Ayşenil Suadiyeli ATAOĞUL
Ayın Konuğu

 

Lacivert Montreal gecelerinin cazcısı: Fuat Tuaç

Değerli okuyucularımız, caz sever misiniz? Peki ya caz kulüplerini? Severim diyorsanız, sizlere bir sürprizimiz var. Artık Montreal caz kulüplerinde şarkı söyleyen bir Türk genci var: Fuat Tuaç. İstanbul'da başarılı bir avukatken, müzik eğitimi alıp caz şarkıcısı olma hayallerini gerçekleştirmek için mesleğini, yerini yurdunu bırakmış ve taa buralara kadar gelmiş; Concordia Üniversitesi'ne burslu olarak girmiş ve önümüzdeki bahara da mezun oluyor. Bu arada Montreal'deki hemen hemen tüm caz kulüplerinde şarkı söylemeye başlamış bile. Fuat, hayallerini gerçekleştirebildiğini söyleyebilen nadir insanlardan biri. Şanslı olduğunu da söylüyor ama, bence bunda, kendisiyle barışık, pozitif düşüncelerle dolu, neşeli, olumlu ve kararlı bir insan olmasının rolü çok büyük. Bu başarılı gencimizin canlı gösterisini izlemek ve ona destek olmak isteyenler düzenli programı olan Upstairs Caz Kulübünün internet sitesine www.upstairsjazz.com ve de Fuat Tuaç'ın "facebook" sayfasına bakabilirler.

- Klasik sorumuzla başlayalım, bize kendini tanıtır mısın?
- İzmir doğumluyum. Liseyi İzmir'de okudum, daha sonra Ankara'da Hukuk Fakültesi'ne gittim, daha sonra da burs kazanıp Londra'da yine Hukuk Fakültesi'nde okudum. Mezun olunca bir süre Londra'da çalıştım, oradan İstanbul'a döndüm. Daha sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde iş buldum. 4 yıllığına Fransa'ya çalışmaya gittim. Sonra yeniden Türkiye'ye döndüm, 5 yıl Türkiye'de değişik firmalarda avukatlık yaptım. 4 yıl önce müziğe olan aşkım yeniden çok ağır bastı ve avukatlığın yanında müzik dersleri almaya başladım. Kısa bir süre sonra bir grup kurarak İstanbul'daki caz barlarda sahneye çıkmaya başladım. Daha sonra müzik okumam gerektiğine karar verdim ve Kanada'ya geldim. Göçmenlik başvurusuyla da birleştirdim bu işi. Şu anda Concordia Üniversitesi'nde caz bölümünde okuyorum ve şehrin çeşitli caz barlarında düzenli program yapıyorum.

- Neden Kanada'yı seçtin?
- Çünkü cazın anavatanı Kuzey Amerika. Örneğin Oscar Peterson, Diana Krall, Michael Bubble, hepsi Kanadalı. Amerika beni pek cezbetmedi. Özellikle de 11 Eylül sonrası politikalarından ötürü. Kanada çok cazip geldi. Zaten Avrupa'da İngiltere-Fransa maceram 6 yıla yakın; ayrıca turistik ziyaretlerle Avrupa'da görmediğim ülke kalmamıştı. Kanada'yı merak etmiştim. Yerleşmek için ideal bir vatan olduğunu düşünüyordum. Fransızca'yla bağlantımı kaybetmemek için de Montreal'i seçtim.

- Concordia'ya gireli ne kadar oldu?
- Bu Nisan'da mezun oluyorum.

- Ne güzel! Peki caz eğitimi nedir, nasıl oluyor? İlgilenen okuyucularımız olabilir...
- Caz eğitimi dediğimiz solfej... Çeşitli "ensemble" dersleri de var, yani grup içerisinde enstrüman çalmayı, şarkı söylemeyi öğreniyorsunuz.

- Hangi enstrümanları öğreniyorsun?
- Ben piyano ve gitar çalıyorum, ayrıca şarkı söylüyorum.

