygun bir gün mü, toplanacağın yer uygun bir yer mi v.s. bunlar politik konular aslında. Bu yasanın çıktığı gün genç bir adam Şili'den ilham alarak "facebook"ta bir kampanya başlattı. Biliyorsun, Şili'de seçimle başa gelen Allende öldürüldükten sonra iktidarı ele geçiren Pinochet tüm protesto gösterilerini yasaklamıştı. Şili halkı da buna karşı akşam 8-8.15 arası balkonlara çıkıp evdeki tencere tavaları birbirlerine vurarak tepki vermeye başladı ve bu yıllar sürdü. İşte Quebec'teki genç adam da Şili'den esinlenerek "facebook"ta birkaç kişiye yazarak bir kampanya başlattı. Derken bu bütün eyalete yayıldı. Tabii burası Şili olmadığı için, insanlar bu eylemi sokaklara dökülerek yapıyorlar. Tüm Quebec'e yayılmış durumda, yaz tatili başladığı halde hâlâ da sürüyor.

- Şili'de sonunda üzerlerine ateş açarak, şiddet kullanarak sindirdiler herkesi...
- Evet ama başta değil. Başta göz yumuluyor, büyük tepki almamak için her şey yavaş yavaş gelişiyor. Mesela burada da Quebec kentinde akşam 11.00'den sonra her türlü protesto yasaklandı. Ama saat 8.00'deki protesto sürüyor. Milletvekili Amir Khadir de her gün işi bitip meclisten çıkınca bisikletine biniyor ve bu insanlarla yürüyordu. Bir gece bu insanların hepsini tutuklayıp otobüslere bindirdiler. Bunların içinde Amir Khadir de vardı. Bu çok acayip bir olay. Tamam dokunulmazlığı yok ama ....

- Milletvekili ama dokunulmazlığı yok öyle mi?
- Yok. Quebec'teki kurallar farklı. Meclisteki milletvekilinin göreviyle ilgili konularda dokunulmazlığı var ama sivil hayatında yaptığı şeyler için dokunulmazlığı yok. Yani bizim Türkiye gibi değil.

- Çok mantıklı.
- Tabii, sivil yaşamda herkes eşit haklara sahip. Konumuza dönersek; ilginç olan şey, polislerin bu konuda bazı istisnalar yapma hakları var. Kendi başlarına karar verebiliyorlar. Her durumda yasayı uygulamak zorunda değiller ve de uygulamıyorlar. Ama Amir Khadir olayında yasayı harfi harfine uyguladılar. Parti Quebecois'lı bir milletvekili de böyle protestonun içinde kalmıştı, ama onu bırakmışlardı. Hatta Amir Khadir'i de birkaç kez bıraktılar ama bu sefer...

- Kaldırımda değil de caddede yürüdüğü için tutuklanmış değil mi?..
- Evet. Hem de bu yeni yasa kapsamında değil. Çok eskiden beri var olan bir şey. Ki bu da bize göre çok mantıksız. Çünkü Quebec'te bu protestolar yeni değil. Yıllardır 100-200 bin kişilik protestolar yapılıyor ve hiç kimse kaldırımda yürümedi. Zaten 100 bin kişinin kaldırımda yürümesine imkân yok. Dolayısıyla bugüne dek hiç kimse kaldırımda yürümedi diye tutuklanmadı. Caddeler de bir tür kamu alanı zaten. Ayrıca yasalara göre protestolarda sırf verdiğin mesaj değil, o mesajı nasıl verdiğin de korunuyor; giyinme biçimin, müzik mi yapıyorsun, konuşuyor musun, bütün bunlar bazı kurallarla korunan şeyler. Tamam, neo-naziysen "hate speech" (ırkçı söylemler) yapıyorsan, o korunmuyor. Ya da şiddet kullanıyorsan, pencereleri falan kırıyorsan, onlar korunmuyor. Ama barışçı ve sakin davrandığın sürece hiçbir sorun yaşanmıyordu. Bence Amir Khadir'in tutuklanması çok garip. Ama öte yandan bakınca da Amir Khadir, Amir Khadir olduğu için tutuklanıyor. Zaten bu kendisinin ilk tutuklanması değil. Milletvekili olmadan önce de bir protestoda tutuklanmıştı. O zaman hiçbir şekilde suçlanmadan serbest bırakılmıştı.

