|
Dr.
Yurtçu: "Tanrılaştırmamak üzere Atatürk'ü canım kadar severim!"

Kimdi
Aydın Bey, neler yapmıştı? En başta Atatürkçüydü, hem de portakal
büyüklüğündeki Atatürk rozetini yakasına takıp gezecek kadar. Ermeni
münazaralarında Türkiye'nin ateşli savunucusuydu...
Değerli Okuyucularımız,
bundan tam 17 yıl önce, Genel Yayın Yönetmenimiz Ömer Özen,
Bizim Anadolu'yla ilgili yeni ve canlı projeler üretmemiz
gerektiğinden söz etmişti. Bu pek de kolay birşey değildi, çünkü
gazetemiz ayda bir çıkıyordu. Türkiye'den ve Montreal'den bazı derleme
haberler yapıyorduk, çoğunlukla dernek kökenli bir iki duyuru, bir
iki toplum haberi, bir de köşe yazıları; bunlar dışında "canlı"
birşey yoktu. Ben bu konuda epey düşündüm taşındım ve sonunda her
sayıda değişik biriyle söyleşi yapmaya karar verdim. Başta biraz
çekinmedim desem yalan olur, ama kendi kendime, "denerim,
olmazsa, ilgi görmezse bırakırım" dedim. Ömer Bey'e
bu projemden söz ettim. Kendisi beni çok cesaretlendirdi ve bu işe
başlamaya karar verdim. Karar verdim vermesine de kimle başlayacaktım?
İlk konuğum herkesin tanıdığı biri olmalıydı. Aslında bu konuda
pek de zorlanmadım, çünkü Montreal'de herkesin tanıdığı bir tek
Türk vardı; Dr. Aydın Yurtçu. Kendisi önerimi hemen kabul
etti ve 17 yıldır sürdürdüğüm söyleşi maratonum böylece "Aydın
Bey"le başlamış oldu.
Kimdi Aydın
Bey, neler yapmıştı? En başta Atatürkçüydü, hem de portakal
büyüklüğündeki Atatürk rozetini yakasına takıp gezecek kadar.
Ermeni münazaralarında Türkiye'nin ateşli savunucusuydu. Basında,
televizyonda hep en önde yer alır, düzgün konuşması, mantıklı sözleriyle
herkesi etkilerdi. Montreal gazeteleri "The Gazette"te
ve "Voir"da Türkiye aleyhinde çıkan, hemen
hemen her yazıya yanıt verirdi. Montreal Türk toplumunun, özellikle
de kırsal kesimden gelen bireylerinin her türlü sorununa çare bulmaya
çalışırdı. Montreal'deki ilk Türk derneğinin kurucusuydu. Şu anda
faaliyet göstermekte olan Turquebec Derneği'nin de
kurucularından biriydi. Anavatanına aşıktı. Yarım asırdan fazla
bir süre yurtdışında yaşayıp da sonuna dek Türkiye'yi bu kadar ateşli
savunan insana az rastlanır doğrusu. Yaptığı hizmetlerden ötürü,
T.C. Dışişleri Bakanlığından 'Üstün Hizmet Ödülü' almıştı.
Koyu bir Galatasaraylıydı. Bir ara küstü gazetemize, ama sonra barıştı.
Şakacıydı, bulunduğu ortamı yumuşatmak, kaynaştırmak, kızıştırmak,
coşturmak için sözlerine hep esprilerle başlar, esprilerle bitirirdi.
Ailesini çok severdi ama, daha da önemlisi karısına her zaman aşıktı.
Onu beğenir, onunla hep övünürdü. Neyse, sözü fazla uzatmadan Bizim
Anadolu gazetesindeki ilk söyleşime geçiyor ve 'kıyamet'ten
bir gün önce, 20 Aralık 2012'de yitirdiğimiz, Montreal Türk toplumunun
gözde bireyi Aydın Bey'le yıllar önce yaptığım söyleşiden
bazı alıntıları sizlere sunuyorum...