- Okulda konserler mi veriyorsunuz?
- Evet, sömestr ve yıl sonlarında konserler veriliyor. Ama okul aynı zamanda dışarıdaki her türlü etkinliği teşvik ediyor. Örneğin gelecek hafta beni televizyona çıkartıyorlar.

- Hangi kanal?
- Global TV. Gelecek Pazartesi sabah programına çıkacağım, birkaç şarkı söyleyeceğim,

- Ne güzel. Niye caz müziğini seçtin?
- Caz canlı ve doğaçlama yapılan bir müzik. Yani popüler müzikten çok farklı. Hiçbir şarkıyı iki defa aynı şekilde söyleyemiyorsunuz. Bir pop müzik şarkısında, nerede ne zaman gireceğiniz belli, hep aynı şekilde söylemeniz gerekiyor. Caz ise anında yapılan bir müzik. Ayrıca caz kulübü kültürü çok güzel. Arkadaşlarınızla buluşuyorsunuz ve bir iki kadeh atarken de çok güzel bir müzik dinliyorsunuz. Caz müzisyenleri kesinlikle diva değiller, inip masanıza oturup sizinle sohbet ederler. Caz yaşayan bir müzik, günü yansıtan bir müzik, entelektüel bir müzik. İçinde barındırdığı enstrümanlar çok güzel; üflemeliler olsun, gitar olsun, piyano olsun. Ayrıca caz şarkılarının sözleri de beni her zaman çok cezp etmiştir. Özellikle Fransız 'chanson'undan gelip de daha sonra Kuzey Amerika'nın zencilerinin şarkısı olanlar. Mesela bir 'Autumn Leaves'. Aslında sözlerini şair Jacques Prevert'in yazdığı, Joseph Cosma'nın bestelediği ve ilk kez 1946'da Yves Montand'ın seslendirdiği bir Fransız şarkısıdır. Aynı şekilde Frank Sinatra'nın ünlü şarkısı 'My Way' de Claude François'nın "Comme d'habitude" adlı şarkısıdır. Çok evrensel bir dili var. Pop müziğinin atası, her zaman çok hoşuma gitmiştir. İstanbul'da da çok güzel caz barlar var. Çok seviyordum caz barlara gitmeyi. Kısa sürede avukatlık dışında çok güzel bir çevre edindim bu camiada ve İstanbul'da da birlikte çalmadığım çok az müzisyen kalmıştı. İşte bu sıcak ortam beni hep çok etkilemiştir.

- Artık avukatlığı tamamen bıraktın mı?
- Yooo, mesleğimi hiçbir zaman bırakmadım. Aile şirketini hâlâ ben yönetiyorum. Kızkardeşimin avukatlığını yapıyorum. Concordia Üniversitesi'nde 'legal clinic'te (yasal klinik) çalışıyorum. Devletle ve okulla sorunları olan öğrencilere hukuksal açıdan yardımcı oluyorum. Ayrıca, benim konserlerime gelip çalan profesörlerimden biri birkaç ay önce beni menajeri olarak atadı, birlikte bir plak şirketi kuruyoruz; onun halkla ilişkilerini ben düzenliyorum. Web sitesini ben yönetiyorum, hukuk danışmanlığını ben yapıyorum. Yine konserlerime gelen çok ünlü bir avukatın, Montreal'in önde gelen iş kadınlarından biri olan karısı beni bir 'fund raising committee'ye (yardım parası toplama kuruluna) atadı ve onunla birlikte 'Salvation Army' (yoksullar için para toplayan Hıristiyan bir örgüt) Kadın Sığınma Evi' yararına, yani aile içi şiddet kurbanı kadınlar yararına bir kampanyada çalışıyoruz.

- Nedir bu kampanya?
- Ünlü caz piyanisti Oliver Jones'ın katıldığı, Montreal'in yalnızca 'crème de la crème' (kaymak tabaka) işadamlarına bir gece düzenliyoruz. Bu etkinliğin pazarlama komitesinin başına seçildim. Buradaki Türk toplumundan da önde gelen herkesi çağıracağım bu geceye. Dolayısıyla, Montreal'de kısa süre içerisinde çok çabuk sivrilmemin sebebi avukatlıktan almış olduğum kıvrak zekâm ve çok analitik düşünebilme yeteneğimi, sanat yeteneğimle birleştirebilmem sayesindedir. Bu herkesin çok çabuk dikkatini çekiyor. Teklifler hep beni buldu. Ben hiçbir şey yapmak zorunda kalmadım geldiğimden beri. Aynı zamanda da aile şirketimizi yönetiyorum.

