Ayşenil Suadiyeli ATAOĞUL
Ayın Konuğu

 

Kıtalararası dansçı İlhan Karabacak

Değerli okuyucularımız, bu sayımızda köşeme, profesyonel dansçı İlhan Karabacak konuk oldu. Kendisini ilk kez yıllar önce Turquebec'in Cumhuriyet Balosunda izlemiş çok beğenmiştim. Geçtiğimiz günlerde Montreal'deki Lion D'Or adlı kabarede tekrar izledim ve bu kez hayran oldum. Seçtiği müzik, hareketlerindeki ahenk, kıyafeti, fiziği, dans ederkenki rahatlığı, uyumu gerçekten mükemmeldi. Aynı gösterideki, İlhan Karabacak'ın titizlikle seçtiği diğer dansçılar da harikaydı. Mekân ve ortam çok güzeldi. Anlayacağınız İlhan'ın sayesinde nefis bir akşam geçirdik. Neredeyse tümü Montrealli Fransızlardan oluşan kalabalık izleyici topluluğu kendilerini ayakta alkışladı. Serde Türklük de var ya, koltuklarımız kabardı.

Dünyanın dört bir yanında gösteriler yapan, Las Vegas'ta birkaç yerleşik gösterisi bulunan, Montrealli ünlü gösteri topluluğu le 'Cirque du Soleil'de dans eden ilk ve tek Türk dansçı ya da kendi tabiriyle 'karakter performanscısı' İlhan Karabacak'la sohbetimizi ilginç bulacağınızdan eminim.

***

Adım İlhan Karabacak, İstanbul doğumluyum, 19 yaşımdan beri dans ediyorum. Bu benim hayalimdi. Yani dünya çapında dans etmek. Ve ben bu hayalimi gerçekleştirdim. Bundan sonra da mümkün olduğu kadar dans ederek hayallerimi devam ettirmeye çalışıyorum.

- Dans etmeyi nerede öğrendin?
- Ben 19 yaşında ilgi duydum bu işe; zamanında İstanbul'un en büyük kulüplerinden olan 2019'da dans ederek başladım. Daha sonra deneyimlerimi profesyonelliğe de taşıdım ve Hürrem Sultan projesine katıldım. Projedeki ana karakterlerden birini canlandırdım. Orada klasik bale ve modern dans eğitimi aldım. Daha sonra bunları dans deneyimlerim ve kafamdakilerle birleştirip kendi dans tekniğimi oluşturdum.

- Kanada'ya ne zaman geldin?
- Kanada'ya 2005 yılında, İstanbul'da Hürrem Sultan projesinde dans ederken geldim. O projede yaptığım solo dansları, bir dansçı arkadaşım vasıtasıyla Montreal'deki Arap Festivali'ne yani 'Festival du Monde Arabe'a gönderdim. Beni izleyip beğenmişler, davet ettiler. Place des Arts'da iki gösteri yaptık ve benim Kuzey Amerika hikâyem de böylece başlamış oldu.

- Daha sonra buraya yerleştin mi?
- Hayır, ben şu an Kanada'da yaşamıyorum. Ama 2005'te buraya ilk adım attığımdan beri, her yıl bir şekilde Kanada'dayım. Burada çok sevdiğim arkadaşlarımın olmasının yanı sıra, 'performansçı' (gösteri sanatçısı) olarak adı duyulmuş, saygın festivallere ve galalara davet edildim. Demin sözünü ettiğim Arap Festivali de bunlardan biriydi. Kendileriyle 4 gösteri hazırladık. Bazılarının koreografilerini de ben üstlendim. Sonra "Gala des Étoiles" var, onların gösterisi yılda bir kere oluyor. Dört yıl üst üste davet edildim ve her seferinde de iki özel gösteri hazırladım. Bu benim için çok onur verici bir şeydi çünkü dünyada tanınan, bilinen en önemli klasik bale dansçılarıyla aynı sahneyi paylaşma fırsatım oldu. Kendi tekniğimle o sahnenin üstünde bir solo gösteri gösteriyorum ve bir şekilde kalabalığın büyük ilgisini aldığımı hatırlıyorum. Bu benim için çok heyecan vericiydi. Ardından da bunu Cirque du Soleil takip etti.