***
. . . 1929 yılında
Adana'da doğdum. Tarsus Amerikan Koleji'nden ve Ankara Tıp Fakültesinden
mezunum. Yedek Subaylığımı Amerikan Askeri Yardım Kurumu'nda yaptıktan
sonra eşimle birlikte Amerika'ya geldik. O zamanlar ABD ile TC arasında
bir değiş tokuş programı vardı, ondan yararlandık. Kuzey Amerika'ya
geldiğimizde planımız 3 yıl kalmaktı. 3 yıl 5 yıl oldu, 5 yıl 10
yıl oldu... "Çocuklar ilkokulu bitirsin gidelim, ortaokulu
bitirsin gidelim" derken, çocuklar da burada kaldılar;
torun sahibi olduk. Şu an Montreal'de psikiyatrist olarak çalışmaktayım.
- Neden
Kanada'yı seçtiniz?
- Amerika'da Cincinatti Üniversitesi'ne bağlı bir hastanede, iki
buçuk yıl asistanlık yaptım. McGill Üniversitesi'nden bir profesör
bulunduğumuz üniversiteye gelerek, McGill Üniversitesi'nin daha
çok uluslararası özelliklerinden bahsetti ve üniversitenin psikiyatri
bölümünde asistana ihtiyaçları olduğunu söyledi. Ben de Montreal'in
şöhretini, daha kozmopolit bir kent olduğunu daha önce duymuştum.
Adamdan randevu aldım, karşılıklı konuştuk. Sonradan buraya kabul
edildiğimi bildiren bir mektup aldık ve eşimle birlikte 1962'de
Montreal'e geldik. İhtisasımı tamamladım ve psikiyatrist olarak
çalışmaya başladım. Meslek hayatımda araştırmalara katıldım, farmakoloji,
transkültürel psikiyatri bölümlerindeki araştırmalarım ünlü oldu
ve bu konularda öteki profesörlerle birlikte Lübnan'da, Hawai'de
ve Çekoslavakya'da sunumlar yaptık. Uzmanlığım süresince 7 yıl Montreal
Üniversitesi'ndeki stajyer doktorların eğitiminden sorumlu olarak
görev aldım. Şu anda emekliliğimi bekliyorum ve klinik şefi olarak
çalışmalarıma devam ediyorum....
- Bize
buradaki Türk toplumu hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?
. . . Buradaki Türk toplumunun aşamalarını sürekli olarak izledik.
İlk geldiğimizde birkaç aileydik, sonra biraz azaldık, çoğaldık,
yokuşlar çıktık, inişler indik. 1985-86'da çok sayıda vatandaşımızın
gelmesi Türk toplumunu zenginleştirdi, sorunlar da meydana çıktı.
Bugün öyle sanıyorum ki yalnızca Montreal'de 3 bine yakın Türk var.
Bu Türklerin uyum sağlamaları, iş bulmaları, birbirleriyle kaynaşmaları
yanında Kanada ve Quebec kültürüne de alışmaları lehlerine olur.
En büyük arzum buradaki Türklerin bir lobi oluşturmasıdır. Buna
çok büyük ihtiyacımız var. T.C. ilkelerini, turizmini tanıtmak,
bazı suçlamalara, yalanlara karşı bir kitle olarak, tek vücut olarak
cevap verme yeteneğine kavuşmak herhalde hem biz vatandaşları sevindirir
hem de bize, kendisinden çok uzak olduğumuz anavatana karşı görevimizi
yapmanın kıvancını verir. Bu nedenle ABD'deki Türklerle sürekli
ilişki durumundayız. Onların lobi oluşturmaları, başarıları, çok
da olsa, az da olsa, bence çok güzel bir aşamadır. Gönül ister ki
devlet babamız da bu konuda Türk toplumuna yardımcı olsun. Buraya
gelen bütün büyükelçilerle ilişki kurduk, hepsi saygıdeğer insanlar.