- Ama şirketiniz İstanbul'da değil mi?
- Evet ama burada da bir şirket kuruyoruz.

- Konu nedir?
- Biomedikal. Onun uluslararası anlaşmaları oluyor. Örneğin New York'la telekonferans olması gerekiyor. Zaten yakınım dolayısıyla ben ilgileniyorum, ben yönetiyorum.

- Peki Fuat, burada avukatlık yapabiliyor musun, yani sadece baro okuluna giderek burada da çalışman mümkün mü?
- Şimdi ben İngiltere ve Fransa çıkışlı olduğum için burada avukatlık yapmak için yalnızca baro sınavını geçmem yetiyor. Ancak ben bunu dener miyim, denemez miyim bilemiyorum. Aslında kızınızla bunu çok konuştuk. Sağ olsun bana çok yardımcı oldu. Şu an için bu adımı çok gerekli görmüyorum çünkü şu an yaptığım menajerlik işi için bu gerekli değil. Ancak Nisan'da okulu bitirdikten sonra durum ne olur bilemiyorum. Belki de burada da avukatlık yapabilmek için baro sınavına girmeye karar verebilirim.

Fuat Tuaç: "Benim hayalim gereçleşti"

- Peki müzikle, cazla geçinmek mümkün mü?
- Vallahi bu sizin ne kadar iyi bir iş adamı olduğunuza bağlı. Müzisyenlerin çoğunda maalesef işadamı kafası yok. Yani o sahneye çıkıp şarkılarını söyledikten sonra işlerinin bittiğini zannediyorlar. Halbuki müzisyenin aynı zamanda çok iyi bir iş adamı olması gerekiyor. Eğer siz iyi bir şekilde 'networking' (çevre edinmek) yapabiliyorsanız, size yardımcı olan, sizin hayranınız olan kitleyi koruyabiliyorsanız. Örneğin bir gazete sizi baş sayfasına koyuyorsa, siz de o gazetenin 20. yıl kutlamalarına katılıyorsanız, bir vefa borcunu ödeyebiliyorsanız, bunu başarabiliyorsunuz demektir.

- Bizim gazeteden söz ediyorsun galiba…
- Evet, Bizim Anadolu'nun Türk cemaatini (toplumunu) bir arada tutan çok güzel bir yayın organı olduğunu düşünüyorum. Film festivaline de çok büyük katkıları olduğunu düşünüyorum. İnşallah hep böyle devam eder.

- İnşallah, peki Fuat gelecek için hedefin nedir?
- Concordia'da tam burslu okuyorum, devletten de kısmi bir burs kazandım. Kurduğumuz bu plak şirketi bünyesinde mümkün olan en kısa zamanda, tercihen gelecek yıl bir albüm yayınlayacağım. 'Upstairs' adlı barda ayda iki kez solo program yapmaya başladım. Bu bir Türk ya da yabancı müzisyen için çok güzel bir şey. Aytül Ablanın barı Café Gitana'da her ay sahneye çıkmaya başladık. 16 Mart'ta 'La Sala Rossa' diye çok ünlü ve büyük bir konser salonunda yine konserim olacak. Onun yanında St. Denis üzerindeki 'Dièse Onze' adlı caz kulübünden teklif aldım, orada da sahneye çıkacağım. Eş zamanlı olarak 'The House of Jazz'ın sahibiyle de görüşüyorum, orada da bir konserim olacak muhtemelen. Yani konserler vermeye devam edeceğim. Aynı zamanda hukuktan da ayrılacağımı zannetmiyorum. Zaten hocamın menajerliği bütün hızıyla devam etmekte şu an. Kurduğumuz plak şirketi bünyesinde ilk olarak, bütün Concordia mezunlarından oluşan çok eklektik bir albüm çıkartacağız ve bunun için şu anda ben devlete bir burs başvurusu yaptım. Büyük bir ihtimalle bir burs alıp bu kolektif çalışma içerisinde ben de bir şarkı seslendireceğim. Vallahi gelecek için amacım hukukla müziği bir şekilde birleştirmek ve albüm yapmak; sahneden asla kopmak istemiyorum.

