|
Dr.
Çıkırıkçıoğlu'yla kalp sağlığı üstüne

Değerli
okuyucularımız, bu ayki konumuz sağlık, kalp sağlığı. Bu konu hem
Kanada'da, hem de Türkiye'de, hatta tüm dünyada sürekli gündemde.
Yazılıyor çiziliyor, kolesterol, yüksek tansiyon, ilaç almalı, almamalı;
her kafadan bir ses çıkıyor, herkes işine gelene inanıyor, savunuyor.
Sanırsınız ki her konuşan uzman bu konuda. Gazetemizde de bu konuya
yer vermek istiyorduk. Bu nedenle Montreal Kalp Enstitüsü'nde konuk
cerrah olarak çalışan çok başarılı bir Türk doktoru, Dr. Mustafa
Çıkırıkçıoğlu'nu konuk ettik köşemize ve kendisine son zamanlarda
çok güncel olan kalp hastalıklarını önleme konusunda bazı sorular
yönelttik. Dr. Çıkırıkçıoğlu, İsviçre'de Cenevre Hastanesi, Kalp
Damar Cerrahisi bölümünde klinik şefi olarak çalışıyor ve şu anda
bir yıllığına Montreal'de görev yapıyor. Özellikle yaşı 40'ın üstünde
olup da kalp hastalıkları konusunda doğru bilgi edinmek isteyenlerin
ilgisini çekeceğini umduğumuz söyleşimizi sizlerle paylaşıyoruz.
- 1970 yılında
İstanbul'da doğdum. Baba memleketim Tekirdağ. Liseyi orada bitirdikten
sonra Trakya Tıp Fakültesine gittim, 1993 yılında mezun oldum. Sonra
Kalp Damar Cerrahisi ihtisasına başladım. Türkiye'de bu eğitim 6
yıl sürüyor. Onu da İzmir'de Ege Üniversitesi'nde yaptım. Bu arada
eşimle tanıştım, evlilik, aile kurduk.
- O da
mı tıp dünyasından?
- Göğüs Hastalıkları Uzmanı. 2000 yılında eğitimi bitirdik, ne yapalım,
ne edelim derken, benim hep bir akademik yanım vardır öğrencilikten
gelen; devamlı araştıran, soru soran şeklinde. Özelde mi yoksa üniversitede
mi çalışayım diye düşünürken, şu an emekli olan Rektör Hocam Prof.
Enver Duran Trakya Üniversitesi'nde yeni bir bölüm açıyordu. Beni
oraya davet ettiler. 2000 yılında öğretim görevlisi olarak oraya
gittim. 2003 yılına kadar oradaydım. Ben akademisyenliği çok seven,
hiç yerinde duran bir insan değilimdir. Yurtdışında bir deneyim
yapmak istiyordum. Devamlı yurtdışı eğitim imkânları için bir araştırma
içindeydim. Beni kabul eden ilk yer aslında Ottava'ydı. Demek ki
kaderde hep bir Kanada varmış. Daha sonra Amerika'da bir yer kabul
etti. Sonra İsviçre, Cenevre'de bir araştırmacı konumu olduğunu
öğrendim. Başvurdum ve oraya 2 yıllığına kabul edildim. O sırada
kızımız da doğmuştu, 1 yaşındaydı. İsviçre'ye gittik. İsviçre Bilimsel
Araştırma Fonu'nun desteklediği bir konumdu bu. 2003-2005 yılları
arasında -güzel bir ortamdı- ben de, çalıştığım ekip de birbirimizden
çok memnun kaldık. Ondan sonra 2 yıl daha kalmamı istediler. Tabi
Türkiye'deki üniversitede 2 yıldan fazla yurtdışında kalma süresini
uzatmak çok zor. Orada yine Enver Hocamın çok büyük desteği oldu.