Kendileri de Türklerin daha güçlenmesini her zaman ve her fırsatta
belirtmiş bulunuyorlar. Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü nezdindeki
Türkiye Daimi Temsilciliği mensupları da Montreal'deki Türk toplumuna
daima destek olmuştur. Tabi ki her şeyi devletten beklemek de doğru
değil. Türk toplumunun da gücünü iyice arttırması gerekiyor. Mesela
bir Büyükelçimiz, "cebinizde akrep mi var?"
demişti. Yalan değil. Örneğin Türkiye'de yer sarsıntıları oluyor,
herhangi bir şekilde yardım kampanyası için buraya bildiriler gönderiliyor,
bunlara verdiğimiz cevapların biraz sınırlı olduğu kanaatindeyim.
Daha fazla olması gerektiğine inanıyorum.
- Buradaki
Türk toplumu içinde fazla birlik ve beraberlik olmadığı söyleniyor,
ne dersiniz?
- Bence bunun nedeni Türkiye'de esen rüzgârların buraya gelmesidir.
Türkiye'de bildiğiniz gibi dinciler var, laikler var, çeşitli akımlar
var. Pek tabidir ki, Türkiye'den buraya gelenler çeşitli kesimlerden
olduğu için, orada edindikleri düşünce ve inançlarını buraya da
yansıtmak istiyorlar. Bu demokrasinin bir gerçeğidir. Ancak hoşgörü
var mıdır, karşılıklı saygı var mıdır? Bu sorulara cevap vermek
çok güç. Ben şahsen buradaki Türk toplumunun laik olmasını isterim.
Dine saygınlık getiren, bütün dinlere saygı gösteren ve Atatürk'ün
çizdiği yolda yürüyen bir düzen. Bu bakımdan herkesi bir araya toplamak
mümkün olabilir mi, onu bilemem.
- Buradaki
Türk derneklerini yeterli buluyor musunuz?
- Birçok dernekler olduğunu işitiyoruz. Bu arkadaşların kurdukları
derneklerin tüzüklerini okumuş değilim. Hepsi Türkiye'yi sevdiklerini
söylüyorlar. Türkiye'yi seven insanı alkışlarım.
- Buradaki
dernekler içinde hangisi kalbinizde birinci sırada?
- Pek tabi ki Turquebec. Öbür dernekler kötü demek istemiyorum,
ancak Turquebec'in kurulmasında ben de vardım. Tüzük hazırlanırken
arkadaşlar çok uzun çalışmalar yaptılar, üniversitede yapılan birçok
tüzük çalışmalarına katıldım...
"Bu ülkede
TV'de ilk konuşan Türk kadını Tülin Yurtçu'dur"

- Québec
hakkındaki düşünceleriniz, Kanada'nın Québec eyaletinde yaşamaktan
mutlu musunuz?
- 'Québec'liler psikiyatride 'kimlik bunalımı' dediğimiz bir haleti
ruhiye içindeler. Öyle sanıyorum ki geçmişte kendilerini ezik hissetmişler
ve bu babadan oğula, dededen toruna geçmiş ve bir tepki durumunu
almıştır. Ancak ben 1962'den beri buradayım, hiçbir Fransız Kanadalı'nın
Fransız Kanadalı olduğu için dayak yediğini, hapse atıldığını, düpedüz
hakaret gördüğünü görmedim. 1963-64 yıllarında "La Révolution
Tranquille" denilen bir kalkınma başladı ve bu kalkınmanın
öncüleri psikiyatrislerdi. Zaten psikiyatrisler dünya tarihindeki
devrimlerin öncüleri olmuşlardır. Örneğin Fransız Devriminden önce
akıl hastalarının yattığı hastaneleri daha insancıl duruma getirme
hamlesi tarihsel bir gerçektir. Psikiyatrisler Fransa'daki diktatörce
davranışlara karşı insancıl felsefeyi bayrak alarak, gerek Fransa'ya,
gerekse dünyaya ilan etmişlerdir. Yine Hitler Yahudileri öldürürken
Freud'un ileri sürdüğü teoriler kendisini bir hayli sinirlendirmiştir.
Nitekim Freud'un öldürülmesi için emir verdiği bir gerçektir.