- Beste yapıyor musun?
- Evet yapıyorum. En son bestemi geçen gece seslendirdim. Bu bestem demin sözünü ettiğim kolektif albümde de yayınlanacak eğer devletten bursu alabilirsek, ki bu projenin onaylanacağından eminiz diyebilirim.

- "Devletten burs alabilirsek yayınlanacak" dedin. Bunun ne anlamı var? Yani devletten burs alamazsanız yayınlanmayacak demek mi?
- Hayır, yine yayınlanır. Ama eğer hükümetten destek alırsak, hem tanıtım hem konserler hem de kaydın bütün giderleri, yani tüm masraf karşılanmış olacak.

- Buradaki Türk toplumundan destek görüyor musun?
- Vallahi görüyorum. Özellikle Sibel Köse'den çok destek görmekteyim. Turquebec Derneği, derneğin Başkanı Gökhan Kurtoğlu destek gördüğüm kurum ve kişilerin başında geliyor. Tabi buradaki Türk toplumu beni daha yeni yeni tanıyor, ama yine de destek var. Bunu çok takdir ediyorum. Beni konserlerde yalnız bırakmıyorlar; hepsine çok çok teşekkür ediyorum. Konserlerimde hep Türkçe şarkılar söylüyorum. Sayısını üçe çıkardım. Gelecek konserlerde bunu dörde, beşe çıkartacağım. Montreal'deki caz dinleyicisi de bayağı her konserde, "Türkçe şarkı söyleyecek misin" diye sorar hale geldi.

- Caz dinleyicisi dedin de, senin dinleyicilerin genelde hangi kesimden; Frankofon, Anglofon, Allofon?
- Vallahi, 'Upstairs' caz barında beşinci konserimi verdim, yine hınca hınç doldurdum içeriyi. Gerçek caz dinleyicisi de bayağı gelmeye başladı. Frankofon da var, Anglofon da. Sağ olsun Türk dinleyicilerim de geliyor. Concordia öğrencileri geliyor, profesörler geliyor. Her yaz hükümet bana bir burs veriyor; göller yöresine, Lac St. Jean'a falan gidip, Kanada'nın en ileri gelen Frankofon müzisyenleriyle iki hafta müzik yapıyorum. Sağ olsun onlar da geliyorlar. Yakınları geliyor, dolayısıyla çok güzel bir dinleyici kitlesi oluyor. En son konserime Fransa'da, benim yaşadığım şehirden büyük bir kitle geldi, çok güzel bir tesadüf oldu. Git gide daha büyük bir kitleye ulaşmaya başladım. Upstairs'in sahibi de bana çok destek veriyor. Her Çarşamba orada 5-7 arası bir 'jam session' düzenliyoruz. Mesela beni orada dinleyenler sonra konserlere de gelmeyi tercih ediyorlar.

- Anlıyorum. Peki Fuat hayalin nedir?
- Valla benim hayalim gerçekleşti…

- Ne mutlu sana…
- Vallahi doğru söylüyorum. Şan, şöhret, artık bu yaştan sonra olmaz. Zaten ben şöhretin mutluluk getirdiğine hiçbir zaman inanmıyorum. Kendimi bir Michael Bubble ya da Diana Krall'un yerinde görmüyorum. Ben aile yaşantısının, insanın dostları, arkadaşlarıyla birlikte olan yaşantısının asla bitmemesi gerektiğini düşünüyorum mutlu olabilmek için. Vallahi ne mutlu, eğer hem müzik yapabiliyor, hem de aç kalmıyor, sürünmüyorsa insan, ayda birkaç defa çeşitli mekânlarda çıkıp şarkı söyleyebiliyorsa, ne mutlu ona! Başka ne isteyebilirim ki hayattan?