2007'e kadar fakültedeki konumumu uzatmayı başararak İsviçre'de
kaldım. Bu süre sonunda çok ilginç bir şey oldu; orada 15 yıldır
açık olan kimseye verilememiş olan 'Chef de Clinique Scientific'
(Bilimsel Klinik Başkanı) denilen çok özel bir konumu bana önerdiler.
Onu aldım. O zaman ister istemez Trakya Üniversitesi'nden istifa
etmek zorunda kaldım. Ondan sonra da artık kalıcı bir konuma geçtim
ve buraya gönderildim. Hastanenin her yıl iki kişiye verdiği bir
burs var, onu bana layık gördüler.
- Peki
şu an ne yapıyorsunuz?
- Ne yapıyorsunuz derken?
- Operatörsünüz
sanırım. Ayrıca ders de veriyordunuz yanılmıyorsam...
- Ben Kalp Damar Cerrahıyım. Bana "nesiniz" dedikleri
zaman verdiğim cevap hep aynı: "Ben akademik cerrahım"
diyorum. Cerrah ameliyat yapan kişi, yani hekimliğin üzerine böyle
bir şey ekleniyor. Ama akademik cerrah, tüm bunların üzerine öğrenci
de yetiştiriyor. Asistanlarınız var, onları yetiştirmeniz gerekiyor.
Onun haricinde araştırma yapıyorsunuz ya da size gelen araştırmaları
takip ediyorsunuz. Yani topluma karşı bir sorumluluğunuz var. Herkes
bir şeyler öne sürüyor, ama bunların doğruluk derecesinin ne olduğu
yine akademisyenler tarafından kontrol ediliyor. Yani benim etkinliklerime
bakarsanız; yüzde yetmiş klinik yönüm var, yani ameliyat yapıyorum,
hasta görüyorum, hasta takip ediyorum. Yüzde 20 gibi bir eğitim
yönü var, bu Cenevre'deki görevim içindeydi; haftada 2-3 kez bir
öğrenci gelir konuşuruz. Hatta geçen hafta bir öğrencimden bir mektup
aldım. Oturup konuştuğumuz o seansların çok faydasını gördüm diyordu
sınavda. Çok mutlu oldum. Onun haricinde bir de yönetimsel ve araştırma
konuları var ki, bu da yüzde 10-15 zaman alıyor.

- Ne tür
araştırmalar?
- Klinik araştırmalar var, hastalarla ilgili. Laboratuvarda yaptığımız
araştırmalar var; domuz, sıçan, tavşan gibi deneysel hayvanlar üzerinde
yaptığımız araştırmalar var; yani değişik.
- Şimdi
de size çok güncel sorular sormak istiyorum. Kalp hastası olmamak
için ne yapmamız gerekiyor?
- Öncelikle stres yapmamak gerekiyor. Bu konuda önce kendimi yetiştirmem
gerekiyor sanırım. Neyse, her şey insanın aklında başlıyor ve orada
bitiyor. Bugünün toplumunda, kalp hastalıklarının altında yatan
en temel neden, stres. Stres, farkında olmasak bile bünyeyi yoran
bir sürü değişikliğe neden oluyor. Adrenalin boşalmasına neden oluyor,
hiç farkında olmadan kalp fazla çalışmaya başlıyor, kan basıncı
yükseliyor. Tabi bu anlık bir şey değil. Sizin stresli bir yapınız
varsa, bunun bütün bir hayat boyu sürdüğünü düşünün. Kalp belli
bir güçle çalışıyor, yoruluyor. Bunun sonucunda da yıllar sonra
kalp ve damar hastalıkları çıkıyor ortaya. Bunun haricinde en çok
yapılan yanlışlardan bir tanesi de düzensiz beslenme. Hızlı yemek
yiyoruz; protein ve karbonhidrat ağırlıklı besleniyor, sebze ve
meyve az tüketiyoruz.
- Sürekli
sebze ve meyve ağırlıklı yiyince de gaz sorunları çıkabiliyor ortaya...
- Doğrudur.
- Onu
nasıl önleyeceğiz?