- Cirque du Soleil'e nasıl geçtin?
- Cirque du Soleil'in 'casting'indeki (oyuncu seçimi) bir hanımefendi benim burada bir gazetede çıkan röportajımı okumuş. Oradan telefonumu almışlar. Daha sonra ben tekrar davetli olarak festivale gelmiştim. Beni aradılar, ben de onları gösterime davet ettim. Beğendiler, anlaştık ve ben Cirque du Soleil'in Las Vegas'daki "Zumanity" adlı gösterisinde 'androjen' bir karakteri canlandırdım 3 yıl boyunca. O süreç içinde sık sık Montreal'e geldim. Hatta dans etmem gereken galalar için çok anlayışlı davranarak bana izin verdiler.

- Şimdi ne yapıyorsun?
- Birçok festivale davet ediliyorum. Mesela Almanya'da bir festivaldeydim; dünyanın en büyük 'belly dance' (göbek dansı) festivali. Orada eğitmenlik de yaptım. Bu yıl da New York'ta 'Theatrical Belly Dance' denilen bir festivalden davet aldım, ki bu biraz farklı olacak. Çünkü mesela benim yaptığım dansa kısaca 'belly dance' diyorlar. Ama benim verdiğim şey biraz daha farklı. Çünkü karakteri yaratıp, onu bir hikâyeyle birleştirip, kostüm ve makyajla tasarlayıp, koreografiyle sunumunu da ilave edince, bu artık sıradan bir 'belly dance' olmaktan çıkıyor, başka bir boyuta geçiyor. Ben zaten bu deneyimlerimi paylaşarak dünya üzerindeki tanınmış isimlerle, ki bu Cirque du Soleil'le oldu, Franco Dragon'la oldu, Almanya'da, New York'ta, Macau'da, Çin'de, Kıbrıs'ta... tabi ki de Montreal'de, yani dünyanın çeşitli yerlerinde mekânları değiştirerek kendimi de 'upgrade' ederek bir şekilde dans hayatımı sürdürüyorum. Ama şimdi şöyle bir şey var; eğer New York'taki bir okulla gerekli bağlantıyı yapabilirsem, ki bunu yaptım sayılır, kendimi bir 'fashion design' (moda tasarımı) okuluna adayıp sahne deneyimlerimi 'fashion'la birleştirip dansın yanında fazladan bir yol çizme kararı almak üzereyim.

- Çok haklısın, dans zaten belli bir yaştan sonra sürdürülmesi zor bir meslek değil mi?
- Evet. Ama belirli bir yaştan sonra zihninizde de dans edersiniz isterseniz. :)) Şimdi şöyle bir şey var ki maalesef, ben de 'belly dance' (göbek dansı) diyorum, ki benim yaptığım çok farklı. Ben modern tekniklerle, bale tekniği, modern dans tekniği olsun, caz tekniği olsun, Afrikan tekniği olsun, bunların hepsini birleştirip, bizim Ortadoğu'nun göbek dansı adını verdiğimiz tekniğiyle birleştirip ve de 'belly dance'i (göbek dansı) temel tutup çok farklı bir sunum yarattım. Ve işte bu yüzden de dünya yüzünde birçok değişik ve konusunda tanınmış isimlerle, büyük kuruluşlarla çalışma şansım oldu. Tabi ki ben bunu devam ettirmek isterim. Ancak bunu devam ettirmek için, bu dansı destekleyici ya da ne bileyim, bu kültürü farklı açılardan irdelediğimi ifade ettiğim sunumlarımı anlayacak insanlarla çalışmam lazım ki, bu da birazcık zor benim için. Aslında ben de bir şirket kurmak isterim. Ben de dans dilimi izleyiciye, dünyaya aksettirmek isterim. Bugüne kadar hep solo dans ettim ben. Hiç grupla dans etmedim. Belki de beni birazcık 'unique' (eşsiz, benzersiz) yapan buydu. O yüzden şu anda farklı kuruluşların işbirliğiyle çalışmayı tercih ediyorum. Ama ileride, eğer benim de bir fırsatım olursa kendi dansımla ilgili, kendi projemi yaratabileceğim bir gösteride çalışmak isterim. Bunun ilk örneğini Montreal'de geçen gece izledik. Bu sadece küçük bir gala gecesiydi. Ama insanlardan çok olumlu tepkiler aldık. Eğer planlayabilirsek, ki şu an görüşmeler aşamasındayız, belki önümüzdeki yaz Bin Bir Gece Masalları'nı anlatan bir proje yapmak isterim Montreal'de. Ama bunu yapmak için Montrel'de zaman harcamam gerekiyor. Bu öyle 3-5 günde olacak bir şey değil. Bakalım, yaza böyle bir şey düşünüyorum.