- Türkiye'de, Fransa'da, İngiltere'de ve Kanada'da yaşadığını söyledin. En çok nereyi beğeniyorsun?
- Vallahi "home is where the heart is", "evin kalbinin olduğu yerdir" diye bir tabir vardır ya, o çok doğru. Ben ona çok inanırım. Hepsinin yeri çok ayrı, hepsinin yeri çok güzel, çok özel. Ancak ben Türküm. Kanada pasaportuna sahip olsam da, ki bu yıl başvurma hakkım doğuyor, hiçbir zaman ben Kanadalı olmayacağım. Kanada vatandaşı olacağım ama, Kanadalı olmayacağım. Benim değer yargılarım, referans noktalarım her zaman Türkiye'de olacaktır. En iyi konuştuğum dil her zaman Türkçe olduğu gibi, şakalarını dinlediğim, edebiyatından en iyi anladığım, kendimi en 'ait' hissettiğim toplum ve kültür Türk olacaktır. Dolayısıyla İstanbul'un, Türkiye'nin yeri benim için her zaman farklıdır, ailem de orada zaten.

- Anlıyorum…
- Ama bence Montreal'de yaşamak da çok çok güzel. Toronto'da yaşamak istemezdim açıkçası. Vancouver su kenarında olmasından ötürü cazip gelmişti ama, Montreal'in kültürel yaşantısını hiçbir yere değişmem.

- Soğuğuna ne diyorsun?
- Vallahi Kanada'ya hiç kimse havası için gelmiyor…

- Bu harika bir cevap…
- Hah haaa… Gülü seven dikenine katlanır. Ben Parc Lafontaine'in dibinde bir ev tuttum. Çocukken buz pateni yapardım. Kendime paten aldım, paten yapacağım. Fransa'dayken kayak kaymayı öğrenmiştim, gerekirse yeniden kayağa başlayacağım. Müzik çok güzel bir şey, özellikle de caz kültürü, demin de söylediğim gibi. Çok korkunç gecelerde bir caz kulübüne gidiyorsunuz, hiç tanımadığınız insanlarla kaynaşıyorsunuz, bir anda etrafınız arkadaşlarla doluyor ve o depresif gece ya da Pazar günü, çok güzel bir güne dönüşebiliyor. Günleri renklendirmek aslında bizim elimizde. Gerçekten de bu soğuk kış günlerinde Montreal'in bu canlı kültürel yaşantısı, bence insanın moralini yerine getirmeye yetiyor. Festivalleri olsun, Beyaz Geceleri (la Nuit Blanche) olsun… Bence çok canlı ve yaşayan bir kent. Çok çok büyük olmamasının da bir sürü avantajı var; kısa zamanda birçok yere gidebiliyorsun.

- Sen çok olumlu düşünüyorsun, o yüzden önün, yolun hep açık olur, inşallah…
- Vallahi olumlu düşünmemek bence hayatta vakit kaybı, çünkü aslına bakarsanız insanın moralini bozması çok kolay. Julia Roberts'ın 'Eat, Pray, Love' diye aptal bir filmi vardı. Hindistan'a gidiyordu, orada adam diyordu ki, "sabah kalkarken nasıl elbiselerini seçiyorsan, o günün nasıl olacağını da seçebilirsin aslında". Yani "bugün mutlu mu olacağım, mutsuz mu, işlerim kötü gitti "ah ne şanssızım" diye yanarak vakit mi kaybedeceğim, yoksa "evet, bir tatsızlık oldu ama ben bunu nasıl tersine çevirebilirim, bardağın yarı dolu olduğunu nasıl görebilirim" diye düşünmek var. Buraya geldiğimden beri, tabi ki her şey çok yolunda gitmedi ama, şunu da inkâr edemem, ki çok şanslı olduğum şeyler de oldu. Hayalimi gerçekleştirdim. Çevremi Türkler olsun, diğerleri olsun hep güzel insanlarla doldurdum. Bunları da göz ardı edemem. Dolayısıyla kendimi çok şanslı addediyorum ve olumlu düşünmeyi de hep sürdürmek istiyorum.