- Yani ona yönelik olarak doğrudan bir tedavi yok, doğal bir şey.
Aralıklı olarak tuvalete gireceksiniz, hah.. ha...
- Mideye
rahatsızlık vermedikçe doğru da...
- Evet, ben de bu konuyla ilgileniyorum. Kesin olarak bir çare yok.
Karbon tabletlerinden bahsediliyor. Bazen işe yarıyor, bazen de
yaramıyor. Çok da fazla kafaya takmamak gerek.
- Peki
egzersiz konusunda ne diyorsunuz? Bana biraz abartılıyor gibi geliyor?
- Egzersiz şart, her gün yapmak gerekiyor.
- Her
gün ne kadar?
- Mesela ben hastanede her gün en az yarım saat, bir saat yürüyorum,
yürümek zorundayım çünkü hasta görüyorum. Ama bazen de bilgisayarda
işim oluyor, o zaman kıpırdayamıyorum. O yüzden böyle çalışmak zorunda
olan insanları anlıyorum. Ama onların da kendilerini ayarlamaları
lazım. Belli aralıklarla kalkıp dolaşmaları şart. Bugün herkesin
günde en az yarım saat tempolu yürüyüş yapması şart.
- Çok
da zorlamamak gerekiyor herhalde.
- Zorlamak gerekiyor. Benim koroner by-pass hastalarına ameliyat
sonrasında yaptığım standart konuşma, "Eğer bugünkü egzersizinizi
yapmamışsanız kendinizi suçlu hissetmelisiniz". Bu bir sorumluluk;
ilaç almamak, su içmemek gibi bir şey.
- Bir
de kolesterol konusu var. Şimdi tüm batı dünyasında ve ülkemizde
herkes kolesterolden söz ediyor. Hocalar, hacılar, herkes kolesterol
uzmanı kesildi. Kimisi kolesterol ilaçlarının kötü olduğunu, kolesterol
yüksekliğinin kalp hastalığı belirtisi olmadığını, bunun ardında
büyük bir ilaç sanayi parmağı olduğunu filan söylüyorlar. Siz, tam
yetkili biri olarak ne diyorsunuz bu konuda?
- Bilimsel araştırmalar öyle demiyor. Kolesterolünüz yüksekse, koroner
kalp hastası olma riskiniz normal olan kişilere göre çok daha fazla.
Ama başka bir şey var; genetik, bazen çok fazla, yağ, et, yumurta
tüketseniz bile bu kolesterolünüzün yükseleceği anlamına gelmiyor.

- Bütün
kalp hastalarının kolesterolü yüksek midir?
- Hayır, ama çoğunun yüksektir. Öte yandan kolesterolü, tansiyonu
normal olan, hiç sigara içmemiş kalp hastaları da vardır. Bunu genetik
olarak açıklamak mümkündür. Kolesterolü yüksek olan herkesin kalp
hastası olacağı kesin değil ama, olasılık yüksek. Bu yüzden de tedbir
almak gerekiyor. Egzersiz ve Akdeniz tipi diyet bunun için önerebileceğim
çok etkili bir tedavi yöntemleri.
- İlaç?
- İlaç almak gerekiyor. Kolesterol ilaçları ayrıca damar sertliğine
karşı da etkili olabiliyor. Plak dediğimiz bir yapı var damar sertliğinin
temelinde. Bu ilaçların onu sabitleyici bir etkisi de var. Fakat
kolesterolünüz normal ise Türkiye'de Sağlık Bakanlığı, bu ilacı
ödemiyormuş. Eniştem yeni ameliyat oldu, o zaman öğrendim ve çok
şaşırdım.
- Ama
bir "anti-kolesterol ilacı" durumu var Türkiye'de, ne
dersiniz?
- Ben bunu desteklemiyorum. Bizde farklı olanlar konuşuluyor, insanlar
farklı olabilmek için ne yapacaklarını şaşırıyorlar.
- Bu ilaçların
kas erimesine yol açtığı söyleniyor...