- Peki İlhan nerede yaşıyorsun? Asıl evin İstanbul'da mı?
- Hayır, ben 4,5 yıl Las Vegas'ta yaşadım. Bir dönem New York'ta yaşadım. Sonra tekrar Türkiye. Sonra yine Las Vegas. Yani şu anda benim hayatım Las Vegas, Türkiye ve Montreal arasında… ama nihai hedefim New York olabilir.

- Ben seni Kanadalı sanıyordum.
- İşim dolayısıyla Montreal'i çok ziyaret ettim. Burada çok yakın arkadaşlarım var ve hepsi de beni burada kalmak için ikna etmeye çalışıyorlar. Ben de neden olmasın demişimdir, ama şu an bir karar vermiş değilim.

- Dünya vatandaşı olmak en iyisi galiba…
- Tabi, aynen.

- Biraz da danslarından söz edelim. Koreografiyi kendin yapıyorsun. Bir gösteriyi nasıl hazırlıyorsun, önce müziği mi seçiyorsun, bize kısaca anlatır mısın?
- Ben iyi bir müzik dinleyicisi olduğuma inanıyorum. Benim sevdiğim türler arasında film müzikleri var, 'sountrack'ler, elektronik müzik çalışmaları, özellikle İngiltere'den; New Age'i (yeni çağ) çok severim. Ben aslında yaptığım dansın müziklerini, özellikle 'belly dance' (göbek dansı) müziklerini oturup da dinlemem. Ama onları bulmak için enteresan bir şekilde bir arayış içindeyimdir. Bazan öyle güzel parçalar vardır ki, ama onlar hikâyesiyle sizi istediğiniz yere getirmez. O yüzden bazan müzik parçalarının belli bir kısmını alıp başka bir müzikle birleştirmek gerekebiliyor. Bu nasıl oluyor? Bir örnek vereyim: Bir oryantal (doğu) müziğini alıyorsunuz, onu bir elektronik müzikle 'miks'* (düzenleme) yapıyorsunuz ve hikâyeyi bir boyuttan alıp başka bir boyuta taşıyorsunuz. Ama bu sizin gördüğünüz hikâye. Seyirciye yansıttığınız hikâye de bu aslında. Bu noktada tamamen benim kendi özel, şahsi seçimim ön plana çıkıyor. O müziği dinleyince karakteri, kıyafetini hayal edebiliyorum. Tabi ki bu sadece benim şahsi seçimimle sınırlı. Bugüne kadar seyirciden seçimlerimle ilgili hiçbiri eleştiri almadım. O yüzden başarılı olmuşum herhalde diyorum. Benim için gösteri, güzel bir müzik seç…, tamam güzel, müzikle herkes dans edebilir ama, müziği seçtin, bir de kostüm ayarladın, tamamdır, kendini sahneye at demek değildir. Ben öyle düşünmüyorum. Benim için müziğin erkeği ve dişisi vardır. Hikâyeyi veren müzik vardır. Müzik sadece ritminden dolayı, sözünden dolayı ya da nasıl 'edit'*lendiğinden (işlendiğinden) dolayı değil, çalgının ruhu, hikâyesi, vermek istediği mesaj benim için önemlidir. Ben genelde bilinen ezgileri seçmem. Maskülen* (erkeksi) ve dramatik 'sound'*lar (tınılar) beni cezbeder. Etnik müzikleri klasik bir havada sunmayı tercih ederim.