- Kızı da tutuklandı değil mi?
- Evet, o da çok ilginç. Kızını "Grand Prix" otomobil yarışlarının yapıldığı hafta sonundan kısa bir süre önce, sabahın 6.00'sında tutukladılar. Oysa kız daha önce "Jacques Cartier" köprüsünün üstünde öğrenci grevleriyle ilgili olarak yapılan bir protestoda tutuklanıp şartlı serbest bırakılmıştı. Her Pazartesi günü polise gidip burada olduğunu bildirmesi gerekiyordu. O Pazartesi de gitmişti polise ve tutuklanmamıştı. Zaten tutuklama gerekçeleri de haftalar önce olan olaylara dayanıyor ve o zaman tutuklamaya gerek görmemişler. Bir de kızı, sabahın köründe babasıyla yaşamakta olduğu evinden alıyorlar. Oysa arayıp emniyete çağırabilirlerdi. Üstelik onlarla birlikte gazeteciler de eve gelmişler.

- Birileri haber vermiş demek ki...
- Aynen...

- Peki neyle suçlanıyor?
- Çok ayrıntılı olarak bilmiyorum ama; sanırım öğrencilerin, bir süre önce istifa eden Eğitim Bakanı'nın odasını işgal etmeleriyle ilgili bir suçlama.

- Peki sence ne olacak bu öğrenci grevi?
- Bir kere sonbaharda büyük bir ihtimalle seçimler olacak (söyleşimiz seçim kararı alınmadan önce yapıldı. B.A.)... Aslında 2013'ün sonuna kadar zamanları var. Ama şimdiye kadar hiçbir iktidar 5 sene beklemedi hep 4 sene sonra seçim yaptılar. Bu sefer de öyle olacağı sanılıyor çünkü inşaat işlerindeki yolsuzlukları falan soruşturan bir komisyon var. Henüz birkaç kişinin ifadesini aldılar ve Liberal Parti'yle ilgili olarak çok büyük skandallar ortaya çıkmaya başladı. Bu komisyon şimdilik çalışmalarına ara verdi. Ama 17 Eylül'de tekrar başlayacak. İşte o tarihten önce hükümetin seçimlerle ilgili bir oylama yapması bekleniyor. Charest, tabi ki eğitim sistemiyle ilgili kendi, yani Liberal Parti'nin programını ortaya koyacak ve seçilirse bu onlara büyük bir moral olacak. "İşte bakın insanlar bunu istiyor" diyecek ve uygulamaya koyacak. Ancak seçimleri Parti Quebecois kazanırsa, onlar zaten söylediler, "öğrenci harçlarına zam yapılmayacak". Ayrıca öğrenci dernekleriyle büyük toplantılar yapacaklar ve durumu düzeltmek için ne gibi tedbirler alınacağına birlikte karar verecekler.

- Federal seçimlerde Quebec'te NDP (Yeni Demokratik Parti) büyük çoğunluğu aldı. Liberaller büyük yenilgiye uğradılar, belki bu kez eyalet seçimlerinde de aynı şey olur.
- Olabilir. Tabi Parti Quebecois seçimleri kazanır, daha solda olan Amir Khadir'in partisinden de birkaç milletvekili parlamentoya girerse öğrenciler için ideal olur. Ama Liberal Parti kazanırsa ne olur onu bilemem. "CLASSE", öğrenci derneği koalisyonu, "ne olursa olsun greve devam edeceğiz" dedi.