- Medyatik olmak farklı bir şey. Bence medyatik olmak uğruna bilimsel
gerçekleri çarpıtıyorlar. Ama her ilacın bir yan etkisi vardır.
Üstelik bu kalp hastalığını önleyecek bir ilaç değildir. Fakat kolesterolü
yüksek olanlarda etkisi var ve de işe yarıyorsa, buna devam etmek
gerekiyor. Ben kalp ameliyatı yaptığım hastalara, aspirin, beta
bloker ve kolesterol ilacı veriyorum.
Sürecek
Mayıs
13
Yazarın Önceki
Yazıları:
Dr. Yurtçu: "Tanrılaştırmamak üzere
Atatürk'ü canım kadar severim!"
Şakir'in Camisi'sine kadın eli
Sibel Ataoğul: "Biz hukukçular ister
istemez siyasetin içindeyiz"
Kebek'te öğrenciler ne istiyor?
Pasta Sanatçısı Aylin Özyazgan
Kadınlara bir sığınak: Auberge Madeleine
Kadın Sığınma Evi
Walstreet'ten Sonra Montreal İşgali
Gösteri biçimi vurmalı çalgı müziğini
Türkiye'ye getiren adam, Jozi Levi
Gülpekmez: "Yanlış yapılan şeyler
varsa düzeltmemiz için çözüm önerin diyoruz"
Turquebec'in yeni Başkanı Bekir Gülpekmez'le
yaşamın içinden
"Her zaman için bir mülk sahibi
olmak iyidir."
Ressam Hikmet Çetinkaya'nın kan kırmızı
gelincikleri
Pencereden başka bir İstanbul ve Ali
İhtiyar
Yetkin Dikinciler: "Amacım Nâzım'a
benzemeye çalışmak değil, ona layık olmaya çalışmaktı..."
Atatürk ve Devrim Arabaları'nın
ünlü yönetmeni Tolga Örnek'le samimi bir söyleşi
Nil Ataoğul'la Kebek'te Sendikalaşma
Resimlerim çok renkli, biçimler renklerden
çıkıyor...
Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'dan görüntüler
Toronto Başkonsolosu Bilgen, yoğun biçimde
açılışa hazırlanıyor
Dr. Khadir: "Bilime inanın!"
Türkiye Turizm Fuarı'ndaydı
Kadınların duygusallığını resmeden ressam:
Orhan Alpaslan
Toplumun Muhteşem Süleyman'ı Montreal
Caz Festivali'nde döktürdü
"Burada bir hikâye var, bunu çekmeliyim
dedim.
Ve hiçbir şey iki kez çekilmedi!"
Türkiye'den Kanada'ya sanat köprüsü ve
Ressam Atanur-Asuman Doğan çifti
Montreal'de Türk Kültür Şöleni'ni başlatıyoruz
Duo Romantika'dan dört el'li sevgi
damlaları…
Petro Canada'ya karşı işçilerin utkusu
Kriz gerçekten korkunç mu?
"Zekât, bu ülkede herkes tarafından
gerektiği gibi uygulansa…"
Zayıflamak sorun değil, onu korumayı
bilmeli!
Ressam Ali Refik Ataoğul: "Sanatçı
avant-garde olmalı"
Profesyonel bir yardım toplayıcı: Eda
Levi
Fethullah hareketiyle ilgili Mahçupyan:
"O ağın içinde pekişmesi sayesinde tabii ki bir siyasi güç"
Mahçupyan: "Hrant'ın ölümünü hâlâ
kabullenebilmiş değilim."
"Benim planlamacıya ihtiyacım yok
demeyin!"
"Çok paranız olması önemli değil,
elinizdekini akıllıca değerlendirin!"
Rum Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs yurttaşlarına
pasaport veriyor
Melisa, oğlu ve torununa destek için Erivan'dan
geldi
İsmail Cem İpekçi: "Kültürünüzü yitirmeyin
ama, yaşadığınız topluma da karışın!"
|