- Böylece daha 'unique' oluyor değil mi?
- Evet. Bir de, benim de bu 'unique'lik üzerinde bir kapasitem varsa, yani makyaj, kostüm ve koreografi olarak, o zaman çalışmaya karar veriyorum ve koreografiye başlıyorum.

- Peki ne yapıyorsun? Mesela aynanın karşısında mı çalışıyorsun?
- Hah.. haaa… Ben bir dönem aynanın karşısında çalıştım. Ama şu bir gerçek ki, klasik bale, modern ve caz dansı derslerimden sonra, ki bunları özel kişilerle ve özel gruplarla çalıştım, dünya çapında insanlarla çalıştım, özellikle de Cirque du Soleil'de, hatta orada çalışırken ben diğer dansçılara da haftada iki kez ders de veriyordum, değişik bakış açıları yaratmak adına… Neyse konuya dönelim, aynanın karşısında çalıştıktan bir süre sonra, özellikle çizgilerini, vücudunu iyi tanıyorsan, eğer frekansların açıksa, bir süreden sonra bazı hareketleri aynanın karşısında denememeye başlıyorsun. Çünkü onlar artık senin vücuduna oturmuş oluyor. Ama tabi ki yeni dinlediğin bir müzikten öyle bir etki alırsın ki, onun için bir hareket yaratmak zorunda hissedersin kendini; işte o zamanlar ayna benim en büyük yardımcım olur.

- Günde kaç saat çalışırsın?
- Benim belli bir programım yok. Onu daha çok klasik bale dansçıları yapar. Ben kendimi gece saat 2'de dans ederken bulabiliyorum. Benim yaşadığım ortamda bir alan olmalı, istediğim anda dans edebilmeliyim, tabi ki ayna da gerekiyor. Bazan çalışmalarım sabahın çok erken saatlerinde olabiliyor, bazan 4 saat bazen 15 dakika sürebiliyor. Hatta bazan sokakta yürürken bile bir köşeye çekilip el ve kol harekeleri denediğim olmuştur. Bu daha çok ellerimle olur. Çünkü bazı anlar var, kulağımda müziğimle sokakta yürürken öyle bir ezgi duyarım ki, onu o anda vücut hareketiyle dışarı vermem gerekir. Zaten bu ilk hareketler akılda kalanlardır.

- Peki vücudun çok güzel, estetik olarak kusursuz, herşey yeterince, abartılı değil. Yani bir gram yağ yok. Lüzumsuz biçimde fışkıran adaleler yok, ama yine de adaleli. Bunu nasıl başarıyorsun? Özel bir diyet ve özel bir idman programın mı var?
- Ben spor salonuna çok nadir giderim. Yüzlerce kişi bana benzer sorular yöneltmiştir. Ancak kendilerine verdiğim cevap karşısında donup kalmışlardır. Özel olarak hiçbir şey yapmam. Ben şuna inanırım, insan eğer isterse beyin gücüyle vücudunu şekillendirme yeteneğine sahiptir. Mesela yemekten sonra, doymuşluğun verdiği hazla koltuğa çöküp kendini rahat bir şekilde bırakırsan, yani vücudu tembelleştirirsen bedeninin psikolojisini bozarsın…

- Yani istediğin kadar ye ama sonra da bol bol hareket et diyorsun özetle.
- Aynen. Ben şunu şu kadar yedim, bu kadar yağ, bu kadar protein aldım filan diye kafaya takmam. Çok fazla 'stretch'* (sündürmek) yaparım ben. Buna 25 yaşımdan sonra başladım. İnsanın vücudunu farklı açılarda ve farklı derecelerde hareket ettirmeli diye düşünüyorum. İnsanlar bu sorumululuğu kendilerinde görürlerse, bence vücutlarını şekillendirme gibi bir sorunları olmayacaktır.