Freud oradan buradan kaçarken sonunda Avusturya'da hayata gözlerini
yummuştur. Burada da 1963-64 yıllarında bir hastanın yazdığı bir
kitabın psikiyatrisler tarafından beğenilmesiyle ve Fransız Kanadalıların
ticari, iletişim, dil, eğitim, ekonomi, göçmenlik bakımından daha
iyi muamele görmeyi, daha çok hak sahibi olmayı istemeleri üzerine
yukarıda sözünü ettiğimiz hareket başlamıştır. Ancak bence Fransızların
istekleri bazen çok abartmalı. Temenni ederim bu referandum
(*) sonucunda her iki taraf da uyanmış olsun. Referandum
Quebec'i ikiye ayırdı diyorlar. Ben bunun aksini iddia ediyorum.
Hem "evet" hem de "hayır"
diyenler bence Ottava'daki hükümete bir mesaj verdiler.
"Uyanın, bir şeyler yapın ve durumu düzeltin"
dediler. Temenni ederim Ottava uyumaz.
- Sizce
Ottava'nın ne yapması gerekir?
- Bu duygusal bir fırtına. Toplum psikolojisi var. Bu toplum psikolojisi
bazı gerçekleri görmüyor. Örneğin Bouchard'ın eşi Amerikalı, Parizeau'nun
eski eşi Polonyalı idi. Bir Bakanın eşi Haitili v.s. Bu durumda
Parizeau'nun etnik gruplarla ilgili yorumunun yersizliği
ortada.
- Referandum'da
"evet" çıksaydı buradan gitmeyi düşünüyor
muydunuz?
- Hayır. Kalacaktık. Birçok kimse gitmek istiyordu. Bence bu çok
yanlış. Bu işin içinde biraz da mücadele olması gerekir. Bir davaya
gerçekten inanılmışsa, o, kişiyi oradan uzaklaştırmaz, tersine davanın
yönünde güçlendirir.
- Size
bir magazin sorumuz var, hayatta en çok kimi seversiniz?
- Ailemi seviyorum pek tabi ki. Bir de gönlümde yatan aslan Türkiye'dir.
Laik T.C.'dir. Tanrılaştırmamak üzere Atatürk'ü canım kadar
severim. En büyük eksikliğim Atatürk'ü bizzat görememiş olmamdır.
- Peki
ya Galatasaray?
- Galatasaray'a olan sevgim efendi takımı olmasından ötürüdür. Öteki
takımların efendi olmadığını söylemek istemiyorum. Üstelik biliniyor
ki bizi dünyada temsil eden bir takım ve başarıdan başarıya koştu,
bugünlerde pek başarılı değil, fakat kötü gün dostu olmak lazım.
Takıma olan bağlılık illa onun başarısıyla orantılı değildir. Bu
bir renk aşkıdır.
- Beşiktaşlı
ve Fenerlilere iletilecek bir mesajınız var mı?
- Ha, ha, haa... onlar da şerefli Türk takımları fakat en büyük
CİM BOM!
- Ya Kentspor
(**)?
- Kentspor'da kaç kere başkanlık yaptığımı ben de unuttum. Benim
başkanlıklarım sırasında kulüp 3 kere şampiyon oldu. Kupalarımız
var. Sporcularımız ayrıca bana bir kupa verdiler. Bildiğiniz gibi
ben 25 yıldan beri her maçtan sonra futbolcularımıza ayran veya
limonata ikram ederim. Her seferinde, "aman abi, ne güzel
yapmışsın" derler. Ben de onlara eşimin yaptığını söylerim.
Bu yıl arkadaşlar kupa töreninde Tülin'e de bir kupa verdiler.
Bu bizi çok duygulandırdı. Zaten Kanada Türk Kültür Derneğinde
'Kadınlar Kolu'nu ilk kuran Tülin Yurtçu'dur. Bu
ülkede TV'de ilk konuşan Türk kadını da o'dur. O yıl 'kadınlar'
yılıydı. Derneğin Başkanı da eşimdi. TV'den telefon ettiler,
tek kadın dernek başkanı olarak onunla röportaj yaptılar.
- Son
olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
- Söylemek istediğim Atatürk'ün ünlü sözüdür: Yurtta
barış, dünyada barış. Türkler arasında barış ve birlik.