- Sizin büro yeni yasayla ilgili bir itirazda bulundu mu?
- Evet. Benim çalıştığım avukatlık bürosu, diğer başka bazı bürolarla birlikte 78 sayılı yasanın ifade ve dernek kurma özgürlüğüne karşı olduğu gerekçesiyle mahkemeye şikâyette bulundu. Ancak mahkemede bu konuda bir karar çıkması aylar, hatta bir yıl sürebilir. O yüzden biz o kararı beklemeden, yasanın çok aşırı olan bazı maddelerinin iptali için olağanüstü bir başvuru yaptık.

- Hangi maddeler bunlar?
- Protestoların 8 saat öncesinden tüm ayrıntılarıyla polise bildirilmesi; yasaya karşı gelirlerse öğrenci derneklerinin tüm mal varlıklarını kaybetmeleri, hatta tamamen kapatılmaları gibi...

- Karar?
- Maalesef reddedildi. Hiç şaşırmadık tabii.

* Söyleşi Kebek seçimleri öncesi yapıldı.


Ağustos-Eylül 2012

Yazarın Önceki Yazıları:
Kebek'te öğrenciler ne istiyor?
Pasta Sanatçısı Aylin Özyazgan
Kadınlara bir sığınak: Auberge Madeleine Kadın Sığınma Evi
Walstreet'ten Sonra Montreal İşgali
Gösteri biçimi vurmalı çalgı müziğini Türkiye'ye getiren adam, Jozi Levi
Gülpekmez: "Yanlış yapılan şeyler varsa düzeltmemiz için çözüm önerin diyoruz"
Turquebec'in yeni Başkanı Bekir Gülpekmez'le yaşamın içinden
"Her zaman için bir mülk sahibi olmak iyidir."
Ressam Hikmet Çetinkaya'nın kan kırmızı gelincikleri
Pencereden başka bir İstanbul ve Ali İhtiyar
Yetkin Dikinciler: "Amacım Nâzım'a benzemeye çalışmak değil, ona layık olmaya çalışmaktı..."
Atatürk ve Devrim Arabaları'nın ünlü yönetmeni Tolga Örnek'le samimi bir söyleşi
Nil Ataoğul'la Kebek'te Sendikalaşma
Resimlerim çok renkli, biçimler renklerden çıkıyor...
Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'dan görüntüler
Toronto Başkonsolosu Bilgen, yoğun biçimde açılışa hazırlanıyor
Dr. Khadir: "Bilime inanın!"
Türkiye Turizm Fuarı'ndaydı
Kadınların duygusallığını resmeden ressam: Orhan Alpaslan
Toplumun Muhteşem Süleyman'ı Montreal Caz Festivali'nde döktürdü
"Burada bir hikâye var, bunu çekmeliyim dedim.
Ve hiçbir şey iki kez çekilmedi!"

Türkiye'den Kanada'ya sanat köprüsü ve Ressam Atanur-Asuman Doğan çifti
Montreal'de Türk Kültür Şöleni'ni başlatıyoruz
Duo Romantika'dan dört el'li sevgi damlaları…
Petro Canada'ya karşı işçilerin utkusu
Kriz gerçekten korkunç mu?
"Zekât, bu ülkede herkes tarafından gerektiği gibi uygulansa…"
Zayıflamak sorun değil, onu korumayı bilmeli!
Ressam Ali Refik Ataoğul: "Sanatçı avant-garde olmalı"
Profesyonel bir yardım toplayıcı: Eda Levi
Fethullah hareketiyle ilgili Mahçupyan:
"O ağın içinde pekişmesi sayesinde tabii ki bir siyasi güç"

Mahçupyan: "Hrant'ın ölümünü hâlâ kabullenebilmiş değilim."
"Benim planlamacıya ihtiyacım yok demeyin!"
"Çok paranız olması önemli değil, elinizdekini akıllıca değerlendirin!"
Rum Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs yurttaşlarına pasaport veriyor
Melisa, oğlu ve torununa destek için Erivan'dan geldi
İsmail Cem İpekçi: "Kültürünüzü yitirmeyin ama, yaşadığınız topluma da karışın!"