- Ama çatı da önemli, önce Allah vergisi bir çatı lazım.
- Tabi ki, o da önemli ama, ben ne kısa boylu insanlarda ne vücutlar gördüm mesela. Ben düşünce gücünün de insan vücuduna şekil vermede çok önemli bir faktör* (etmen) olduğunu savunuyorum. Terlemek de çok önemli ama hep kontrollü olarak, yani spor salonlarında bir sürü insan görüyorum, hareketleri kontrolden çıkmış gidiyor. Bunun insana kalıcı bir yararı olamaz. Yaptıklarının karşılığını almak ve kalıcılığını sağlamak istiyorsan eğer, tüm hareketlerini kontrollü yapmak zorundasın.

- Dans ederken seyirciye bir mesaj vermeye çalışıyorsun gibi geldi bana. Bakışların bunu söylüyordu adeta, yanılıyor muyum?
- Hah… ha … haaaa… bilmem.

- Seni izlerken insan şaşırıyor, karışık hislere kapılıyor. Tabi ki ilk cinsellik geliyor insanın aklına. Çünkü güzel dans ediyorsun ve seksi hareketlerin var. Ama derken tek ayağının üstünde bir dönüp yere çöküyorsun, "aa bu adam sporcu" diyorum, derken bir bakıyorum, "bu bale" diyorum. Yani böyle karmakarışık duygular içinde izledik seni. Gerçekten hayran olduk ama, bir yerlere koyamadık, bir de muzip bakışların var…

- Ben dans ederken izleyiciyle flörtleşmeye bayılırım ama, bunu izleyicinin gözlerinin içine bakarak yapmam. Ben algıda flörtleşmeyi severim. Ben daha önce de belirttiğim gibi farklı dans tekniklerini kullanıyorum, buna ruhumu da katıyorum. Eğer karşımda benim verdiklerimi alabilecek kapasitede bir seyirci kitlesi varsa çok mutlu oluyorum. Mesela ben Montreal'de dans etmekten inanılmaz keyif alıyorum. Çünkü buradaki insanların hemen hepsi sanatı seviyor, sanatın farklı dallarına ilgi gösteriyorlar, farklı kültürlerin sanatçılarını izlemek için büyük bir çaba ve araştırma içerisindeler. Bu yüzden de ben Montreal'deki izleyiciye biraz daha farklı bir açıdan yaklaşılması gerektiğine inanıyorum. O yüzden mesaj önemli tabi. Bir dansta sadece drama, sadece duygusallık ya da sadece güç gösterisi veya şaklabanlık, komedi olmaz. Benim danslarım 7-8 dakika sürer. Bu sürede değişik duygulara yer vermeye çalışırım. Bu yüzden de seçmiş olduğum müzikler, tek bir duyguya bağlı kalınmayıp çeşitli duyguları aktarmama fırsat verecek türden oluyor. Bu da benim ifadelerime yansıyor. Bunu genelde bilinçli olarak yapıyorum. Her izleyicinin dansın tamamını değilse bile, hakkına düşen kareyi algılaması beni çok mutlu ediyor.

- Peki İlhan bu gece izlediğimiz gösterideki diğer dansçılar da çok başarılıydılar. Bize biraz onlarla ilgili de bilgi verebilir misin?
- Ben Montreal'e her geldiğimde 'workshop'*lar veririm. Beni takip eden profesyonel dansçılar da vardır. Bu vesileyle de Montreal'deki dans ortamından birçok kişiyle tanıştım. Bu gala için oryantal (Doğuya gözgü) dans yapanların arasından bazılarını, tabi güzel örnekleri seçtim ve davet ettim. Bazılarını 'Festival du Monde Arabe'tan tanırım; birlikte gösteri yaratmışlığımız vardır. Hepsi Kanada'da yaşayan gösteri sanatçılarıdır.

- Bu gösteriyi tekrarlamayı düşünüyor musun?
- Ben dediğim gibi yaza buraya gelmeyi düşünüyorum. O zaman bu gecenin ikincisini ve daha büyüğünü düzenlemeyi planlıyoruz. Olympia salonunda bir gösteri sergilemek isterim. Birkaç sponsor kontaklarımız (katkıda bulunacak ilişkilerimiz) olacak, siz de Bizim Anadolu'da bunu bir şekilde duyurabilirseniz çok iyi olur.