İnşallah Türkiye'deki bütün sorunlarımız demokratik yollarla, sağduyu
ile ve çağdaş uygarlığa uygun bir şekilde çözüme ulaşır.
(*) Quebec'in
Kanada'dan ayrılıp ayrılmaması konusunda 30 Ekim 1995 yılında yapılan
referandum sonucunda halkın yüzde 50.58'i ayrılmak istememiş, Quebec
Başbakanı, Parti Québécois Başkanı Jacques Parizeau % 1.16 gibi
çok yakın bir yüzdeyle kaybettikleri halkoylamasını (para ve) göçmen
oylarından ötürü kaybettiklerini söylemiş, aldığı tepkiler üzerine
de bir süre sonra partisinden istifa ederek politikadan çekilmişti.
(**) Montreal'deki Türk futbol takımı.
Aralık
12-Ocak 13
Yazarın Önceki
Yazıları:
Şakir'in Camisi'sine kadın eli
Sibel Ataoğul: "Biz hukukçular ister
istemez siyasetin içindeyiz"
Kebek'te öğrenciler ne istiyor?
Pasta Sanatçısı Aylin Özyazgan
Kadınlara bir sığınak: Auberge Madeleine
Kadın Sığınma Evi
Walstreet'ten Sonra Montreal İşgali
Gösteri biçimi vurmalı çalgı müziğini
Türkiye'ye getiren adam, Jozi Levi
Gülpekmez: "Yanlış yapılan şeyler
varsa düzeltmemiz için çözüm önerin diyoruz"
Turquebec'in yeni Başkanı Bekir Gülpekmez'le
yaşamın içinden
"Her zaman için bir mülk sahibi
olmak iyidir."
Ressam Hikmet Çetinkaya'nın kan kırmızı
gelincikleri
Pencereden başka bir İstanbul ve Ali
İhtiyar
Yetkin Dikinciler: "Amacım Nâzım'a
benzemeye çalışmak değil, ona layık olmaya çalışmaktı..."
Atatürk ve Devrim Arabaları'nın
ünlü yönetmeni Tolga Örnek'le samimi bir söyleşi
Nil Ataoğul'la Kebek'te Sendikalaşma
Resimlerim çok renkli, biçimler renklerden
çıkıyor...
Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'dan görüntüler
Toronto Başkonsolosu Bilgen, yoğun biçimde
açılışa hazırlanıyor
Dr. Khadir: "Bilime inanın!"
Türkiye Turizm Fuarı'ndaydı
Kadınların duygusallığını resmeden ressam:
Orhan Alpaslan
Toplumun Muhteşem Süleyman'ı Montreal
Caz Festivali'nde döktürdü
"Burada bir hikâye var, bunu çekmeliyim
dedim.
Ve hiçbir şey iki kez çekilmedi!"
Türkiye'den Kanada'ya sanat köprüsü ve
Ressam Atanur-Asuman Doğan çifti
Montreal'de Türk Kültür Şöleni'ni başlatıyoruz
Duo Romantika'dan dört el'li sevgi
damlaları…
Petro Canada'ya karşı işçilerin utkusu
Kriz gerçekten korkunç mu?
"Zekât, bu ülkede herkes tarafından
gerektiği gibi uygulansa…"
Zayıflamak sorun değil, onu korumayı
bilmeli!
Ressam Ali Refik Ataoğul: "Sanatçı
avant-garde olmalı"
Profesyonel bir yardım toplayıcı: Eda
Levi
Fethullah hareketiyle ilgili Mahçupyan:
"O ağın içinde pekişmesi sayesinde tabii ki bir siyasi güç"
Mahçupyan: "Hrant'ın ölümünü hâlâ
kabullenebilmiş değilim."
"Benim planlamacıya ihtiyacım yok
demeyin!"
"Çok paranız olması önemli değil,
elinizdekini akıllıca değerlendirin!"
Rum Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs yurttaşlarına
pasaport veriyor
Melisa, oğlu ve torununa destek için Erivan'dan
geldi
İsmail Cem İpekçi: "Kültürünüzü yitirmeyin
ama, yaşadığınız topluma da karışın!"
|