- Harika, hep böyle düşün, başarılarının devamını diliyorum Fuat'cım yolun açık olsun.
- Ben teşekkür ederim Ayşenil Abla!


Mart-Nisan 14

Yazarın Önceki Yazıları:
Kıtalararası dansçı İlhan Karabacak
Yeni başkan Turquebec'e ivme kazandırmak istiyor
THY sonunda Montreal'e geliyor
İki ülke arasında etkin bir siyaset bilimci: Prof. Samim Akgönül
Dr. Çıkırıkçıoğlu: "Kolestrolün yüksekliği damar tıkanabilir demek"
Dr. Çıkırıkçıoğlu'yla kalp sağlığı üstüne
Dr. Yurtçu: "Tanrılaştırmamak üzere Atatürk'ü canım kadar severim!"
Şakir'in Camisi'sine kadın eli
Sibel Ataoğul: "Biz hukukçular ister istemez siyasetin içindeyiz"
Kebek'te öğrenciler ne istiyor?
Pasta Sanatçısı Aylin Özyazgan
Kadınlara bir sığınak: Auberge Madeleine Kadın Sığınma Evi
Walstreet'ten Sonra Montreal İşgali
Gösteri biçimi vurmalı çalgı müziğini Türkiye'ye getiren adam, Jozi Levi
Gülpekmez: "Yanlış yapılan şeyler varsa düzeltmemiz için çözüm önerin diyoruz"
Turquebec'in yeni Başkanı Bekir Gülpekmez'le yaşamın içinden
"Her zaman için bir mülk sahibi olmak iyidir."
Ressam Hikmet Çetinkaya'nın kan kırmızı gelincikleri
Pencereden başka bir İstanbul ve Ali İhtiyar
Yetkin Dikinciler: "Amacım Nâzım'a benzemeye çalışmak değil, ona layık olmaya çalışmaktı..."
Atatürk ve Devrim Arabaları'nın ünlü yönetmeni Tolga Örnek'le samimi bir söyleşi
Nil Ataoğul'la Kebek'te Sendikalaşma
Resimlerim çok renkli, biçimler renklerden çıkıyor...
Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'dan görüntüler
Toronto Başkonsolosu Bilgen, yoğun biçimde açılışa hazırlanıyor
Dr. Khadir: "Bilime inanın!"
Türkiye Turizm Fuarı'ndaydı
Kadınların duygusallığını resmeden ressam: Orhan Alpaslan
Toplumun Muhteşem Süleyman'ı Montreal Caz Festivali'nde döktürdü
"Burada bir hikâye var, bunu çekmeliyim dedim.
Ve hiçbir şey iki kez çekilmedi!"

Türkiye'den Kanada'ya sanat köprüsü ve Ressam Atanur-Asuman Doğan çifti
Montreal'de Türk Kültür Şöleni'ni başlatıyoruz
Duo Romantika'dan dört el'li sevgi damlaları…
Petro Canada'ya karşı işçilerin utkusu
Kriz gerçekten korkunç mu?
"Zekât, bu ülkede herkes tarafından gerektiği gibi uygulansa…"
Zayıflamak sorun değil, onu korumayı bilmeli!
Ressam Ali Refik Ataoğul: "Sanatçı avant-garde olmalı"
Profesyonel bir yardım toplayıcı: Eda Levi
Fethullah hareketiyle ilgili Mahçupyan:
"O ağın içinde pekişmesi sayesinde tabii ki bir siyasi güç"

Mahçupyan: "Hrant'ın ölümünü hâlâ kabullenebilmiş değilim."
"Benim planlamacıya ihtiyacım yok demeyin!"
"Çok paranız olması önemli değil, elinizdekini akıllıca değerlendirin!"
Rum Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs yurttaşlarına pasaport veriyor
Melisa, oğlu ve torununa destek için Erivan'dan geldi
İsmail Cem İpekçi: "Kültürünüzü yitirmeyin ama, yaşadığınız topluma da karışın!"