- Tabi, sana çok teşekkür ediyor, başarılarının devamını diliyoruz.
- Ben teşekkür ederim ilginize, hoşça kalın.

Workshop: Bir konu üzerinde işlik açıp meslek öğretmek.


Ocak-Şubat 14

Yazarın Önceki Yazıları:
Yeni başkan Turquebec'e ivme kazandırmak istiyor
THY sonunda Montreal'e geliyor
İki ülke arasında etkin bir siyaset bilimci: Prof. Samim Akgönül
Dr. Çıkırıkçıoğlu: "Kolestrolün yüksekliği damar tıkanabilir demek"
Dr. Çıkırıkçıoğlu'yla kalp sağlığı üstüne
Dr. Yurtçu: "Tanrılaştırmamak üzere Atatürk'ü canım kadar severim!"
Şakir'in Camisi'sine kadın eli
Sibel Ataoğul: "Biz hukukçular ister istemez siyasetin içindeyiz"
Kebek'te öğrenciler ne istiyor?
Pasta Sanatçısı Aylin Özyazgan
Kadınlara bir sığınak: Auberge Madeleine Kadın Sığınma Evi
Walstreet'ten Sonra Montreal İşgali
Gösteri biçimi vurmalı çalgı müziğini Türkiye'ye getiren adam, Jozi Levi
Gülpekmez: "Yanlış yapılan şeyler varsa düzeltmemiz için çözüm önerin diyoruz"
Turquebec'in yeni Başkanı Bekir Gülpekmez'le yaşamın içinden
"Her zaman için bir mülk sahibi olmak iyidir."
Ressam Hikmet Çetinkaya'nın kan kırmızı gelincikleri
Pencereden başka bir İstanbul ve Ali İhtiyar
Yetkin Dikinciler: "Amacım Nâzım'a benzemeye çalışmak değil, ona layık olmaya çalışmaktı..."
Atatürk ve Devrim Arabaları'nın ünlü yönetmeni Tolga Örnek'le samimi bir söyleşi
Nil Ataoğul'la Kebek'te Sendikalaşma
Resimlerim çok renkli, biçimler renklerden çıkıyor...
Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'dan görüntüler
Toronto Başkonsolosu Bilgen, yoğun biçimde açılışa hazırlanıyor
Dr. Khadir: "Bilime inanın!"
Türkiye Turizm Fuarı'ndaydı
Kadınların duygusallığını resmeden ressam: Orhan Alpaslan
Toplumun Muhteşem Süleyman'ı Montreal Caz Festivali'nde döktürdü
"Burada bir hikâye var, bunu çekmeliyim dedim.
Ve hiçbir şey iki kez çekilmedi!"

Türkiye'den Kanada'ya sanat köprüsü ve Ressam Atanur-Asuman Doğan çifti
Montreal'de Türk Kültür Şöleni'ni başlatıyoruz
Duo Romantika'dan dört el'li sevgi damlaları…
Petro Canada'ya karşı işçilerin utkusu
Kriz gerçekten korkunç mu?
"Zekât, bu ülkede herkes tarafından gerektiği gibi uygulansa…"
Zayıflamak sorun değil, onu korumayı bilmeli!
Ressam Ali Refik Ataoğul: "Sanatçı avant-garde olmalı"
Profesyonel bir yardım toplayıcı: Eda Levi
Fethullah hareketiyle ilgili Mahçupyan:
"O ağın içinde pekişmesi sayesinde tabii ki bir siyasi güç"

Mahçupyan: "Hrant'ın ölümünü hâlâ kabullenebilmiş değilim."
"Benim planlamacıya ihtiyacım yok demeyin!"
"Çok paranız olması önemli değil, elinizdekini akıllıca değerlendirin!"
Rum Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs yurttaşlarına pasaport veriyor
Melisa, oğlu ve torununa destek için Erivan'dan geldi
İsmail Cem İpekçi: "Kültürünüzü yitirmeyin ama, yaşadığınız topluma da karışın!"